Kemal CAN



Bookmark and Share

Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı


22.10.2019 - Bu Yazı 45 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Neredeyse AKP iktidarı kadar eski bir inanış var: “Yoksul ve cahil” insanların küçük faydalar karşılığında ikna olduğu, patates ve makarna dağıtılarak oy temin edilebildiği. Zaman zaman televizyon programlarında, köşe yazılarında gündeme getirilen bu abartılı tezin açık destekçileri kadar, mahcup inananlarının, örtülü imalarla kullananlarının da hiç az olmadığı defalarca görüldü. Anlaşılmaz veya kabullenilmesi zor durumlarda, bulunan gerekçelerin rasyonelliği konusunda titizliğin azaldığı bilinen gerçek. Mesnetsiz bir elitizmden açık ve örtülü ırkçılığa kadar uzanan bir kültürel arka plandan da bahsetmek mümkün. Hatta bütün dünyaya yayılan “popülizm belası” eşliğinde, bu iddianın liberal temsili demokrasiyi tehdit eden küresel bir hayalet haline geldiği de söylenebilir. Yani Aysun Kayacı’nın tepki çeken “çobanın oyu ile benimki eşit mi olacak” çıkışının dünyada da konuşulduğu günlerden geçiliyor. Fakat bu iddianın etrafında yapılan tartışmaların da, en az iddianın kendisi kadar irrasyonellik sınırlarını zorlayacak düzeylere ulaştığı zamanlar oldu. 

Özellikle AKP iktidarının ilk dönemlerinde, yoksul kesimlere dönük kaynak transferlerinin seçmen üzerindeki etkilerinden, popülist iktisat politikalarının yarattığı oy manipülasyonundan bahsetmeye kalkanlar, konuyu tartışmaya açma denemeleri, elitizm etiketi yeme riskini almak zorunda kalıyordu. O dönem AKP iktidarını tanımlama ve “tarihsel bir bağlama” oturtma işini gönüllü veya ihale usulü almış olanlar ve sınırlı sayıdaki AKP entelektüeli böylesi imaları daha yapılmadan yakalamakta mahirdi. Dönemin hakim eğiliminin dışından gelebilecek bütün sorulara “niyet okuma” barajı kuranlar, iktidara ve tabanına dönük sorulardaki bütün “niyetleri” hızla tespit edebiliyorlardı. “Sınıf filan” diyenler de zaten ideolojik zaaflarla sakatlanmış, devrini tamamlamış çevrelerdi. O dönemin -ve sonranın- popüler kavramı “sosyoloji” de, bu tartışmanın esas anahtarıydı: “AKP’nin üzerine oturduğu sosyoloji”, kendiliğinden pozitif bir rota üretiyor ve neredeyse bilimsel bir zorunluluk halindeki tarihsel rolünü icra ediyordu. Tanıl Bora’nın 6 Haziran 2018’de Birikim Haftalık’ta yazdığı “Sosyoloji” yazısında hem o günlerden hem sonrasından veciz örnekler mevcut.

Tanıl Bora, “sosyoloji” lâfının, doğrudan doğruya “toplum” veya “toplumsal grup” yerine geçmesinden söz ediyor.: “Sosyal teoride sosyolojizm denen arızanın uç bir örneğidir bu: Toplumsal fenomenleri psikolojik, kültürel, tarihsel, politik veçhelerinden soyundurup salt sosyolojik belirleyene indirgemek ve oradan bir determinizm çıkarmak. Toplumu, toplumun mensuplarını özne değil nesne olarak düşünmeye meyledersiniz o zaman. Bir toplumsal grubun mensuplarının tutumları, tercihleri, iradeleri olabilir ve bunlar kendi içinde de ayrışabilir, oysa bir sosyolojinin mensupları’ndan bunu bekleyemezsiniz. Onlar, sosyolojileri üzere, sosyolojileri icabı davranacaklardır, imâ edilen budur. O zaman ‘sosyoloji’, politik olanı ikame eder, giderek politikaya yer bırakmaz.” Siyasete alan bırakmayan pek çok gelişmeyle birlikte, bu akıl yürütme biçimi de hükmünü olmasa bile iddiasını hala devam ettiriyor. Ancak bugün, geçmişte iktidarın “sosyolojisine” pozitif özellikler yükleyenler, şimdi aynı kesimlerin politik tavırları konusundaki kestirimlerinde aynı yöntemi kullanarak bambaşka noktalara varıyorlar.

İktidar çevresinin, hamaset sosuyla takviye edilmiş –hatta artık sadece sostan ibaret hale gelmiş- biçimde “hakim sosyoloji” açıklamasını halen kullandığını biliyoruz. İktidarın “milli ve yerli” olarak formüle ettiği kalabalık, standart popülist diskur uyarınca asıl milleti temsil ediyor ve yekpare bir “sosyolojiye” dayandırılıyor, bir de bunun karşısındaki “düşman sosyoloji” işbirlikçi elitler var. İşin bu tarafında siyaset biliminin popülizm literatürü açısından fazla bir mesele yok. Meselenin muhalefet tarafında ise işler biraz daha karışık. Patates-makarna üzerinden yapılan siyasi davranış analizlerinin, kolay tüketim malına çevrilmiş milliyetçi-muhafazakar hezeyanların servisine kolayca uyarlanmış olması da bir yere kadar anlaşılır. Asıl garip olan daha önce bu “sosyolojiye” pozitif anlamlar yüklemiş, patates-makarna çözümlemesine çok sert tepki göstermiş olanların, yeni sürüm oy devşirme açıklamalarına hararetle destek veriyor olması. İktidarın askeri-polisiye harekatlar eşliğinde yaptığı milliyetçi-muhafazakar sembol ve heyecan arzının tek sonucu olacağı, her durumda iktidara yarayacağı iddiası, “patates-makarna verilerek oy toplanıyor” rahatlığında genel bir “analize”, “liberal endişeye” dönüşüyor.

İktidarın atakları karşısında kalabalığın ve akıntının dışında kalmanın riskinden korkan muhalefet çevreleri, gönüllü veya “içleri sızlayarak” hizaya giriyor ve koroya dahil oluyor. Davranışlarını gerekçelendirmelerinde de, iktidar tarafından çerçevesi çizilen hassasiyetlerin belirleyiciliğine yüklenen aşırı önem var. İktidardan patates ve makarna alanların tercihleri konusunda nasıl bir kuşkuları yoksa, aynı iktidarın hamaset tazyikinin de kesin ve tartışmasız etkisinden o kadar eminler. En azından davranışlarını böyle açıklamak konusundaki imkanı harcamak istemiyorlar. Çünkü ilişki kurmak veya teması kaybetmemek için bu havuzda kalmak zorunda olduklarına inanıyorlar. Ancak muhalefetteki aktörlerin bu aşırı resesif tutumuna itirazı olanlar içinden, iktidarın her durumda istediği sonucu alabileceğine ilişkin inanca destek verenler de az değil. Onlar da, iktidarın refleks olarak ortaya koyduğu ve geçici olarak yaratabildiği her durumu, arkasındaki “sosyolojiyi” kolayca sürükleyebildiği bir sonuç gibi okumak istiyorlar. Makarna dağıtılarak iradesizleşmiş kalabalıkların sürüklendiğine şiddetle itiraz edenler, savaş servisinin yaratacağı etki konusunda şüpheci olmaktan kaçınıyor. Oysa ortaya çıkmış, yaratılmış durumlar ile gündeme gelebilecek ve gelişmekte olan sonuçları aynı nedensellik zinciri ile açıklamak, her iki gidiş yolu için de sorunlu.

“İktidar -makarnayla sembolleştirilen- bazı destekler sağlıyor, bu transferlerin yöneldiği kesimlerden de oy alıyor. Bu mantıksal zincir, “makarna dağıtılınca oy garanti veya makarna yoksa oy gelmez” iddiasına kadar ilerletilebilir. Böyle bir açıklama dizisi ne kadar saçma ise iktidarın kolay harekete geçirilebilir, gürültü çıkartılabilir hamlelerle daima aynı sonucu alabileceği iddiası da o kadar zayıf. Söz konusu toplum kesimlerinin, aslında bütün insanların, özne olmaktan çıkıp nesne olarak işlem gördüğü inancı, buna uyumlananlar kadar, bundan tiksintiyle bahsedenler için de geçerli. Verili veya bir süreliğine yaratılabilmiş bir durum, zorunlu ve sürekli bir sonucun kanıtı değil. Tam tersi böyle bir mesnetsiz iddianın taşıyıcısı olmak, durumun etki süresini uzatıp bir zorunlu sonuçmuş gibi algılanmasına yol açıyor. “Makarna sosyolojisinin” yerini almış olan “savaş sosyolojisi” de böyle bir kafa karışıklığı üretiyor. Somut oy ve güç artışı görülen 2015’deki iki seçim dışında, iktidarın milliyetçi hezeyanları tetiklediği askeri ve polisiye hamlelerle gücünü (oyunu) artırdığı bir örnek yok. “Allah’ın lütfu” 15 Temmuz dahil, bütün Suriye operasyonları ve total olarak “beka stratejisi” sonuçları ortada. İktidarın servis ettiği ideolojik materyallerle durumu kontrol edebildiği, idare edebildiği doğru ama desteğini (oyunu) artırdığına ve bunu hep başarabileceğine ilişkin bir kanıt yok. Dikkate alınacak hakikat nasıl tarif edilirse ilişki de öyle kuruluyor ve siyasi alan iradesiz “sosyolojilere” yaslandığı iddiasındaki aktörlerce kolay teslim alınıyor.

Facebook Yorumları

reklam
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
28.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
23.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
18.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
16.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
13.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
9.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
6.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
2.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
30.04.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
29.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
25.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
22.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
18.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
12.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
8.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
1.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
29.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine gündem değiştirme paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti zaferden daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile idam şart diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
21.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive