Kemal CAN



Bookmark and Share

Devrimi Özlemek ama Hakkıyla


19.11.2019 - Bu Yazı 95 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 12 Eylül 1980’in üzerinden kırk yıl geçti. Yaşı ellinin altında olanlar o tarihlerdeki sert travmayı ancak anlatılanlardan veya artçı şoklardan biliyor olabilir. Yaşı yeterli olanların önemli bir kısmının da, hafızalarını çeşitli yollarla “temizlemiş” olduğunu düşünmek için epey sebebimiz var. “80 öncesi” gibi bir zamanı yaşayarak bilenlerin ve biraz da pozitif şeyler hissedenlerin artık azınlıkta olduğuna hiç kuşku yok. Söz konusu tarih pek çok şey için milat sayılabilir belki ve zaten de öyledir. Ancak benim de dahil olduğum 78 kuşağı için daha derin kırılmaların izlerini taşıyor. Bu kırılmaların etkileri, yoğunlaştığı alanlar konusunda da çeşitli şeyler söylenebilir. Benim kafamdaki en belirgin kırılma, o dönemi erken yaşlarında aktif bir siyasi hareketlilikle idrak etmiş olanların “devrim” fikriyle sert bir kopuşa zorlanmış olması. Çünkü söz konusu tarih, Türkiye’de gerçekleşen bir askerî darbe olmaktan öte, acayip dönüşümlerin yaşandığı bir dönemin tam üzerine oturdu. Proletaryaya, başkaldırıya, devrime dur demekle kalmayıp tamamen elveda denilmesi gerektiğini söyleyen, söylemekle de yetinmeyen çok sert bir rüzgâr eşliğinde -belki de o rüzgârı serbest bırakmak için- gelmişti darbe. 

Eric Hobsbawm “Devrim Çağı”nı 1848’de bitirse, Taner Timur “Devrimler Çağı”nı 1917’ye kadar taşısa da, 20. yüzyılın ilk üç çeyreğinde -ilk ikisi savaşla yoğurulmuş olarak- devrimin kendisinin ve fikrinin canlı kaldığını söyleyebiliriz. Büyük Savaş sonrasını düşünürsek, 1949 Çin, 1959 Küba ile başlayan seri, 68 dalgası ve 1969 Vietnam ile devam edip 1970 Şili’ye kadar uzandı. Hemen her kıtadaki bağımsızlık mücadeleleri ve küreselleşmiş gündem haline gelen Filistin Davası’nı listeye eklemek gerek. 1979 Nikaragua ve yine aynı yıl bambaşka bir ivmeyle buluşan İran, serinin kuvvetli finali olarak işaret edilebilir. Birbirinden epey farklı içerikler taşısa da bu hareketlilik, devrim fikri için “sonuç alabilir” ortak bir canlılık taşıyordu. 20. yüzyılın bu otuz senelik kesiti (1949-1979) biraz cüretle mini devrimler çağı ismini hak ediyor sanki. 60’ların sonundan başlayan ama özellikle 70’li yıllarda belirginleşen iklimde, devrimin kendisinden çok fikri yükseldi. Hemen her ülkede -bir devrim yapması fiilen neredeyse imkânsız olsa da- efsane devrimci hareketler, gruplar çıktı (bakınız: Daniel Cohn-Bendit, Biz Devrimi Çok Sevmiştik). Kamboçya’daki gibi ağır katliamlar, kültür devriminin savunulması zor hoyratlıkları, reel sosyalizmin ayıpları bile devrim romantizmini pek gölgelememişti. Yükselen sınıf mücadelesi ve kapitalizmin göbeğinde kabul ettirilen kazanımlar bu dalgaya eşlik ediyordu.  

Türkiye de, Kurtuluş Savaşı’na “Anadolu İhtilali”, 60 Darbesi’ne “devrim” denildiği için kavram resmî olarak kriminalize edilmemişti henüz. 70’li yılların başında yitirilen devrimcilerin hatıraları ve biraz abartılsa da bu toprakların başkaldırı geleneğine dair tazelenen anlatılar çok canlıydı. Bu topraklara özgü garibanlık, fukaralık, sınıf mücadelesine doğru yol almaya niyetlenmiş, sanki biraz da karşılık bulur gibi olmuştu. Ekonomik ve toplumsal değişim yüksek bir politik dinamizm yaratmış ve elbette egemenler de karşı şiddeti hazır etmişlerdi. Ancak daha özgür, eşit ve güzel bir dünya için devrim fikri, asıl olarak dünyadan esen rüzgârlarla geliyordu. Çok uzak diyarlardan, Güney Amerika’dan, Uzak Asya’dan. Haritadaki yeri bilinmeyen ülkelerin devrimci liderlerinin adları ezberleniyor, bilinmeyen dillerdeki marşlar söyleniyordu. Amerika’nın sopa yediği, devirmeyi beceremediği her cephede emperyalizmin, kapitalizmin yenildiğine, her kazanılan mevziden zafere giden kesintisiz yolun açıldığına inanılıyordu. Dünyada oluyorsa -ki bir şeyler oluyordu- burada da olabilirdi, olacaktı. Böyle olduğuna inanılıyor ve işaretleri de yine dünyadan toplanıyordu.

12 Eylül 1980, sadece Türkiye’de değil, sanki bütün dünyada bir darbe olmuş gibi yaşandı (yıl tam olarak tutmuyor olabilir ama sahiden de neoliberal dalga bütün dünyaya bir darbe heybetinde geldi). Artık rüzgârın döndüğünü değil, bir daha dönmemek üzere gittiği anlatılıyordu. Tarihin sonunun geldiği, kapitalizmin zorunlu zaferine doğru ilerlediği söyleniyordu. Neredeyse on yıl, devrimlerin nasıl bozulmaya başladığı, ayakta kalmaya çalışanlara nasıl ağır bedeller ödetildiği, bazılarının nasıl adım adım geriletildiği izlenerek geçti. 90’lara gelindiğinde yıkılan duvarlar ve dağılan “Sovyetler”, yenilenlerden çok asla kazanamayacaklar için kanıt gösteriliyordu. Yine 90’ların başındaki Körfez Savaşı tek kutuplu olacağı iddia edilen dünyanın neye benzeyeceği hakkında cesaret kırıcı bir resim veriyordu. Bu yeni iklim koşullarında, 90’ların ortasında (1994) araya giren Zapatista İsyanı, Güney Afrika’da tarihe gömülen apartheit rejimi gibi pastırma yazları bile havayı ısıtmaya yetmiyordu. Sonra 2000’lerde darbecilikten sosyalistliğe geçen Chavez gibi, seçimle iktidara gelen sosyalistler Bolivya’da Morales, Brezilya’da Lula ve Nikaragua’da -yeniden gelen- Ortega gibi yeni bir esinti doğdu. Daha önce olduğu gibi yine Güney Amerika’dan yükselen bir dalga olacağı düşünüldü. Özlenen devrim fikrinin üzerine -biraz da zorlama- bir nostaljik ışık düşmüş gibiydi.

Bugün bütün dünyanın sokakları yine hareketli, Asya’dan Amerika’ya, Paris’ten Beyrut’a yüz binlerce insanın katıldığı protestolar yapılıyor. Yönü, yörüngesi, katılanları ve hazırlayanlarıyla aynı kaba sığmayacak, benzer kavramlarla isimlendirilemeyecek bir hareketlilik bu. Yoksulluğa isyan eden de var, darbelerin peşinden giden de. Irkçılar da sokakları kullanıyor, özgürlük çağrıları da. Bazen yan yana, bazen karşı karşıya. Ortada bir itiraz, hatta isyan var belki ama kimsenin tarif edebildiği bir hedef yok aslında. Neoliberal azgınlık döneminde acımasızca tahrip edilen doğanın, yaklaşan küresel felakete isyan ederken çıkarttığı fırtınalara benziyor sokaklar. Birdenbire, beklenmedik, alışılmadık ve tahripkâr. Tekrarlanmayan, sonuç doğurmayan, bir yere varmayan. “Hani küresel ısınma vardı?” diye hayret edilen dondurucu kışların, “Hani kuraklık artacaktı?” diye itiraz edilen sellerin yarattığı şaşırtıcılığa benziyor durum. Gidişin aksine gibi görünen ama -gidiş olmayan- gidişin içinden doğan beklenmedik olaylar. “Hani sağ popülizm yükseliyordu, öyleyse bu rüzgâr nereden çıktı?” diye soruluyor. Moral bozmak gibi olmasın ama aynı yerden çıktı galiba. Çünkü yükselen bir şey yok aslında, sadece can çekişen, zorlanan ve herkesi kendi girdabına çekip aynılaştırma yeteneği olan bir düzen var. İçinden çıkarttığı olağanüstülükler nasıl onun derdine çare değilse, karşısındaki itirazların da -belki bir imkân veya potansiyel ama- henüz devrim olmadığı ortada. Giden için rüzgârın döndüğünden bahsedilebilir ama gelenin adını koymak için çok erken.

Geçtiğimiz haftanın önemli gündem başlığı Bolivya’da yaşananlardı. On dört yıldır iktidarda olan solcu lider Evo Morales, arkasında entrika, ihanet ama elbette ABD’nin bulunduğu bir darbe ile devrildi. Daha önce Venezuela’da Maduro’nun başına gelene benziyor ama süreç ve sonuç biraz daha farklı. Brezilya’da Lula’nın yolsuzluk iddiasıyla hapishaneye gönderilmesinde, başarılı ve başarısız bütün darbelerin ardında ve yanında yer alanların sağlam ayakkabı olmadığı çok açık. Devrimlere ve devrim fikrine düşman olanlar, artık onları yenmeye çalışmıyor, kendiliğinden yenilmesini -yenilebilir kıvama gelmesini- bekliyorlar. Fakat daha dün yapılan “devrimlerin” değil, yıllarca süren iktidarların ardından, baskı ve yasaklara abanan, kendi yaptığı anayasayı “bir kere delmekle bir şey olmaz” diyen, söz konusu iktidarı korumaksa gerisi teferruat diye düşünen tavırlara, galiba devrime destek veren halkın bir kısmının da inandırıcı bulduğu yolsuzluk iddialarına, sadece kötülerin kullandığı bahaneler demek çok eksik olmaz mı? Korunacak devrim fikri için ihtimam gösterilmesi gereken tek değer; iktidarda olmak mıdır? Özgürlük, eşitlik ve adalet geçici olarak ama daha önemlisi devrimi korumak adına sürekli olarak askıya alınabilir mi? Devrimcilik, karşısında yer aldığı şeye tutumdan çok, kendi duruşuyla ilgili bir özellik değil mi? “Sosyalizm olmadan özgürlüğün bir ayrıcalık ve adaletsizlik, özgürlük olmadan da sosyalizmin kölelik ve zalimlik olduğuna inanan” Bakunin’in haklı olduğu görünmüyor mu?

Facebook Yorumları

reklam
4.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
2.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
30.11.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
27.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
19.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
16.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
13.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
9.11.2019
O kadar önemli değiliz
6.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
30.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
26.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
23.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
19.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
16.10.2019
Özne sapıtması
12.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
2.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
30.09.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
25.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive