Kemal CAN



Bookmark and Share

AKP’nin bayram vitrini


5.06.2019 - Bu Yazı 151 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Başka yerlerde nasıl bilmiyorum ama Türkiye’de şiir okuyandan çok -şair olmasa bile- şiir yazan olduğu hep söylenir. En zor ve en güçlü söz sanatına dair, altı fazla boş bir ilgi olduğu kabul edilir. Öyle defterlere yazılmış mısralardan değil birileri okusun diye kitap haline getirmeyi de kapsayacak “ciddi” ve ısrarlı bir faaliyetten bahsedilir. Bugün yayınevleri artık satılmıyor diye pek şiir kitabı basmaz oldu, kitapçılarda şiir rafları küçüldü ama herhalde şiire ilgi aynı ölçüde azalmamıştır. Belki sosyal medya yeni bir mecra olarak daha öne çıkmış, şiirli paylaşımlar başka alanlara kaymıştır. Neyse ayrıntılı rakamlara sahip olmadığımız bu konudaki genel bilgiler ve yaygın kanaatler sınırında durup bahsedeceğimiz asıl mevzuya dönelim.

Nasıl, Türkiye’de şiire ilgi, yüksek dil sevgisi veya hakimiyeti, hayata bakışta lirik derinlik, ilişkilerdeki yoğun sıcaklık gibi şeylerden beslenmiyorsa, politikaya ilgi de yüksek politizasyondan, hayata müdahale heyecanından kaynaklanmıyor. Şiir nasıl dil zenginliğinin bir çıktısı değil de, ifade zorluklarını aşmanın kullanışlı bir aracı -kolay taklit edilir bir kalıp- haline dönüşüyorsa, politika da değiştirme gücünün önünü açan değil, varoluşu kolaylaştıran -güvenlik ve tatmini aynı anda sağlayan- bir ilişki biçimi olarak işe yarıyor. İster seçimden seçime oy kullanmaktan başka siyasi bir aktivitesi olmayan seçmen olsun, ister kırk yıldır çeşitli partilerde görev yapmış profesyonel siyasetçi olsun, meseleye öncelikle bir ilişki olarak bakıyor. Siyasete yüksek katılım ve heves, etki gücünden çok ilişki gücüyle, hatta bir ilişki formu olmasıyla besleniyor.

Son günlerde Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliğine atanan AKP’li siyasetçilerin isimlerini ve ardından da uzun suskunluklarını bozan “siyasi” değerlendirmelerini okuyoruz. Uzunca bir süredir kenara çekilmiş (itilmiş) Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Mehmet Ali Şahin, Köksal Toptan gibi AKP’liler yeniden sahneye çıkıyor. Bir süre önce kamu bankalarının yönetimlerine yapılan atamalarla (Abdülkadir Aksu, Faruk Çelik, Mevlüt Uysal, Sadık Yakut) birlikte düşünüldüğünde, bu hamlenin AKP içindeki sıkıntılara ve özellikle de yeni parti girişimlerine önlem alma ihtiyacıyla ilişkili olması kuvvetle muhtemel. Bu isimlerin çoğunun görevlendirmenin hemen ardından yaptıkları açıklamalarda, verdikleri demeçlerde Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun girişimleri hakkında konuşma ihtiyacı duyması da, bu kanaati güçlendiriyor. Erdoğan’ın AKP tabanında hâlâ kredisi olabilecek -en azından tanınan, bilinen- ağırlıklı isimleri çeşitli görevlerle etrafına toplaması, bugünlerde çok ihtiyacı olan güç tedariki için elbette çok önemli.

Fakat bu hamlelerin, bu ülkede siyasete ilginin yapısından kaynaklanan bir başka hedefi daha var: Erdoğan’ın uzunca bir süredir etrafını boşaltarak kapattığı ilişki kanallarını yeniden açıyormuş görüntüsü yaratmak. İster lidere yakınlıkla, ister devlette etkinlikle bazı temas kapılarının açılacağı/artacağı izlenimi verilmesi, hem bu rollere tayin edilenler için, hem de bu gelişmeyi izleyen sıradan seçmenler için anlamlı. İktidarı “fabrika ayarlarına” döndürecek çizgi değişikliği, bir tür zaaf görüntüsü verecek kabine yenilenmesi veya epey sarsıntıya yol açacak teşkilat revizyonu yerine, etkileri kolay kontrol edilebilir bir “bayram vitrininden” daha hızlı fayda bekleniyor. Hiçbir şey yapmadan yapar gibi görünmek mümkün oluyor.

Bu ülkede kişisel olarak en etkili siyasi propaganda materyalinin “liderle” çekilmiş fotoğraflar olması rastlantı olmadığı gibi, tamamen boş da değil. Bu fotoğraflar liderin dikkatini çekmekten çok -ki zaten çok saçma- aslında seçmene bir ilişki kapısı ve o kapıyı kullanma yeteneği göstermek için. Liderle -ve aslında devletle- ilişki kurabilir, temas edebilir olmak, temsil edilen, politik olarak taşınan iddiaların hepsinden daha etkili. Siyasiler kimlerden güç aldığını veya kimleri temsil etmeye aday olduğunu göstermekten çok, kişisel temas imkanlarını pazarlıyor. Bunun, neredeyse bütün partilerdeki lider merkezli örgütlenme anlayışıyla, bütün siyasi aktörlerin kariyerinin liderlerin iki dudağı arasında olmasıyla, yukarıdan aşağıya doğru biçimlenen siyaset tarzıyla ve fazlasıyla merkezi devlet aygıtıyla yoğun bir ilişkisi var. Ama sadece anti-demokratik yapının mahsulü de sayılamaz. Hatta siyasete yüklenen anlam açısından demokrasi illüzyonunu besleyen bir tarafı bile var.

Son yıllarda Erdoğan etrafında iktidarın yeni biçimlenişi ve son olarak getirilen acayip başkanlık düzeniyle siyasetin bir ilişki formu olması yönü zayıfladı, kapalılık daha sert bir görünüm kazandı. Bir “dava” ve parti hikayesi kalmadığı için, liderin merkezi otoritesini siyasi kaldıraç, taşıyıcı lokomotif olarak kullanma fikri yüzünden Erdoğan’ın etrafı iyice temizlendi. Hukuken sorumsuz liderliğe ek olarak, siyaseten de sorumsuz ve ilişkisiz bir pozisyon imal edildi. Fakat referandumdan başlayarak, partisini ve iktidarı sürükleyen Erdoğan imajının, bir eksiklik ve giderek rahatsızlık yaratmaya başladığı da görüldü. 31 Mart seçimine iktidarın devamıyla ilgili “beka davası” temasıyla ve tamamen kendisini merkeze koyarak giren Erdoğan’ın, alınan sonuçtan çıkarttığı önemli bir ders bu.

Küskün AKP tabanındaki oy hareketliliği meselesi, özellikle 31 Mart sonrasında çok tartışılmaya başlandı. Artık sadece sayısal analizlerde değil, iktidar partisi içindeki açık ve kapalı değerlendirmeler de ciddiye alınması gereken bir potansiyelden bahsediyor. Hatta iktidarın 23 Haziran stratejisini de, bu kesimler üzerinde yoğunlaştıracağı şablon bir yorum haline geldi. Ancak genel olarak iktidar seçmeninde belirgin bir erimeye yol açan küskünlüğün hem kaynakları, hem yarattığı sonuçlar açısından homojen olduğunu söylemek zor. Çok kaba bir sınıflamayla küskünleri şöyle gruplayabiliriz: Memnuniyetsiz misafirler, kötümser pragmatikler ve tatminsiz politikler. Bu genel gruplar da, kendi içlerinde birbirleriyle ekonomik, toplumsal, kültürel olarak çelişen çıkar ve istek öbeklerine ayrılıyor. Bunları ortak kesen rahatsızlık ise, ilişki ve etki kanallarını kaybetmiş olmaları.

Misafirler, ittifak dolayısıyla iktidara dahil olmuş MHP’lilerden muhafazakar Kürtlere kadar yayılan AKP’nin geçici oy tabanını oluşturuyor. Ekonomik krize bağlı reaksiyon veren pragmatiklerin talep ve beklentileri ise, artık karşılanması zor vaatler ve söylem revizyonlarıyla çözülemeyecek bir büyük baskı oluşturuyor. Tatminsiz politik (ideolojik) alanda ise mahcup şikayetçilerden yeterli kararlığı göremeyenlere kadar, yumuşamacılardan – sertleşmecilere yayılan geniş bir yelpaze söz konusu. Bu kesimlerin hepsine dönük ve hepsini kapsayacak merkezi politika değişiklikleri yapmak kolay değil, hatta imkansız. Her bir grup için harici ve dolaylı hamleler yapılmaya çalışıldığını, bu konuda fazla eklektik bir stratejinin uygulamada olduğunu duyuyoruz. Ancak bütün bu çevreleri yatay olarak kesecek ve nispeten hızlı sonuç alınabilecek yol: Riskli değişiklikler yapmadan her bir alan için yeni ilişki kapıları göstermek, açar gibi yapmak. Her kapı, girmeyi umanlar için de, kapıyı tutacaklar için de cazibe yaratabilir.

Facebook Yorumları

reklam
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
28.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
23.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
18.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
16.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
13.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
9.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
6.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
2.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
30.04.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
29.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
25.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
22.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
18.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
12.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
8.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
1.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
29.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine gündem değiştirme paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti zaferden daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile idam şart diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
21.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive