Kemal CAN



Bookmark and Share

Vefasız zenginler, nankör fakirler


18.05.2019 - Bu Yazı 225 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Cumhurbaşkanı Erdoğan, partililerle yaptığı bir toplantıda, İstanbul Sultanbeyli’de muhalefetin aldığı oyları örnek göstererek “karınlarını doyuruyorsunuz ama oy vermiyorlar” dedi. Sonra hukuk dışı uygulamaları, seçimin yenilenmesini ve ekonomi yönetimini eleştiren TÜSİAD üyelerine de benzer bir tepki verdi: “17 yıl önce neredeydiniz, şimdi neredesiniz, bunu da açıklarım, içeriden saldırının hesabını sorarım” tehdidini savurdu. Yani en fakirler için de, en zenginler için de; yardım paketi alan için de, milyarlık kredi kullanan için de mealen şunu söyledi: “Aldıklarınızın hakkını vermiyorsunuz, nankörlük ediyorsunuz.” “Artık midelere değil kafalara girmek gerek” dedi. Mideye girenin kafaya da sokulmasındaki eksikliğe dikkat çekti. Bunu kendiliğinden idrak etmeyene hatırlatmak, yetmezse hesabını da sormaktan söz etti. Erdoğan’ın baktığı yerden, otobüsün üzerinden atılan 200 gramlık çay poşeti ile bir kalemde silinen milyarlık borçlar, aynı lütuf-minnet dinamiğinin parçası. Erdoğan’ın şimdiye kadar aldıklarının karşılığını verenlerin, biraz zayıflama görünce nazlanmaya başlamasını anlayamaması, biraz “doğuran kazan-ölen kazan” mantığına benziyor. İşler yolundayken paylaşılan faydanın zor günde zarar bölüşülürken destek olarak devam etmemesine kızıyor. Ama daha önemlisi bunun bir gönüllülük meselesi gibi algılanmasına, şartlara göre değişebilir hale gelmesine itiraz ediyor. Bir kez kabul edilmiş, takdir edilmiş, gereği yerine getirilmiş lütfun, öyle kurulmuş bir ilişkinin; sonradan sırt çevrilecek, burun kıvrılacak, yokmuş gibi yapılacak hale dönmesine cevap veriyor.

Erdoğan’ın karın doyurma ile oy ilişkisi hakkında söyledikleri üzerine muhalefet çevreleri haklı olarak tepki verdi. Siyasetçilerin halkı beslemesinin değil, halkın siyasetçileri var etmesinden bahsetmek gerektiğini söylediler. Eğer bir borç söz konusuysa, halkın değil siyasetçilerin borçlu olduğuna dikkat çektiler. İş çevrelerinden gelen itirazları da, “konuşma zamanının” başlaması veya korku eşiğinin aşılması olarak yorumlayanlar oldu. Evet, temsili demokrasi ve liberal demokratik soyutlama, böylesi yorumları mümkün kılacak bir siyasi alan tarifini kullanışlı bulur. Ancak müesses nizamın farklı formlardaki iktidarlarının ve düzenin sürekliliğine göre şekillenen siyasetin böyle işlemediği de bir hakikat. Halkın özgür iradesiyle oluşmuş iktidarlar ve varlıklarını destekçilerine borçlu siyasetçilerin halka hizmet için çırpındığı bir hikaye, sadece seçim sloganlarındaki “hizmet aşkı” veya “memleket sevdası” gibi altı boş ifadeler için geçerli. Ne iktidarların yoksul kalabalıklardan ürettikleri “siyasi rıza”, ne de hakim sınıfların iktidarlarla kurduğu ilişki böylesi soyutlamalarla tarif edilebilir. İktidar sahiplerinin birilerinin kendi sayesinde doyduğuna inanmaları, bir grup insanın da iktidar sayesinde ayakta kalabileceğini düşünmesiyle ilişkili. Siyasetin ve iktidarın kaynak bölüşümüyle -mide ile kafa arasındaki bağlantıyla- ilişkisi sonradan ortaya çıkmıyor, daha kurulurken öyle biçimleniyor, hatta zaten öyle kuruluyor. Hakim sınıfın ihtiyaçları iktidarın formunu, iktidar da ihtiyaçları karşılamak için “rızayı” veya “zoru” üretiyor. Dolayısıyla, iktidar ile destekçileri arasındaki ilişki Erdoğan’ın söylediği kabalıkta bir tek taraflılık içermiyor olsa da, bunun tersi de çok doğru sayılamaz.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı öncesinde ortaya koyduğu vaatle desteğini talep ettiği iki önemli toplumsal kesim vardı. En alttakiler ve en üsttekiler. AKP içinde uluslararası sermayenin de yer aldığı en üsttekilere, kendi tabiriyle “memleketin kaymağını yiyenlere” vaadi, sistemin kârlılığının devamı için ihtiyaç duyulan toplumsal rızayı en sorunsuz biçimde temin etmekti. En alttakilere vaadi ise, merkez aktörlerinin dolaylı temsili yerine otantik temsil desteğinde, doğrudan ekonomik ve kültürel fayda kapıları açmaktı. Her iki taraf için de, geriye doğru rövanş, ileriye doğru imkan tatmini. Kaybedilmiş, yeterince alınamamış, engellenmiş olanları telafi; yeni ve kârlı (faydalı) bir geleceğin önündeki engelleri kaldırma. Bu iki destek çevresine dönük vaatlerini karşılayabildiği, beklentiyi sürdürebildiği ölçüde iktidarını genişletti, desteği devam ettirdi. Bugün gelinen noktada, hem ekonomik hem de siyasi kriz, Erdoğan iktidarını her iki kesimle de sorunlu bir ilişkiye taşıyor. Hakkı Özdal’ın Gazete Duvar’daki “Bir kuru dal ağaçtan kopar gibi” yazısında ekonomi elitleriyle Erdoğan’ın yaşadığı restleşmenin bir “boşanma protokolüne” dönüşme ihtimalinden söz ediliyor. En alttakilerdeki rahatsızlık ise, dile gelen bir tepkiye dönüşmemiş olsa da, bizzat Erdoğan tarafından söylenen “pasif nankörlükle” kendini gösteriyor. Dramatik sonuçlar üretmemiş, hâlâ başka siyasi araçlarla baskılanabilir ve açığa çıkmamış bir potansiyel bile endişe yaratıyor. Çünkü alt sınıfların dizginlenemeyen nankörlüğü, üst sınıfların temin edilmesini beklediği “rızayı” tehlikeye sokuyor.

TÜSİAD’da dile getirilenler, bir süredir ekonomik krizin nedenleri ve çözümü için işaret edilen hukuk, demokrasi, şeffaflık gibi eksiklikleri öne çıkartıyor. Ekonomik verimlilik ile demokrasi, hukuk arasında doğrusal bir bağ kuran hakim ve yaygın eğilimlere link veriyor. Fakat aynı çevreler, aynı sorunların zirveye çıktığı, bu konudaki fütursuzluğun ilan edildiği, alt yapısının hazırlandığı pek çok aşamada, açık desteklerini sunmaya devam etmişlerdi. İktidar yönetebilir olduğu sürece, nasıl yönettiğiyle fazla ilgilenmemişlerdi. Bu yüzden de, Erdoğan’ın tehdit kokan hatırlatmalarını daha önce sineye çekmek zorunda kalmışlardı. Büyük sermayenin bugünkü derdine ilişkin Ümit Akçay’ın “Büyük sermaye iktidar gerilimi” başlıklı yazısı,  mevcut iktidarın sermaye için neden işlevli olmaktan çıktığını anlatıyor. İşin siyasi tarafına dönersek, Erdoğan’ın hem “karnı doyup oy vermeyen” alt sınıflara hem “17 yıldır semiren” üst sınıflara aynı anda tavır koyması, güvendiği alanlarda gördüğü destek zafiyetinden çok, bu iki alandaki mızırdanmanın birbiriyle ilişkisi yüzünden. En üsttekiler, karnını doyurarak veya başka yollarla tatmin sağladığı kalabalıkları arkasında tutmakta zorlanan bir iktidardan; en alttakiler de elitleri posta koyarak hizaya sokma kabiliyetini kaybeden bir liderden memnun kalmazlar. Her iki kesime dönük olarak da, “eksiğimiz nedir, sizin için ne yapabiliriz?” demek işte bu yüzden zorlaşıyor. Memnuniyetin değil mecburiyetin daha güvenilir bir destek oluşturacağına inanan iktidar için bu nedenle, mecburiyetleri hatırlatmak, memnuniyeti artırmaktan daha kolay. Elbette, memnuniyet yaratmak konusunda elde çok malzeme, fazla imkan olmaması da önemli faktör.

Facebook Yorumları

reklam
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
25.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
7.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive