Kemal CAN



Bookmark and Share

Kontrolsüz gücün kendine ettiği


10.4.2019 - Bu Yazı 228 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Düşünün muhalefetsiniz; milyonlarca dolarlık medyanız var, sabahtan akşama sizin söylediklerinizi yayınlıyor, her mahallede miting yapıyorsunuz, bütün devlet imkanları da size tahsis edilmiş. Bu imkanların hepsine sahip olsanız bile, bu seçim kampanyasında ve özellikle son bir haftada Erdoğan’ın kendi otoritesine ve karizmasına verdiği hasarı yaratabilir miydiniz?

“Kontrolsüz güç, güç değildir”. Hâlâ kullanılıyor mu bilmiyorum. Bir zamanlar bir otomobil lastiği markasının, ürünün fren kabiliyetini öne çıkartmak için seçtiği çok başarılı bir reklam sloganıydı. Bir reklam sözü olarak olduğu kadar, her zaman ve bugün yaşananlar üzerinde düşünürken de işe yarar bir laf. Meseleye demokrasinin faziletleri, denge ve denetleme mekanizmaları ya da temsili demokrasi ütopyası açısından bir soyutlama olarak bakmaktan bahsetmiyorum. Doğrudan güç öznesi açısından bakıldığında da slogan -hele bugün- daha anlamlı hale geliyor. Şöyle özetleyebiliriz: Sadece taraftarları değil, rakipleri tarafından da yenilmez güç ve her şeyi belirleme, değiştirme yeteneği atfedilen bir siyasi otoritenin, kendi attığı veya mecbur olduğu adımlarla nasıl zafiyetini saklayamaz hale geldiğini izliyoruz. Frenleri alınmış bir iktidarın karşısına çıkan değil, gidip özellikle çarptığı duvardaki halini seyrediyoruz. Bu çok özel ve görülmemiş bir örnek de değil, hatta tarihte ve dünyanın çeşitli yerlerindeki pek çok benzer güç yığılmasında yaşanan bir tekrar.

Düşünün muhalefetsiniz; milyonlarca dolarlık medyanız var, sabahtan akşama sizin söylediklerinizi yayınlıyor, aylar boyunca her mahallede miting yapıyorsunuz, dünyanın en süper siyasi hatipleri, en dirayetli liderleri sizde, bütün devlet imkanları da size tahsis edilmiş. Bu imkanların hepsine sahip olsanız bile, bu seçim kampanyasında ve özellikle son bir haftada Erdoğan’ın kendi otoritesine ve karizmasına verdiği hasarı yaratabilir miydiniz? Erdoğan’ın 15 bin oy farkını küçümseyerek gösterdiği zafiyeti 1.5 milyon farkla göstermek mümkün olur muydu? İktidarın içine sokacağınız yetenekli köstebekler, Truva atları, Erdoğan’ı kimsenin anlam veremediği “beka davası” zorlaması, “Ne olur bize ders vermeyin” yakarışları ve “ekmeği sonra buluruz” avunmasıyla yürüyen bir kampanyaya ikna edilebilir miydi? Mükemmel bir seçim makinesi olduğu iddia edilen efsane bir parti teşkilatından her gün birinin çıkıp -saçma sapan iddialarla- üzerine benzin dökerek kendini yakması sağlanabilir miydi? Mızıkçılık kendi performanslarından daha iyi ifşa edilebilir miydi? En gözü dönmüş rütbeli tetikçilerin dahi “bu kadar olmaz” demesi mümkün olur muydu?

Sanmıyorum. Bütün bunları ancak Erdoğan ve onu çevreleyen koalisyon aklı ve onların mecburiyetleri, göz kamaştırıcı performansları becerebilirdi. Bütün bunları, frenleri, sigortaları alındığı gibi, dümeni de kilitlenmiş “kontrolsüz güç” yapabilirdi. Önce kendi hikayesini, sonra geleceğini yitirmiş olan bu güç, şimdi dengesini, ardından da zeminini kaybediyor. Üstelik bunun çok büyük bir kısmını kendi eliyle yaptı, en azından hızlandırdı. Kontrolünü kaybettikçe gücünü, gücünü kaybettikçe kontrolünü feda ettiği bir anaforun içinde dönüp duruyor. Mesele, “insanın kendine yaptığını kimse yapamaz” sözüyle tarif edilecek bir basiret ve aymazlık sorunu veya bir “akıl tutulması” da değil. Erdoğan ve iktidar için özellikle 2012’den sonraki pek çok olayda – Gezi sırasında çokça- “akıl tutulması” metaforu kullanıldı. Eğer, bu kadar uzun süren bir akıl sorunu varsa, kronik bir rahatsızlık teşhisi gereklidir ve daha çok hekimliğin alanına girer. Fakat sorun akıl ve idrak sorunu olmaktan çok, yapısal ve zorunlu bir kriz, mecburiyetlerle bezeli bir yolculuk gibi duruyor. Yaşananların seyri de konjonktürel ve stratejik etkilerden daha belirleyici başka unsurları işaret ediyor.

Bu köşede de defalarca yazdım. AKP’nin Erdoğan etrafında kişiselleştirilmiş iktidarı, hem iç dengesi hem toplumsal tabanı hem de kapasitesi bakımından neredeyse on yılı bulan bir süredir yavaş ve düzenli işleyen bir krizin içinde sürükleniyor. Türkiye’yi teğet geçmiş olsa da baskın küresel ekonomik tercihleri zorlayan 2008 dünya krizi sonrasında, AKP’yi önüne katarak iktidar yapan ve bol-ucuz para ile yükselten trendin sonuna gelinmiş, bunun geçici bir değişim olmadığı görülmüştü. AKP hikayesinin “kalkınmacı” ayağı sekmeye başladığında, refah vaadinin önüne konulacak göstermelik “adalet” fikri anlamsız, özgürlük bir kesim için özel lütuf haline geldi. Eş zamanlı olarak devlet ve ekonomideki güç kliklerinin örtülü geriliminin açığa çıkardığı restleşme imkanları geçici bir enerji üretti ama çare olmadı. 2011 senesinde AKP’nin aldığı zirve seçim başarısı, iktidarın Erdoğan etrafında şekillenmeye başladığı yapısal krizinin de geri dönülmez başlangıcını oluşturdu. Bu tarihten sonra dalgalı bir grafik halinde görüntülenen ama aslında yavaş ve düzenli bir gerileme içeren süreç işlemeye başladı.

Bu tarihten itibaren kendisi ve iktidarı için endişesi sürekli tazelenen Erdoğan, kaybettiği hikayesini biriktirdiği güçle telafi etmeye çalıştı. Bu açıdan bakıldığında sonraki yıllara -ittifak değişiklikleriyle- damgasını vuran kutuplaştırma siyaseti, bir niyet değil mecburiyet olarak ortaya çıktı. 2012 MİT krizi, 2014’deki 17-25 Aralık, 2015 yılındaki iki seçim ve 2016 darbe girişimi serisi, Erdoğan’ı Bahçeli tarafından hediye edilmiş görünen -ama aynı zamanda mahkumiyet olan- “başkanlık” çıkışına götürdü. 2017 referandumundan bu yana, Erdoğan’ın kendisi için garanti gördüğü veya kendisine güvence olarak sunulan milliyetçi-muhafazakar sağ çoğunluğa bile kabul ettiremediği zorlamayı izliyoruz. Atı alarak geçilen Üsküdar’dan ileri bir türlü gidilemediği gibi, gizli bir ajandada yazılı sağlam bir rejim planı da hâlâ ortaya çıkmadı. Uydurulan “Güçlü Türkiye” sloganı da, “gideceğiz ama vallahi tutuyorlar” bahanesi yüzünden yeni bir hikayeye dönüşemedi. İçine girdiği, içinde sürüklendiği krizin kendisine müdahale edemeyip sonuçlarını yavaşlatmayla idare eden Erdoğan iktidarı, “başkanlık cenderesi” gibi yine Bahçeli hediyesi olan “beka davası” söylemiyle de sonuç alamadı.

2017’de referandum süreciyle birlikte Gazete Duvar’da başladığım yazılarda, AKP’nin konjonktürel etkiler yanında yapısal bir krizle karşı karşıya olduğuna değinmeye çalıştım. Bazen, at yarışına verdiği tüyo çıkmamış tahminci muamelesi gördüğüm, bazen mesnetsiz iyimser olarak etiketlendiğim, arada sırada da daha sevimsiz ithamlarla karşılaştığım da oldu. “Hani yine olmadı”, “adam kazandı” diyen az değildi. Ancak, bir milat olmasa bile, 31 Mart tablosunun -özellikle de iktidar cenahında yarattığı etki açısından- iktidarın yapısal gerilemesini doğruladığını düşünüyorum. Bu anlamda da, rejim değişikliği görüntüsüne, bariz yıkım tablosuna rağmen, mevcut iktidarın geleni değil, gideni temsil ettiği fikrimi sürdürüyorum. Hatta endişeleri büyüten baskı ve saldırganlığın da artan değil, zayıflayan gücün eseri olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden zayıflama nedeniyle “yumuşama” bekleyenlere fazla katılamıyorum. Gerilemenin yavaş ve düzenli işleyişinin ivme kazandığını, daha görünür olduğunu izliyorum. Erdoğan artık gerçekten yüzde elliyi -gidecek bir yerleri olmasa bile- kendi evinde tutamıyor. Oluşan tabloda ekonomik kriz konjonktürünün önemini ve muhalefetin taktik performansını hafife aldığımı söyleyebilecekler için de; “evet önemli” demiş olayım. Ancak, muhalefet perspektifini gelmekte olan yerine, gidene göre değiştirme gereğini de not edeyim.

Erdoğan’ın ve onu yedekleyen iktidar güçlerinin ölçüsüzlüğünden duyulan endişe defalarca kanıtlandığı üzere son derece haklı. Erdoğan’ın Rusya’ya giderken -YSK’ya da ayar vererek- kestiği racona anlam yüklemek de son derece anlaşılır. Ancak, şartlar ve biraz uzun süren kilitlenme yüzünden, Erdoğan’ın bütün çıkışlarını göründüğü ve ilk anlamıyla kabul etmenin de tehlikeli bir alışkanlığa dönüştüğü söylenebilir. Mesela Erdoğan’ın havaalanında yaptığı açıklama, muhalefetin üstüne alınacağı sözler diye de okunabilir, ucunu bıraksa dağılacak kapı eşiğinde bekleyen tabanına veya teşkilatına mesaj olarak da. YSK’ya mutlaka yerine getirmesi için verilmiş talimat olarak da değerlendirilebilir, bir çıkış kapısı açma girişimi olarak da. Meydan okumak ile, kuyruğu dik tutmaya çalışmak bazen birbirine çok benzeyebilir. Henüz iktidarın nasıl karşılık vereceği netleşmeyen 31 Mart, çok kişinin ayak diremesine rağmen ezberlerin iktidar eliyle yıkıldığı bir şekilde ilerledi. “Kesin seçimi vermez”, “çıkan sonucu kabul etmez”, “alınsa bile görev yaptırmaz”, “bunun hesabını mutlaka sorar” serisi hâlâ ısrarlı güncelliğini sürdürüyor. İktidarın hukuki, idari ve siyasi zorlamalar yapabilmesinin bir haber değeri olmadığı gibi, bir öngörü, analiz veya buluş değeri de yok. İktidar yandaşlarını bile imrendirecek zorlama yolları bulma gayretinin, “yenilmez güç” korkusunu sürekli beslemenin de gereği yok. Evet, şimdiye kadar olduğu gibi yeni acayiplikler önümüze gelebilir, Erdoğan kesinlikle rövanş imkanı arar. Ancak, her kesimde ikna zorlukları yaşansa da, güç ve zaaf gösterme makasının artık terse dönme olasılığı hiç küçük değil.

Facebook Yorumları

reklam
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
28.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
23.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
18.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
16.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
13.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
9.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
6.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
2.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
30.04.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
29.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
25.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
22.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
18.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
12.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
8.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
1.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
29.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine gündem değiştirme paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti zaferden daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile idam şart diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
21.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive