Kemal CAN



Bookmark and Share

Medyadan tabana imha hikâyeleri


27.3.2019 - Bu Yazı 198 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Medyada yaşananların ve sektörün içine sokulduğu durumun, her yeni evrede iyice görünür hale getirdiği önemli bir gerçek var: İktidar, ele geçiremediklerini değil, tamamen kontrol sağladığı, avucuna aldığı şeyleri büyük bir hoyratlıkla harcıyor, kendisinin bile kullanmasına yaramayacak biçimde imha ediyor.

Doktorların önemli bir derdidir, çok sık karşılaşırlar. Nerede bir arkadaş toplantısına, nerede bir aile ziyaretine gitseler, mutlaka bir yerinde ağrısı olan, cildinde bir kızarıklık gören birileri çıkar. Şikayetler bir fırsat bulunup doktorun kulağına fısıldanır: Nedendir, ne yapmak gerekir? Nezaketle verilen birkaç genel cevap veya daha sonraki zamana bir randevu ile konu kapanır. Avukatlar için de benzer olaylar söz konusu olur herhalde ama şimdilerde avukatlara acil başvuru gece yarıları veya sabaha karşı çalınan kapılar yüzünden oluyor daha çok. Uzunca bir süredir ekonomistler veya ekonomiyle bir biçimde ilişkili işlerde çalışanların da gündelik hayatlarında oluyordur böyle şeyler: Dolar daha çıkar mı? Kriz uzun sürer mi? Hatta, kriz ‘bunları’ götürür mü? Üstelik, “ekonomik danışmanlık” talebi sosyal medyayı da kapsar hale geldi, yıllarını vermiş hocaların zaten yaptıkları analizleri okumakla yetinmeyenler, platformları açık öğretim alanına çevirerek özel ders almaya çalışıyorlar. Liste biraz daha uzatılabilir. Bazı meslekler, bazı uzmanlık alanları temasta oldukları yakıcı sorunlar yüzünden, bir tür sosyal sorumluluk, ailevi yükümlülük veya bazen de hayır işi gibi algılanır, özel taleplerin konusu olur.

Bir zamanlar gazetecilik de böyle bir meslekti. “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusu her zaman ağızda ekşi, sası bir tat bırakan “gazetecisin sen bilirsin” şakasıyla tamamlanırdı. Özellikle seçimler zamanında, kulisler, haberler, izlenimler, gözlemler yayınlanır, nabız alınmaya çalışılırdı. O zaman da gazetelerde, televizyonlarda arzı endam eden gazetecilerin çoğu taraftı, görmek istediklerini, söylenmesi istenenleri dillendirmekten çok uzakta değildi. Zaten abartılı bir soyutlama olan mutlak tarafsızlık, bağımsızlık, özgürlük o zaman da hayli eksikti. Ama mesleklerini devam ettirebilmek ve varlıklarının, yaptıkları işin bir anlamı olması için hiç olmazsa “amaca uygun” bilgi, gözlem aramaya, bulmaya gayret edilirdi. En azından görüntüde böyle bir havayı korumaya çalışılırdı. Tarafsız gibi görünerek yapılan manipülasyonların daha çok işe yarayacağına inanılırdı. Medyayı kontrol etmek isteyen siyasiler de, bu oyunu çok bozmak istemezlerdi. Bu yüzden, dar çıkarların sözcüsü olsa da genel kalabalıkla ilişkide kalabilirdi medya. Şimdi, sadece reklam verenlere bildirilmiş listelerde “ana akım” muamelesi görebilen; ne ticari olarak, ne gördüğü ilgi açısından, ne de örgütlenmesiyle “ana akım medya” sayılamayacak yayınlar var. Atacakları manşetler, yapacakları programlar için gelecek posta veya telefonları bekleyen, yalan haberi bile kendisi hazırlamaktan aciz propaganda aparatları var.

Geçtiğimiz haftalarda, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin yaptığı bir konuşmadaki sözlerini değiştirerek, hatta tamamen uydurarak yapılan yalan haber tartışıldı. Bu yalan habere imza atan Hürriyet’in işten çıkartılan eski okur temsilcisi Faruk Bildirici, bu “paket” haberlerin bir süredir sistemli biçimde devam ettiğini söylüyor. Bu haftaya da -seçimin son haftası- belediye meclisi adaylarının fişleme dosyalarından yapılan haberlerle başladık. Adli sicil kaydı filan değil, basbayağı fişleme dosyaları. Önce meydanlardan ilan edilen, sonra medyaya servis edilen iddialar. Fişleme yapıldığının itirafına mı, yapılan fişlemelerin son yılların iddianamelerindeki gibi uyduruk suç imalatına mı, sadece bu iddianın ileri sürülmesinin bile anayasal bir suç oluşturmasına mı, artık gizli değil açık ve çok rütbeli yalancı şahitlerin devrede olmasına mı, bütün bunlar da işe yaramadığı için hiçbir yasal dayanağı olmayan tehditlerin savrulmasına mı, servis edilmiş bu bilgilerin haber olarak yayınlanmasına mı laf etmek lazım. Aslında medyanın içinde bulunduğu çaresizlik, Show TV’deki “Güldür Güldür” programına verilen tepkiden de anlaşılıyor. Kalabalık bir koro, yayınlanan skeçte alaya alınan medya işleyişini “bize mi dedin” diye üstüne alınıp, “algı operasyonu” karşı saldırısına girişti.

Rahmetli Levent Kırca’nın mizah tarzına yakın skeçte, medyanın “iyimserlik” üretmek için yaptığı çarpıtmalar abartılı biçimde hicvediliyordu. Ancak, çok da ince sayılamayacak bu mizahın varabildiği abartı dozu, hakikatin hayli gerisinde kalmış, gerçek durum parodiyi aşmış durumda. Medyanın bağımlılığı konusu da, saklanan değil övünülen bir durum haline geldi: Erdoğan, Kılıçdaroğlu ile girdiği Hatay’daki barajlar polemiği konusunda televizyonlara talimat verdiğini açıkça söyledi. Örnekleri daha da artırmak mümkün. Memleketin mevcut halini de, daha sonraki halini de artık medyadan görmek imkansız. (Alternatif medyanın da dilsiz bırakılanların sesi olma görevi; direnci sürdürme yükü; haleti ruhiye ve misyon baskısı yüzünden yaşadığı zorlukları, eksiklikleri de bir kenara not edelim) İnsanların haber almak, olup biteni izleyebilmek, fikir oluşturmak gibi ihtiyaçlarıyla ilişkisini tamamen kesmiş medyanın, hizmet vermeye çalıştığı, hatta hizmet için yarıştığı iktidarın işine yarayacak bir fonksiyonu kalıp kalmadığı da kuşkulu. KONDA’nın son on yıldaki toplumsal değişimleri ölçen çalışmasında, gazete okuma ve televizyon seyretme eğilimindeki dramatik düşüş, bunun niceliksel, inandırıcılıkta ve itibarda yerlerde sürünen performanslar ise niteliksel tarafını gösteriyor.

Medyada yaşananların ve sektörün içine sokulduğu durumun, her yeni evrede iyice görünür hale getirdiği önemli bir gerçek var: İktidar, ele geçiremediklerini değil, tamamen kontrol sağladığı, avucuna aldığı şeyleri büyük bir hoyratlıkla harcıyor, kendisinin bile kullanmasına yaramayacak biçimde imha ediyor. Tahrip kapasitesi, iktidar olabildiği, iktidarını kabul ettirebildiği, ele geçirdiği alanlarda çok daha fazla. Medya ve yargı alanı bu konuda en çarpıcı -hiç istenmiyor olsa da kayda giren- örnekleri üretiyor. Bugün, kamu bankalarından alınan kredilerle, verilmiş veya ucu gösterilmiş ihalelerle beslenen gruplar eliyle ele geçirilen, artık tehditlerle değil talimatlarla yönetilen medya, hızla kullanılamaz, işe yaramaz hale geliyor. Bir imha hikayesini izliyoruz. Dolayısıyla, “ana akım” taklidi yapan medyada çalışanlara kimsenin “gazetecisin sen bilirsin” diye soracağı bir soru yok. Değil halka haber taşımak, akşam evine götüreceği bir bilgiye sahip olup olmadığı bile şüpheli. Bu yeni iktidar düzeninde, ele geçirilenlerin imhası pratiği medya, yargı gibi kurumsal; yasalar, ekonomi gibi teknik alanlarla sınırlı kalmıyor. Kendini iktidara taşıyan partisini tam teslim aldığı noktadan sonra tahrip etmeye başlayan Erdoğan, kendisine mahkum gördüğü tabanını da imha aşamasında. 31 Mart itibariyle bu yıkım sürecinin vardığı hızı da görmüş olacağız.

Facebook Yorumları

reklam
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
1.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
29.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine gündem değiştirme paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti zaferden daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile idam şart diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
21.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive