Kemal CAN



Bookmark and Share

Seçim neyi çözer, ne gösterir?


22.3.2019 - Bu Yazı 223 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 31 Mart’ta yerel seçim yapılacağı için doğrudan bir iktidar değişikliği ihtimali pek gerçekçi değil. Ayrıca -söz konusu bir genel seçim olsaydı da- muhalefetin bir iktidar alternatifi oluşturduğunu kendileri dahil söyleyen kimse yok. Fakat bu seçimin iktidarın meşruiyeti ve zafiyeti konusunda belirleyici olacağı tezi asıl olarak iktidar sözcüleri tarafından ısrarla dile getiriliyor.

Topu topu on gün kaldı. Seçimin ne kadar yaklaşmış olduğunu meydanlarda, televizyon ekranlarında yapılan konuşmalardaki ayarsızlıktan da anlıyoruz. Son düzlük, son hamle, son çare baskısı ağızlarla kulakların irtibatını iyice kesmiş durumda. Kimi kendi kurduğu stratejiyi mayınlıyor, kimi kurulan tuzaklara balıklama atlıyor. Bir tarafta, siyasi tercihi nedeniyle bir grup vatandaşın rehabilitasyona tabi tutulması ihtiyacından bahseden belediye başkan adayı, diğer tarafta aynı adayın seçilse bile bedel ödeyeceğini, seçildiği şehre de bedel ödettireceğini söyleyen Cumhurbaşkanı.

Mesnetsiz suçlamaların, dayanaksız ithamların, haksız etiketlemelerin giderek koyulaştığını, kara propagandaya, kirli siyaset diline daha geniş alanlar açıldığını görüyoruz. Sadece saldırırken değil, savunma yapılırken de hak-adalet, edep-adap ölçüsünün kalmadığını görüyoruz. Örneğin, iktidar sözcüleri ve medyası tarafından bir karalama kampanyasına maruz kaldığını söyleyen Mansur Yavaş, aynı sözcülerin ve medyanın HDP hakkındaki iddialarını tekrar etmekte bir sakınca görmüyor. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, HDP ile yan yana durma “suçlamasını”, AKP’ye “sizin yüzünüzden 6 milyon oy aldılar” diyerek cevap veriyor. İçişleri Bakanı söylediklerinin doğru olmadığını yüzüne söyleyenleri karakola aldırıyor.

Seçimin iyice yaklaşmasını, seçmenin küskünlüğüne rağmen şimdiye beklendiği kadar yükselmeyen “seçim ne işe yarar?” tartışmasının yeniden canlanmasından da anlıyoruz. Özellikle Erdoğan’ın daha önce kayyım atanmış belediyeler için söylediği, “ellerinden tekrar alırız” tehdidini Ankara için de tekrarlaması meseleyi alevlendirdi. “Her şey boş, kazanmasa bile kazandım der, kaybetse bile kazananın elinden alır, onu yapamasa iş yaptırmaz” şeklindeki bir fikri zincir yine dolaşıma girdi. Birbiriyle tamamen çelişiyor olsa da, sandık manipülasyonu, seçimleri tanımama, seçime ihtiyacı olmama gibi argümanlar aynı iddianın içinde kullanılmaya başlandı.

Sezai Temelli ve Mansur Yavaş atışması da, zaten biraz netameli olan “ehveni şer” zorlanmasını, stratejik davranma sıkıntısını tazeledi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun “HDP Genel Başkanı’nın ne dediği bizi ilgilendirmez” diyerek, kendi adayının söylediğinin ne kadar ilgilendirdiğine cevap vermemesi de pek başarılı bir savuşturma olmadı. Mansur Yavaş’ın pek hevesli biçimde içine atladığı tartışma, mevcut haliyle iktidarı kesmediği için, Hürriyet Gazetesi ve CNNTÜRK’e hazırlatılan yalan haberle köpürtülmeye çalışılması da “hakkıyla” kullanılamadı. Bu anlamda, acele harekete geçmeyen Ekrem İmamoğlu’nun, meseleyi üretilen yalan haberle karşılama becerisini not etmek gerek.

Muhtemelen bu siyasi tablo çok değişmeden hatta biraz daha sertleşerek devam edecek. “Seçim ne işe yarayacak?” tartışmaları da öyle. Kalan sürede, büyük bir boykot kampanyası, yeni muhalefet örgütlenmesi beklenmediğine ve muhalefet partilerinin herhangi birinde seçimden çekilme diye bir gündem olmadığına göre, verili durum üzerinden konuşmak gerekiyor. Konuyu hissiyattan, küskünlüklerden, kişisel tercihlerden biraz ayrıştırarak serinkanlı bir zemine oturtmayı deneyelim. “Seçim ne işe yarar?” tartışması iki ana eksen üzerinde yürüyor. Birincisi, seçimin iktidar değişikliğine yol açıp açmayacağı; ikincisi seçimin sayısal bir ölçüm değeri olup olmadığı. Her iki seçenek için de farklı uçlara savrulan “mutlak” kanaatler veya hangi oranda etki yaratabileceğine dair ayrışan değerlendirmeler mevcut. 31 Mart’ta yerel seçim yapılacağı için doğrudan bir iktidar değişikliği ihtimali pek gerçekçi değil. Ayrıca -söz konusu bir genel seçim olsaydı da- muhalefetin bir iktidar alternatifi oluşturduğunu kendileri dahil söyleyen kimse yok. Fakat bu seçimin iktidarın meşruiyeti ve zafiyeti konusunda belirleyici olacağı tezi asıl olarak iktidar sözcüleri tarafından ısrarla dile getiriliyor. Muhalefet ise, daha önceki seçimlerden farklı olarak “bu seçimde tamam” iddiasını kullanmıyor, hatta AKP seçmenindeki bir çözülme olasılığını zayıflatmamak için özellikle uzak duruyor. Mesele değişiklikten çok, iktidarı geriletme üzerine kuruluyor.

“Seçimle iktidar değişir mi?” sorusu en azından 31 Mart için güncel olmadığından tartışmanın ikinci ekseni, yani seçimlerin ölçüm değeri ve yaratabileceği artçı süreçler öne çıkıyor. İttifaklar, kazanırken kaybettirme stratejisi, hazım sorunları yaratan formüller, sonuç aldığı görülen veya bir işe yaramayan taktikler, iktidarı geriletme iddiaları da hep bu eksen üzerine kurulu: İktidar seçmenindeki konsolidasyonun gevşemesiyle, bunun sayısal sonuçlara yansıması; bazı önemli merkezlerde yerel iktidarın el değiştirmesiyle, iktidarın kaybedebilir olduğunun gösterilmesi. Kampanyaların gidişatında, iktidar sözcülerinin bu duruma daha fazla ihtimal verdiği veya veriyor gibi görünmeyi tercih ettiği izleniyor. Muhalefet tarafındaki kararlı itirazcıların bir kısmı, iktidarın böyle bir sayısal tabloya izin vermeyeceği, bir kısmı ise böyle bir tablo görülse bile bir sonuç yaratmayacağı fikrinde ısrarlı. Seçimlerin verdiği sayısal sonuçların hangi seçimden sonra “anlamsız” hale geldiğini, hangilerinin sayılıp, hangilerinin ne kadarının geçerli kabul edileceğini belirleyen tariflere pek ulaşılamıyor. Seçim usulsüzlüklerinin, üzerine konuşulan verileri hangi oranda bozduğu konusunda da, bunu bir inanç meselesi yapmaktan fazla çalışma yok. Hatta, aynı cümle içinde geçersiz kabul edilen seçimlerden ve yine o seçimde “aşılmış barajlardan” bahsedenler çıkabiliyor.

Bir iktidarın gücü, yaptıklarından, yapabildiklerinden, yapabildikleri karşısında gelişen direncin kuvvetinden ama en fazla da devam ettirebildiği toplumsal destekten takip edilebilir. Arkasında sayısal olarak ifade edilecek bir toplumsal destek olmaksızın veya buna ihtiyaç duymadan iktidar gücü kullanmanın mümkün olduğu rejimler, modeller mevcut. Fakat -bütün rejim değişikliği iddialarına rağmen- Türkiye’deki iktidar koalisyonunun meşruiyetini sandığa dayandırmaktan vazgeçmesi değil, yerel seçimleri bile referanduma dönüştürdüğü görülüyor. Muhalefet açısından da, bu restleşmenin politik olarak nasıl karşılanması gerektiği kritik soru: Seçimlerin mi, seçim sonuçlarının mı meşruiyet zemini olmaktan çıkartılması daha güçlü ihtimal, elde hangisinin araçları var ve an itibariyle belirleyici eğilim hangisine yakın.

Yine bir başka kritik soru, iktidar -ekonomik göstergelerde de olduğu gibi- zorlamalarla sayısal verileri gerçekte olduğundan ne kadar uzağa taşıyabilir? Olanı ne kadar lehine bükebilir? Hiç olmayan bir şeyi, var gibi gösterebilir mi? Seçimlerin sayısal verileri tamamen çöp müdür? Bu kritik sorulara verilecek cevaplarla ilgili çok sert tartışmalar açılması mümkün ama “boş ver gitsin” veya “içimden gelmiyor” şeklindeki kişisel tutumların siyasi tavır haline getirilmesi çok rasyonel durmuyor. Seçim kalıcı bir çözüm getirmeyebilir ama hiçbir şey göstermediği, gösteremeyeceği de fazla zorlama. Ayrıca, seçimin neyi göstereceği konusunun sadece iktidara bırakılması da pek akıllıca görünmüyor.

Facebook Yorumları

reklam
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive