Kemal CAN



Bookmark and Share

Tasada ve Sevinçte Bir


20.3.2019 - Bu Yazı 130 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir ayda üç yazıyla iş biraz dizi yazı havasına büründü. Ama hem güncel siyasetteki tansiyon, hem AKP-MHP ilişkisindeki açık-örtülü hareketlilik fazla kışkırtıcı. 8 Şubat tarihli “Issız Adam” yazısında, çeşitli başka nedenlerin yanında Cumhur İttifakı’nın Erdoğan’ın yalnızlaşmasındaki etkisine değinilmişti. 27 Şubat tarihli “Tek Adam ve Beka Davası” yazısında ise, ittifak kronolojisini izleyerek Bahçeli’nin Erdoğan’ı sıkıştırdığı alan, sürüklediği yön tarif edilmeye çalışılmıştı. Bugün gelinen noktada, neredeyse tamamen Bahçeli tarafından çizilen ittifak seçim stratejisinin kendini yaratan mecburiyetler yanında, kendinden doğan zorunluluklar da üretmeye başladığı görülüyor. Dolayısıyla, bu ilişki ve üretebileceği sonuçlar konusunda bazı güncellemelere, tamamlayıcı bir yazıya daha ihtiyaç var. 

AKP–MHP ilişkisi ve ittifak konusu, tek taraflı bir destek (koltuk değneği) meselesi olarak görülemeyecek ve MHP’nin siyasi işlevinin biteceği bir süreç olarak değerlendirilmeyecek bir siyasi durumdu. İşin, doğrudan devletin de içinde yer aldığı, pek çok dış dengeyle de bağı olan karmaşık tarafları yanında, toplumsal-siyasal dinamikler açısından da biraz daha dikkatle bakılmayı hak eden bir içeriği de vardı. Zaten ittifakın sonrasında ortaya çıkan siyasi gelişmeler ve özellikle 24 Haziran seçim sonuçları da, MHP’nin “dükkanı kapatacağı”, AKP’nin MHP’yi içinde eriteceği veya ittifakın dayanaksız olacağı gibi kestirme yorumları çok doğrulamadı. MHP’nin -daha çok da Bahçeli’nin- artan politik etkisi daha açık görülmeye ve üzerine konuşulmaya başlandı. Bazı araştırmalarda işaretleri görülen AKP’den MHP’ye doğru oy kaymasının da, sayısal ağırlığın da değişebileceğini işaret ediyor. 

Fakat şimdi de -özellikle 24 Haziran sonrasında muhalefet çevrelerinde oluşan yenilgi psikolojine paralel olarak- AKP-MHP ittifakının yerinden oynamaz bir heyulaya dönüştüğü, zaten kuvvetli bir arka planı olan milliyetçi-mukaddesatçı tabanın iyice konsolide olduğu, değişen rejimin arkasında çok güçlü bir ittifakın olduğu, kutuplaştırmanın siyasi alanı tamamen kapatarak kalıcı bir kilitlenme yarattığı, muhalefet tarafında büyük bir dağınıklık ve politikasızlık yaşandığı tespitlerine çok fazla abanılıyor. Bazen çok sıradan “adam kazanmayı biliyor” sohbeti sınırında, bazen bol alıntılı akademik bir dil eşliğinde, bazen de yüksek siyaset kokan söylemlerle “hiçbir şey olmuyor” fikri yayılıyor. İktidarın saçmalama rahatlığı, elde ettiği özgüvene bağlanıyor. Bu değerlendirmelerin hepsinin çok doğru tarafları olabilir, bu tabloyu dikkate almadan girilen erken beklentiler saçma neticeler veriyor olabilir ama üzerinde konuşmaya değecek hiçbir şey olmadığı, rasyonelin tamamen kaybedildiği (kaybolabileceği) de çok doğru değil. 

8 Şubat tarihli “Issız Adam” yazısında, “Erdoğan açısından bakıldığında, ittifakı hızla geri çağırmasına neden olan siyasi aritmetik riskin devam etmesi, bu pozisyondaki ısrarını açıklıyor. Bahçeli’nin de “beka davası’ çerçevesi ve hatta yürütücülüğü konusundaki patronajı ele geçirmesi başka bir macera arayışını gereksiz hale getiriyor. Her tarafın ihtiyaçlarına verdiği karşılıkların verimliliği ve vazgeçilmezliği, ortaklığın yaratabileceği problemlerin kolay kontrol edilebilir görünmesi, ittifakı iyice perçinliyor” cümlesi vardı. Bu perçinlenmenin (yapışmanın) ittifakın iç dengesini nasıl etkilediği hakkındaki 27 Şubat tarihli “Tek Adam ve Beka Davası” yazısında ise, şöyle bir değerlendirme yer alıyordu: “Aşama aşama iktidarın bütün siyasi söylemine hâkim olan ittifak dili, ipin üzerinde yalnız bıraktığı Erdoğan’ın güvenliğini ülkenin bekasıyla eşitledi. Ancak bu eşitlik nedeniyle, beka tehlikesinden her bahsedildiğinde, aslında Erdoğan’ın kafasının üzerindeki Demokles kılıcı anlatılıyor.” Bu kılıcı en çok sallayanların Bahçeli ve Soylu olduğunun da altını bir kere daha çizmek gerekir. 

“Siyasetin gerekleri” hilafına, ciddi “temas sorunları” yaşamaya başlayan ittifakı yerel seçimde yenilemek Erdoğan’ın kişisel tasarrufuydu. İktidarının güvenliği mecburiyeti, bu teslimiyet dozu yüksek anlaşmayı, siyaseti ve partiyi daha da uzaklaştırmayı göze alan bir yalnızlaşmayı dayatıyordu. Bahçeli’nin Erdoğan’ın önüne koymak için ürettiği, Erdoğan’ın da kendi ifadesiyle “konsolidasyonu sürdürmek” için mecbur olduğu “beka stratejisi” böyle bir zemine oturdu. Bu, liderlerden seçmene kadar herkesin birbirine hatırlattığı mecburiyetlere yaslanan stratejinin, açık veya üretilmiş inandırıcı bir yakın tehdit yaratılmaması durumunda iktidar ve ülke bekası arasındaki eşitlikten fazlasına sahip olamaması beklenen bir gelişmeydi. Ekonomik sıkıntıları gündem dışına alma arzusuyla “finansal saldırı” argümanından vazgeçilip, dış politikada da abartılı çıkışların önü tıkanınca, beka davasını iktidarın devam davası olarak kabul etmekten, sürdürmekten; bunu gerekçelendirirken de abartıdan başka çare kalmadı. 

İşte, daha önceki iki yazıda işaret edilen tabloyu güncellemeyi gerektiren durum da böyle ortaya çıktı. Mecburiyetlerin mahsulü beka davası stratejisi, kendisi de bazı zorunluluklar üretmeye başladı. Öncelikle Erdoğan “beka davası” söylemini Bahçeli’nin istediğinden, MHP’nin beklediğinden bile daha fazla ve -Soylu istisnası dışında- kişisel olarak üstlendi. Partisiyle, hükümetiyle ve adaylarıyla bir kampanya kurmak yerine -konjonktür nedeniyle o kadar da kolay değildi zaten- “beka” işine ve kontrolsüz saldırılara yüklendi. Yani, bir anlamda mahkumiyet zorlamasına ve yalnızlaştırılmaya cevap olarak ortağının verdiğine fena sarıldı. Böylece de ortağın üstüne kaldı. Başta ekonomik kriz olmak üzere iktidar sorumluluğundan azade bir bekleme pozisyonu almayı uman Bahçeli ise, “beka davasının” yapışkanlığı, kendi tabanındaki sıkıntı ve genel inandırıcılık sorunu yüzünden sessizliğini, mesafesini koruyamadı: “Ekmek yoksa sonra yeriz, iş yoksa ilerde çalışırız ama memleket…” gibi şeyler söyledi. Çok küçük ama gürültülü abartı korosuna “beş harfliler” gibi ilginçliklerle katılmaktan geri duramadı. Erdoğan ve Soylu’nun zorladığı abartı tahribatına katılmak zorunda kaldı. 

Cumhur ittifakı yerel seçim için yenilenip, Bahçeli’nin kurduğu beka davası söylemi Erdoğan tarafından kabul görünce, bu tablonun MHP lehine sonuç üretme olasılığı ihtimali büyümüştü. Çünkü ciddiye alınır araştırmaların çoğu seçmende blok değiştirme eğiliminin hala çok az olduğunu söylüyor. Dolayısıyla, MHP’nin “iktidara ceza” dosyasından vareste, yalnızlaşmış Erdoğan’dan kaçacak oyları toplaması kolay görünüyordu. Böyle bir durum blok içi oy hareketini belirgin biçimde MHP lehine çevirebilirdi. Ancak, Erdoğan’ın (ve Soylu’nun) beka meselesini ele alış biçimi, Bahçeli’nin mesafeyi koruyamayıp kendi açtığı söylem tuzağına sürüklenmesi dengeyi biraz bozdu, MHP’yi iktidara yapıştırdı. Ekonomik kriz gündeminin beka söylemiyle karşılanamayacak kadar öne çıkması ve muhalefetin gerilim üretme isteksizliği de denkleme eklenince tablo değişti, beka korosu dilsizleşti. Bugün itibarıyla, 31 Mart’ta iktidar ortaklarının alacakları sonuçların ayrışması daha zayıf bir ihtimal veya beklenenden daha az farklılaşması ihtimali daha fazla. Başlarına her ne gelecekse, birlikte gelecek. Muhtemelen, sonra aralarındaki siyasi hesap da öyle görülecek.

Facebook Yorumları

reklam
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net