Kemal CAN



Bookmark and Share

Lümpen muhafazakarlık


20.2.2019 - Bu Yazı 138 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Cinsel saldırganlığı tacize uğrayan kadının babasıyla veya kıyafetiyle, gıda enflasyonunu “muhalefetin eline verilen patlıcan” veya hain kabzımallar ile karşılamaya kalkmak önemli bir üslup ve seviye sorunu olmanın yanında, herhangi bir siyasi kimlik dairesi içine sokulması zor ifadeler.

Siyaset tarihine ve hukuk siciline utanç başlığı olarak girecek olayların en önemlilerinden Cumhuriyet gazetesi davasında istinaf mahkemesi kes yapıştır onaylarından birine daha imza attı. Davada yargılanan gazeteci, avukat ve gazete çalışanlarından bir kısmı, kalan sürelerini yatmak için hapishaneye giriyor. Daha yüksek hapis hükmedilmiş diğer bir grubun davası ise halen Yargıtay’da devam ediyor. Davaların hukuki bir dayanağı olmadığı için, kararların da hukuken konuşulacak pek bir tarafı yok. Uzunca bir süredir temyiz aşamasında olan davalarda bugün karar verilmiş olması, kendisi de hapishaneye girecek olan çizer Musa Kart’ın söyleyişiyle “siyasetin böyle bir karara ihtiyacı” olduğunu gösteriyor.

Geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da gözaltı sırasında bir kadın göstericiye yönelik cinsel saldırı olayı da hâlâ tartışılmaya devam ediliyor. Tartışmanın daha da derinleşmesini tetikleyen, fotoğraflar ve görüntülere Ankara Emniyeti’nin verdiği cevap oldu. Emniyet, görüntülerin yayınlanmasını polisin itibarını zedelemek amaçlı bir ifşa faaliyeti olduğunu söylemiş, bununla da yetinmeyip, söz konusu olayda gözaltına alınan kadın eylemcinin babasının KHK ile ihraç edilmiş olduğundan bahsetmiş. Yani resmi bir kurum, yapılan hukuk ve ahlak dışı bir davranışı, bu muamelenin yapıldığı kişinin babasının kimliğiyle meşrulaştırmaya kalkmış. Bunun idare hukuku açısından da, toplumsal vicdan açısından da kabul edilebilir olduğunu düşünmüş.

İktidarın en rütbeli sözcüleri hemen her gün hukuk tanımaz biçimde mesnetsiz, kanıtsız suçlamalar yöneltebilir, hedef gösterebilir, kamuoyu önünde mahkemelere talimat yağdırabilirken, kamu görevlilerinin iktidarla uyum sorunu olmadıkça bir sıkıntı yaşamayacaklarını düşünmelerinde bir gariplik yok. Silahlanma ve kan banyosu çağrıları yapanlar bile kollanırken, başlarındaki bakan kendisini hukukla bağlı hissetmiyorken, görevli memurlar neden hissetsin? Meselenin vicdani tarafında da durum aynı: Dilek Dündar’ın hakkında bir takibat yokken yasal haklarının keyfi olarak engellenmesiyle ilgili isyanını ifade ettiği paylaşımın altındaki “organize cevaplar”, arzu edilen “vicdan yamulmasının” işaretlerini çok açık biçimde gösteriyor.

Açıkça cinsiyetçi-ırkçı hakaretler, seçim zaferini cinsel çağrışımlı sloganlara çevirmeler, sosyal medya trollerini aşarak gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına taşınan sakil bir dil, devlet gücü kullanılarak yapılan haksız, adaletsiz ve “uygunsuz” her davranışın fikri ve ahlaki arka planını oluşturuyor. Kutuplaştırmanın fikri zemini, sahiciliği tartışmalı tehdit algıları yaratmaktan, endişeleri kışkırtmaktan daha farklı bir zemine doğru kaymış durumda. Kutuplaştırmaya dayanak yapılan argümanlar aşırı kullanımdan eskidiği için, “beka davası” korunacak şeyleri söyleyerek değil, saldırılacakları ve saldırının kuralsızlığını göstererek sürdürülüyor. Lümpenleşme, aşağıdan yukarıya doğru ilerleyen bir üslup tırmanışı değil, yukarıdan aşağıya doğru öğretilen, teşvik edilen bir tercih olarak işliyor.

Kutuplaştırmayı, haksız-hukuksuz-uygunsuz uygulamaları, siyasi rakiplere yönelen dilin vardığı düzeyi, demokrasiye dair ölçeklerle tartışılabilmek artık mümkün değil. Bu atmosferi üreten fikri zeminin ve duygu durumunun ölçülebileceği bir tartı bulmak, bunu belirli bir siyasi-ahlaki aidiyetle tarif edebilmek de neredeyse imkansız hale geliyor. Bir siyasi çizginin, bir uygulama sorumlusunun kendisine yönelen tepkiler, eleştiriler karşısında yandaşlarının kullanımına verdiği savunma argümanları, onun ahlaki sınırları hakkında da fikir verir. Cinsel saldırganlığı tacize uğrayan kadının babasıyla veya kıyafetiyle, gıda enflasyonunu “muhalefetin eline verilen patlıcan” veya hain kabzımallar ile karşılamaya kalkmak önemli bir üslup ve seviye sorunu olmanın yanında, herhangi bir siyasi kimlik dairesi içine sokulması zor ifadeler.

Herhangi bir siyasi kimlik grubunun, ait olduğu (yakın durduğu) öğretinin de açıkça uygunsuz bulduğu davranışları meşru görmesini sağlayabilmek kutuplaştırma ile mümkün oluyor. İlginin, dikkatin, algının bir sorgulamaya fırsat vermeden sadece karşı tarafa (“düşmana”) yöneltilebilmesi de, hınç ve linç potansiyelinin ve bunu besleyebilen söylemin seviyesiyle ilişkili. Bugün uygulanan “düşman hukuku”, linç uygulamalarının meşruiyeti, mevcut toplumsal vasatın da hayli altına inmek zorunda olan bir söylemle sağlanıyor. Bu söylem -ve ona eşlik eden akıl- artık sadece siyasi sözcülerin kışkırtıcı konuşmalarıyla sınırlı kalmıyor, mahkeme kararlarına, bilirkişi raporlarına, resmi basın açıklamalarına, “akademik” değerlendirmelere kadar yayılıyor.

Siyasi, ahlaki, vicdani kabul sınırlarını zorlayan eylem ve uygulamaları meşrulaştırmak için kullanılan argümanlar, sivriltilen hınç-linç söylemi, yapılanlardan bile daha sorunlu bir seviyeye doğru ilerliyor. Hukuk dışı kararların gerekçeleri, haksız eylemlerin bahaneleri, karşı karşıya olunan, yaratılmak istenen fikri-ahlaki zemin konusunda mevcut atmosferden daha fazla şey söylüyor. “Siyasetin ihtiyaç duydukları” konusunda daha fazla şey anlatıyor.

Kendi durumunu izahta zorlananlar, dikkati karşı tarafta tutmak için artık sadece doğruluğu tartışmalı suçlamalarla idare edemiyor, suçlama seviyesini yükseltmek için dili de basitleştirmek zorunda kalıyor. Bu lümpenleşmenin, ortalama muhafazakar kimlikte hâlâ kabul görebiliyor, bir utanç yaratmıyor olması da -en azından görünür bir rahatsızlığın öne çıkmaması- ayrıca tartışılmayı hak ediyor.

Facebook Yorumları

reklam
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net