Kemal CAN



Bookmark and Share

Birey olmak ve hayal kırıklığı


23.1.2019 - Bu Yazı 165 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İşçiler diye bir kalabalık yerine tek tek -ve aslında sürekli güvencesiz hale gelen- çalışanlar olması, vatandaş olmanın ortak güvencesini paylaşan yurttaşlar yerine korkularla yönetilebilen savunmasız bireyler olması, siyasetin şahsileşmesini her yere yayıyor. İnsanlar özgürlük diye sunulan bireysellikte ilerledikçe, sadece yalnızlıklarını keşfediyorlar.

80’li yıllarda neredeyse her alanda kullanılan, her şeyi açıklayan anahtar gibi bir “birey olma” lafı vardı. Açıklayıcı bir kavram olmaktan çok bir bilimsel, ahlaki, hatta siyasi mecburiyet gibi tarif edilirdi. Çocuk eğitiminden sanata, ekonomiden siyasete kadar her alanda neredeyse tartışmasız biçimde ve çoğunlukla pozitif vurgulu biçimde kullanımdaydı. O zaman, henüz özel televizyonlar, beslenmeden eğitime, aşktan inanca kadar her konuda akıl veren profesyonel yorumcular yoktu ama bütün popüler alanlarda “birey olmanın” önemi anlatılıyordu. Bu anlatı, önemli bir ekonomik değişimle birlikte yüksek ivme kazanmış üçüncü kentleşme dalgasıyla ve iletişim devrimiyle de paralel yürüyordu.

Aslında “birey olmak”, bireysellik çok yeni bir şey değildi, modernizmin, aydınlanmanın da önemli motor kavramlarıydı. Ancak 70’lerde ve daha güçlü biçimde 80’li yıllarda neoliberalizmin akıl yürütme ve “akıl yükleme” çalışmalarında, yeni bir anlam ve içerikle yeniden yorumlandı, ekonomik ve siyasi modelin önemli ideolojik dayanağı haline getirildi. Dünyada 60’lar ve daha çok 70’ler boyunca gelişen toplumsal hareketliliğin, sosyal devlet uygulamalarının da beslediği enternasyonalist-toplumcu fikirlerin geriletilmesi ve başta emek örgütlenmesi olmak üzere ortak direnç alanlarının zayıflatılması için çok kullanışlıydı. Daha alttakiler, hatta kendi gibi olan diğer insanlar ve birlikte olmak daha az önemliydi artık.

Bir taraftan uçaktaki “önce kendi oksijen maskenizi takın, sonra çocuklarınızın” anonsu kabalığında bir ekonomik rasyonalizm, bir yandan da düşünmeye değer başka pek bir şey olmadığını söyleyen bencilliğin özgürlük olarak pazarlanması. “Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayanlara” zinciri yeniden tarif etmekti yapılan. Zincir, onları sisteme köle eden pranga olmaktan çıkartılıp, insanları birlikte davranmaya zorlayan ayak bağı olarak anlatılmaya başlandı. Birlikte kazanılacakların yerine, birey olarak kazanılabilecekler konuldu. Sistemin toplumsal desteğinin merkezine oturtulan ve herkesin dahil olmaya can attığı bir genişliğe kavuşan orta sınıf (direk), “birey olmanın” rasyonel ve moral avantajlarına çok kolay ikna edildi.

Dalga Türkiye’ye biraz daha geç ulaştı belki ama çok hızlı sonuç aldı. Çünkü 12 Eylül rejimi gibi ekonomiden siyasete, toplumdan kültüre kadar her şeyi yukarıdan aşağıya yeniden biçimleme imkanıyla beraber yürüdü. Dönemin lideri Turgut Özal, televizyona çıktığında işçilere, köylülere, kalabalıklara değil kalemiyle işaret ettiği bireylere konuşuyordu. Bütün dünyadaki benzerleri gibi siz değil sen diyordu: “Boş ver ötekileri, sen daha çok kazanabilirsin, daha çok alabilirsin, gereğini yaparsan daha çoğuna sahip olabilirsin. Dünya koskoca bir köy olacak, proletaryaya, başkaldırıya artık elveda denilecek, ‘hak etmeyenlerin’ eksiklerini tamamlamaya çalışmazsan hem daha çok para, hem daha çok özgürlük kazanacaksın. Yapılması gerekeni değil, yapman gerekeni düşün.”

Bugün bütün dünyada yaşanan ekonomik ve siyasi krizin, tıkanmanın sebepleri arasında, solun (toplumcu – enternasyonalist düşüncenin) demokrasi, özgürlük ve eşitlik idealinin inandırıcı seçenekler geliştirememesinden bahsediliyor. İnandırıcı, yapılabilir, gösterilmiş bir anlatı kurulamadığı söyleniyor. Doğal destek alanlarıyla temasını kaybettiği, onlara konuşacak yeni bir dil üretemediği söyleniyor. Bunların hepsinde doğruluk payı var. Ancak, birlikte kurtulmayı, başkasını dert etmeyi aşağılayarak kendisini bir toplumsal yasa gibi dayatan neoliberal modelin iflasını nereye koyacağız. Veya bugün ortaya çıkan anomaliyi bir yetersizlik üzerinden mi, bir imha çabası üzerinden mi anlamaya çalışacağız. Siyaseti toplumsal bir dinamik olmaktan çıkartıp “bireyden lidere -ve tersi- ” bir akışa çeviren, şekilsiz iktidarların destek çemberini siyasi kimlik haline getiren hangisi?

Çarpık bireysellik, “birey olma” algısı, siyasi refleksleri o kadar uzun süredir etkisi altına almış durumda ki, yarattığı anormallikler ortaya çıkmadan önce ne kadar derine sirayet ettiği görülemiyor. Ekonomik liberalizmin bu ülkedeki kadim kavramı olan “şahsiyetçilik”, yıllarca sürdürdüğü ideolojik saltanat sayesinde sadece insanların dünya ile kurdukları ilişkiyi değil, “şahsiyetlerle” kurdukları ilişkileri de belirliyor. Lider merkezli bir siyaset geleneğine sahip olmanın yanına, bütün siyasi görünümlerin bireysel performanslarla ölçüldüğü bir yaklaşım da yerleşiyor. Bütün dünyada giderek yaygınlaştığı gibi, Türkiye’de de siyasi ilişkinin bütün toplumsal, siyasi dinamiklerden bağımsızlaşarak doğrudan “birey- lider” aksına bu kadar kolay sürülebilmesi bu fikri alt yapıyla ilişkili.

Siyasetin şahsileşmesi, iktidarın kişiselleştirilmesi, neoliberal modelin siyaset mimarisinde bireyselliğe biçilen rolle ilgili bir tasarım hatası. Aslında, bilinçli bir tercih ama sistemi de tehdit eder hale geldiği için bugünden bakınca hata. Dolayısıyla, bugün demokrasinin geleceğini de tartışma konusu yapan anormallikler, “solun” yetersizliği veya çare bulamamasından daha çok, modelin ve onu yaratan müesses nizamın sorunu. Ancak, siyasi kimliklerin şahsileştirilmesi, toplumsal kimliklerinden soyundurulmuş çıplak bireylere terk edilmiş siyasi kimlik alanları, sadece iktidarların etrafında oluşmuyor. İşçiler diye bir kalabalık yerine tek tek -ve aslında sürekli güvencesiz hale gelen- çalışanlar olması, vatandaş olmanın ortak güvencesini paylaşan yurttaşlar yerine korkularla yönetilebilen savunmasız bireyler olması, siyasetin şahsileşmesini her yere yayıyor. İnsanlar özgürlük diye sunulan bireysellikte ilerledikçe, sadece yalnızlıklarını keşfediyorlar.

Birey olup daha fazla kazanamayan, güvencelerinden de olan; daha özgür olmak yerine korkularına esir düşen insanlar için, kuvvetli kimlik kalabalıklarına dahil olmak veya arkasında yer alacağı “kuvvetli şahsiyetler” bulmaktan başka pek seçenek kalmıyor. Bu çaresizlik, sadece yeni tür popülist iktidarların destekçi kalabalıkları için değil, itiraz eden, muhalefet etmeye niyetli insanlar için de geçerli. Bu yüzden, tıpkı iktidarda olanlar için sayıları hiç azalmayan hainler, memleketi satanlar olduğu gibi, muhalefette olanlar için de teslim olanlar, hayal kırıklığı yaratanlar hiç bitmiyor. Önemli misyonlar beklenenler de, zamanında destek olunduğu için pişman olunanlar da hiç eksik olmuyor.

Herhangi bir konudaki yetkinliği, başarısı, popülerliği dolayısıyla her konuda söylediklerinin önemli olacağına inanılan insanlar yaratılınca ya da insanlara böyle roller yüklenildikçe, sık yaşanacak hayal kırıklıkları için taşlar da döşenmiş oluyor. Artık onlarca kere yapılmasına rağmen Sabah gazetesi röportajlarına çıkan her “ünlü” ile hâlâ aynı sonucun ortaya çıkması bu yüzden. Hayal kırıklığı yaratan her gelişmeden, her sözden, her temastan sonra, bir taraftan “ne beklenirdi zaten”, diğer taraftan da “haddi aşmamak lazım” tartışmalarının aynı iştahla tekrarlanması da böyle mümkün oluyor. Kişisel performanslara fazla beklenti yükleyen siyasi pozisyonlar, şahsi tercihlerin yarattığı şoklardan bir türlü kurtulamıyor. Belki, bireysel cevaplara bu kadar toplumsal-siyasal anlam yüklememek lazım. Bireysellik tuzağına düşürülmüş büyük kalabalıkların ürettiği iktidarlar ve siyasi sonuçlar için olduğu gibi.

 

Facebook Yorumları

reklam
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net