Kemal CAN



Bookmark and Share

Acayip zamanlar


19.9.2018 - Bu Yazı 177 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Nasıl oluyor da bu kadar kolay yalan söyleniyor? Nasıl oluyor da bu yalanlara inanılıyor veya inanılmış gibi yapılıyor? Nasıl oluyor da, yalanlar ortaya çıktığında bir şey olmuyor? Çünkü, gerçek tamamen imha edilemez olsa da, yalanı anlamsızlaştırmak, mesele olmaktan çıkartmak o kadar zor değil. İnanmaya mecbur olanların üreteceği bahaneler ancak yalanın ahlaki bir mesele olarak da yeniden anlam kazanmasıyla boşa çıkar.

“İlginç (ya da acayip) zamanlarda yaşayasın.” Orijinali böyle mi veya çevirisi tam doğru mu bilmiyorum. Ancak, Çinliler bu sözü, içinde olunan durumu anlayamayacak kadar tuhaf kötülüklerin içine düşmek anlamında bir beddua olarak kullanıyormuş. Son zamanlarda Türkiye’nin durumunu ifade etmek için de sık sık kullanılıyor bu söz. Aslında dönemin ruhu açısından dünya ahvali için de geçerli sayılabilir.

Dünyada ve Türkiye’de yaşanmakta olanları, geçmiş deneyimler, çözümleme modelleri ve mevcut kavram setiyle anlamaya çalışıyoruz. Birçok açıdan “bu güneş altında söylenmemiş, yaşanmamış yeni bir şey yok” sözünü kanıtlayan aynılıklara tanık oluyoruz. Şaşırtıcı öngörülerle tanışıyor veya hatırlıyoruz. ‘Aynı suda yıkanılamaz’ dense de, defalarca derenin içindeki aynı kayanın üstüne atlayarak kafa yarma ısrarını görüyoruz.

Tarif etmeye, anlamaya çalıştığımız vakalar, eğilimler, dinamikler literatürdeki kavramlara çoğu zaman fazlasıyla uyuyor. Atipik olanların da nasıl bir süreçle oluştuğu üzerine doyurucu bir külliyat mevcut. Tuhaflığı yaratan, “tanımlanamayanlar” değil, tanımlı olanların değişen ilişkisi ve sonuçlarda ortaya çıkan beklenmedik durumlar. Çünkü, bütün bilimsel modeller öngörülebilirlik, kıyaslanabilirlik üzerine kurulu.

İlginç zamanlarda yaşayınca, yol gösterici akıl yürütme modellerinin, güçlü kavramların yanına “acayip” sıfatını da eklemek gerekiyor. Olanın, yaşananın çok acayip olduğunu görmek de, anlama çabasının önemli bir parçası haline gelebiliyor. “Ben bunu biliyorum”, “tam da söylendiği gibi” benzeri kestirmeler, haklı çıkmak veya bir haklılığın gölgesine yerleşmeye yarasa da, her zaman açıklayıcı olmaya yetmiyor.

GERÇEK SONRASI 

Post-truth döneminin gerçekle bağları kopartan pratiği, kişisel düzeyde de, toplumsal alanda da “acayiplikler” üretiyor. Acayiplik bazen beklenmedik bir tepkiyle, bazen de beklenenin olmamasıyla kendini gösteriyor. Yüzüne karşı “yalan söylüyorsun” dediğin biri, “ama siz kaybettiniz” diye cevap veriyor. İktidarlar yarattıkları krizleri kalkan yapabiliyor. “İşçiler haklıydı ama HDP’liler gidince haksız oldular” diye cümle kurulabiliyor.

Bu post-truth devrinin en büyük küresel gösterisi 90’ların başında yaşandı. ABD’nin Genelkurmay Başkanı , BM Genel Kurulu’nda canlı yayınlanan konuşmasında herkesin yalan olduğunu bildiği şeyleri anlatmıştı. Irak’ın işgalini başlatan süreçte bu açık yalanların söylenmiş olmasını ve kabulünü sağlayan gönüllü saflığı değil de, neden buna ihtiyaç duyulduğunu anlamak zor. Acayip olan bu.

Gerçekle, doğruyla ipinizi kopartmışsanız neden başka bir “gerçek” yaratmaya ihtiyacınız olsun? Zaten sonraki dönemlerde, vehmettikleri türden bir meşruiyet ihtiyacı olmadığını idrak edip bıraktılar. Hatta daha fazlasını öğrendiler: Yalan (bahane) üretmeyi aktif ve sessiz destekçilere bırakmanın daha az masraflı ve daha sonuç alıcı olduğunu gördüler. Karşıtlarına da sapkın yeni gerçeklikleri bıraktılar.

İlginç zamanlar, sadece izleyenler, mağdurlar için değil, bu zamanların muktedirleri için de şaşırtıcı ve “öğretici”. Onlar da, pay sahibi oldukları acayiplerin imkanlarını ve zorluklarını yaşayarak öğreniyor. Yapabildiklerine şaşırdıkları da oluyor. Sadece Trump performansı bile, pek çok acayipliğin planlanarak değil, yapıldıkça yapılabilir hale geldiği örneklerle dolu. Türkiye ise, bu işin cenneti.

ZOMBİ DÜZENİ 

Maliyetsiz denemeler yapabilme lüksü, yaşayarak (deneyerek) öğrenmenin önünü açıyor. Dünyadaki para ve pozisyon bolluğundan çok uzun bir süre maksimum faydalanan iktidar, içerideki desteğini de bir mecburiyet ilişkisine çevirmeyi zaman içinde öğrendi. Memnun, razı ve kıstırılmış; aktif veya sessiz destek çevresinin kendiliğinden üreteceği meşruiyet bahanelerinin zenginliğini yavaş yavaş keşfetti.

Doğru olmayan şeyleri söylemek, söylediğini terk edip tam tersini yapmaya başlamak; ağır zararlara neden olan pozisyonda ısrar etmek veya baş döndürücü manevralara kalkışmak çok şaşırtıcı değil. Ama bunun bu kadar maliyetsiz olması, risksiz biçimde denenebilmesi acayip. Krizini ileriye itmiş şirketler Ümit Akçay’ın son yazısında belirttiği gibi nasıl zombi şirketler olarak yaşayabiliyorsa, iktidarlar da geleceğe kaçarak hayatlarını sürdürebiliyor.

Türkiye’de mevcut iktidar, artık aktif, kararlı bir toplumsal ve siyasi dinamiğin üzerine oturmuyor. Uzunca bir süredir böyle. Tıpkı ekonomide olduğu gibi, siyasette de sert bir kabuğun içinde derin bir kofluk var. Ancak acayip dönemlerin özelliği olan oynak yeni gerçeklik, bu kabuğu koruyor. Uğur Gürses’in söyleşisinde yaşanacak krizle ilgili işaret ettiği gibi, “batanların bile battığını söyleyemeyeceği” bir yeni gerçeklik bu.

Nasıl oluyor da bu kadar kolay yalan söyleniyor? Nasıl oluyor da bu yalanlara inanılıyor veya inanılmış gibi yapılıyor? Nasıl oluyor da, yalanlar ortaya çıktığında bir şey olmuyor? Çünkü, gerçek tamamen imha edilemez olsa da, yalanı anlamsızlaştırmak, mesele olmaktan çıkartmak o kadar zor değil. İnanmaya mecbur olanların üreteceği bahaneler ancak yalanın ahlaki bir mesele olarak da yeniden anlam kazanmasıyla boşa çıkar.

GERÇEK VE ABARTI

“Şaka gibi” de ilginç bir deyiş aslında. Bir şeyin inanılmaz, beklenmedik ve olması gerekenden fazlalığına gönderme yapıyor. Ancak kurgulanmış ve özel olarak abartılmış olmasıyla mümkün olabilecek bir durumu anlatıyor. Acayip zamanların gerçekleri de, zaman zaman ancak abartıyla yumuşatılabilecek ölçüde ağır ve inanılmaz hale geliyor. Anlaşılan Çinliler gerçek olmasını kabul etmenin imkansız olduğu acayipliklerin yıkıcılığını bilerek beddua ediyorlarmış.

Daha dumanı üzerinde bir tartışma: Katar’dan gelen uçak. Fedakarlıktan, tasarruftan bahsedilirken talip olunan alış verişe mi, her tarafından ahlaki zaafiyet akan “hediye” savunmasına mı, “bunu konuşanlar mahkemelerde sürünecek” lafına mı, “şaka gibi” demeli? Yoksa böyle bir tartışmaya konu olacak hamleyi yaparken, bunun üzerine konuşurken bir şey olmayacağından emin olunmasına mı acayiplik demeli?

İdlib meselesindeki tablo da tamamen başka bir sahadaki tuhaflığı içeriyor. Diplomatik başarı olarak sunulan şu: Tahran’da Putin: “Nasıl ateşkes yapalım, masada cihatçılar yok ki” demişti. Soçi’de Erdoğan: Mealen “ben onları yönetebilirim” diyerek ateşkes muhatabı olarak saha sorumluluğunu üstlendi. Şimdi örtülü itiraf sayılabilecek bu pozisyona mı hayret edelim, sağlanan “faydayı” mı merak edelim? Acayip iş.

Son günlerin bu iki vakası bile, bu iktidarın ideolojik, sınıfsal, ekonomik, kültürel, siyasi, küresel ve daha bir çok tanımlı pozisyonu ile çok kolay açıklanamayacak acayiplikler olarak duruyor. Her şeyin hesaplı, planlı, öngörülerek ve hazırlanılarak yapılmadığı -kabul edilmesi biraz zor olsa da- düşünülmesi gereken bir durum. İlginç zamanlarda yaşamanın, acayipliklere maruz kalmak gibi bir gerçeği, acayiplik yapabilme gibi bir lüksü var.

Facebook Yorumları

reklam
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net