Hidayet Şefkatli TUKSAL

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Periler, periler, periler…


23.11.2020 - Bu Yazı 4199 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Artık ateşi biraz azalmış olsa da, gösterime girdiği günden beri ‘Bir Başkadır’ dizisini konuşuyoruz. Film izlemeye pek meraklı olmayan, hatta zihnimde istemediğim etkiler ve görüntüler bırakıyorlar diye kasıtlı olarak uzak duran ben bile (şahsım yani) bu furyaya kapıldım ve 8 bölümü ara vermeden izleyerek ilk rekorumu kırmış oldum. Sonrasında pek çok mecrada bu filmi konuştuk, konuşulanları dinledik, yazılanları okuduk, hatta farklı mahallelerden bazı eski tanışlarla dizinin karakterleri üzerinden küçük yüzleşmeler yaşar gibi olduk.

İzlerken, burnumun direğinin sızladığı, gözlerimin dolduğu anlar da oldu, hoşlanmadığım sahneler de… Fakat işte korktuğum başıma geldi ve günlerdir zihnimde bu diziyle geziyorum. Sosyal medya hareketliliğine bakıldığında, izleyen pek çok kişinin de aynı durumda olduğu anlaşılıyor. İşin ilginci, bu diziyi ruhumuza bu şekilde çivileyen şeyin ne olduğunu hala tam olarak bulamadık, aramaktayız.

Facebook sayfamda şöyle yazmıştım: ‘Bence bu dizinin yarattığı heyecan ve coşku, eksikli gedikli de olsa, hatta birbirine düşman bile olsa bütün kardeşleri bir araya toplamasında… Onları bir arada görmek hepimizi duygulandırıyor ve bir bayram sabahı bir araya gelmişiz gibi heyecanlandırıyor…’

Evet, ilk izlenimim bu olmuştu, ama hala düşünmeye devam ediyorum.

Bu dizide tabii ki bazı klişe mevzular var, hatta ‘mevzuların hepsi klişe’ bile diyebiliriz. Ancak işte bu klişe mevzuları ele alış ve onlara bakış tarzında yatıyor fark. Bir kere çoğulcu bakış açısını görüyoruz burada. Var saydıklarımız, yok saydıklarımız, yok olmasını dilediklerimiz, yok etmeye çalıştıklarımızın her birinin, gündelik hayatın karmaşası içinde birbirleriyle isteseler de istemeseler de ilişki halinde oluşları üzerinden görünür kılındığı bir ağ örülmüş dizide. Ancak burada anahtar terim ‘gündelik hayat’ bence. Çünkü burada temsil edilen kimliklerin tümünün ideolojik açıdan birbiriyle çeşitli düzeyde kavgalı olduğu göz önüne alındığında, onları bir araya getirmenin tek yolunun, aslında hayat içinde olduğu şekliyle abla-kardeş,  hasta (danışan)- hekim, çalışan-işveren, arkadaş-komşu, karı-koca, baba-evlat gibi yapılar üzerinden olması, mevcut olguyu da ıskalamayan bir çözüm bence. Bu ilişkisellik, büyük de bir imkan aynı zamanda. Dizi bence bu imkan üzerine kuruyor hikayesini… Ve de iyi yapıyor…

Bu bakış tarzında birilerinin beklediği ideolojik kesinlik ve keskinlikler yok; ideolojik kimlik temsilleri olarak kurgulanmış kişiler politik bir söylem üzerinden değil, ‘öteki’leriyle gündelik hayattaki karşılaşmaları üzerinden giriyorlar diziye, ancak mutlak bir iktidar sahibi konumunda değiller ötekileri üzerinde, bu denge ilişkiselliği bir şekilde mümkün kılıyor ve sorgulamaya kapı açıyor. Bu yargıya kendi deneyimlerimden varıyorum tabii ki. Çünkü başörtülü bir kadın olduğumdan beri, Peri karakterinin türlü şekilleriyle karşılaştım gerçek hayatta. Başörtüsü takmanın yasaklı olduğu ve binlerce kadını okullarından, işlerinden evlerine savurduğu yıllarda, yasakları savunan her kadının içinde bir Peri vardı. Kadın hareketinin içinde de çok Peri gördük, tanıdık… Ancak fark işte iktidar meselesindeydi.

Dizideki Peri’yle Meryem bir hekim-danışan ilişkisi içindeler ve Peri’nin mesleki olarak bir iktidarı var ama politik iktidarın Meryem’in tarafında olması, bu ilişkiyi bir parça dengeliyor ve aralarındaki ilişkiyi mümkün kılıyor. 28 Şubat döneminde olsaydı Peri bu kadar sabırlı olabilir miydi acaba? Gonca Kuriş (yani tesettürlü bir kadın) konferansını dinlemeye geldi diye çıngar çıkaran, onun salonu terketmesini isteyen meşhur hekimimiz, kadın hakları savunucumuz Türkan Saylan’ı; ikna odalarında genç üniversite öğrencilerini önce kibar kibar ikna etmeye çalışan, edemeyince onları korkutan hatta yumuşak bir üslupla tehdit eden Nur Serter’i bu diziye yerleştirebilir misiniz? Hayır, çünkü onlar iktidardan aldıkları güçle Peri’nin Gülan versiyonunu performe ediyorlardı.

Akademisyen Peri’ler, başörtülü kızları üniversitelerde görünce alarm durumuna geçtiler ve onlar üzerine epeyce akademik araştırma (!) yapıp, daha ne olduklarından haberleri bile olmayan bu kızları, etiketleyip, paketleyip mahkum ettiler. Ellerinde hiç bir delil ve belge olmadan bu öğrencilerin para karşılığında başlarını örttüklerini iddia edenler oldu, hatta YÖK başkanı İhsan Doğramacı bir erkek Peri olarak  bunu doğrulayan sözler sarfetti. A.Ü. İlahiyat Fakültesinde en şiddetli başörtüsü yasakları Mualla Selçuk hocanın dekanlığı sırasında yaşandı. Başörtülü öğrenciler üzerine, alternatif bir modernlik durumu kabulüyle sosyolojik araştırma yaptığı için Nilüfer Göle meşhur Boğaziçi Üniversitesinde mobbinge uğradı ve okulu terketti. İçlerinde aktif olarak çalıştığım (2003-2013) on yıl boyunca, kadın hareketi aktörlerinin küçük bir bölümü bu yasaklara karşı çıkarken, çoğunluğun yasakları destekleme bakımından pasif/aktif/saldırgan tutumlarını şaşkınlık, hüzün, acı ve bıkkınlık içinde deneyimledim. En yakın arkadaşlarımdan bazıları, ilkesel düzeyde karşı çıktıkları yasaklar sona erdiğinde bir tür korku ve endişe yaşamaktan kendilerini alamadılar: ‘Ama Hidayet, bak, vapur gişelerinde çalışmaya başlamışlar bile, başı açık kadınları çıkarıp onları alıyorlarmış!’ cümlesini hiç unutamıyorum.

Başörtüsü, bir zamanlar çok söylendiği gibi ‘1 metrelik bir bez parçası’ olarak Türkiye tarihindeki çok önemli yarılmalara, kırılmalara ayna tutan, cürmünden fazla şeye dokunan bir semboldür. Yasakların açtığı yaralar kabuk bağlamıştır ama iyileşmemiştir. Başka yaralarımızda olduğu gibi, yarayı unutmamız istenmiş, sağaltıcı yüzleşmelerden kaçınılmış, kimse özür dilememiş ve kimse de hakkını helal etmemiştir. Bugün hala çokça sancıları, hastalıkları, acıları olan bir toplumsak; kavga etmeden konuşamıyorsak, bunlar hep yaralarımızı inkar politikalarının sonucudur. Bu dizi, bu inkarı kırarak, çoğul kimlikler gibi çoğul yaralarımıza şefkatle dokunarak bir yol açtı; sahici bir iyileşmeye ve helalleşmeye olan ihtiyacımızı hatırlattı, bu kadarı bile izleyenlerde karşılığını buldu.

Demek ki, bir şeyler yapmak lazım, yapanları da tebrik etmek lazım. Diziye emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Facebook Yorumları

reklam
12.12.2020
İlahiyatlar, ilahiyatçılar ve dini kanaatleri açıklama hakkı
23.11.2020
Periler, periler, periler…
2.11.2020
Kadınların konuşabildiği günler
13.10.2020
Makbul olmayan dindar kadınlar
29.09.2020
Tasavvuf alanının sorunları
21.09.2020
Tarikatlar konusunda kişisel tecrübelerim
13.09.2020
‘Kapatılsın bu şer yuvaları!’ demek çözüm mü?
5.09.2020
Pembe beyazlar ve siyahlar içinde bir Aşûre günü
29.08.2020
Neden ‘kadına yönelik’ şiddet?
15.08.2020
Sözleşmeyi bırakıp, kadınlara silah mı dağıtsak?
6.3.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (IV)
24.2.2017
MEB müfredat taslakları konusunda değerlendirmeler ve öneriler (III)
13.2.2017
OHAL’de hukuka riayet
31.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (II)
29.1.2017
MEB müfredat taslağı konusunda değerlendirmeler ve öneriler (I)
22.1.2017
Adalet bekliyoruz!
7.1.2017
Kutuplaşma üzerine bir muhasebe
30.12.2016
İmam-hatipler hâlâ bir halk hareketi mi?
19.12.2016
Öyle olsun Allahım; lütfen, öyle olsun!
16.12.2016
Daha fazla kahramanlık, daha fazla şehit değil, barış istiyoruz!
9.12.2016
Diyanet mi, cemaatler mi?
28.11.2016
Bir milletin rüyası ya da kıyameti
1.11.2016
Cumhuriyetin gözü yaşlı çocukları
20.10.2016
Adalet arayışları bağlamında yeni bir oluşum: Adalet Zemini
15.10.2016
İmam hatip liseleri Anadolu Gençlik Vakfı’nın arka bahçesi mi?
6.10.2016
(+18) meselesi ve FETÖ’cü Türkiye/normal Türkiye
29.9.2016
“İyi Haberler” gazetesinin ilk haberi: Şefkat-Der
21.9.2016
Ben yanacağıma o yansın!
13.9.2016
15 bin ÖYP’liye yapılan akla ziyan bir durum; kazanılmış hak hiçe sayılıyor
6.9.2016
Artık çözüm yok mu?
25.8.2016
'Değerli yalnızlık' zoraki vuslatlara evrilirken
15.8.2016
Artık kimse o kadar güçlü değil!
7.8.2016
Evet, biz hatâ yaptık!
31.7.2016
Yazmasam olmaz
25.7.2016
'Onlar bizim öğretmenimiz değil!' (Aliya İzzet Begoviç)
23.07.2014
Ayeleth Şaked’in suretine bürünmek
19.05.2014
Soma ateşi ve 16 Ton
03.05.2014
Sınırsız Kardeşlik İnisiyatifi’nin Mısır bildirisi
25.03.2014
‘Başörtülü bacı’ edebiyatı
19.03.2014
Star’dan nasıl ayrıldım? Gerçekler ve yalanlar
03.03.2014
Hükümetin sorumluluğu
28.02.2014
‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti
25.02.2014
Sözü dinlenen birisi olmak üzerine…
20.02.2014
Zehra Develioğlu vakasının düşündürdükleri
15.02.2014
Cemaatsel sosyolojik vasatımızın düşündürdükleri
31.01.2014
Yerel seçimler, medya ve partilerin ‘kadın’ karnesi
28.01.2014
‘Sekülerizm, dindarların tartışmalarından meydana geldi’
23.01.2014
Masum değiliz, hiçbirimiz!
12.01.2014
En uzun 15 günüm
24.12.2013
Allah’ın yakasından düşün, kozunuzu kendi üzerinizden paylaşın!
17.12.2013
Küfür, şal ve ötesi
14.12.2013
Kadın örgütlerinin inkâr politikası
11.12.2013
“Affedilmişliği” affetmeyen kızlar
08.12.2013
Kadınlar ve fitne söylemi
05.12.2013
Fitne kelimesi ve hatırlattıkları
30.11.2013
O kadar sevinmeyin…
23.11.2013
Nepal’de “aydınlanma”
20.11.2013
Beton medeniyetinden toz, toprak ve nehir medeniyetine…
15.11.2013
Başbakan ne için özür dileyecek?
11.11.2013
Çok sesli, farklılıklara saygılı, dayanışmacı bir ekiple karşınızdayız
24.09.2013
Keşke Siz de Zerdüşt Olsaydınız
02.05.2013
Şimdi sizin sınavınız başlıyor!
25.04.2013
23 Nisan, 24 Nisan
18.04.2013
Kutlu doğum ve zamanın ruhu
11.04.2013
Cezaevinde unuttuklarımız
28.03.2013
Kutsal nefretimizden vazgeçebilecek miyiz
21.03.2013
Barış sürecinde lider kültü
14.03.2013
Feminizmin cennetinde 8 Mart
07.03.2013
Kadınların Taraf’ı
28.02.2013
Görünmez insanlar
21.02.2013
İhtilafta rahmet ve Taksim
14.02.2013
‘Malan Barkirin’
07.02.2013
En büyük kast
31.01.2013
Kadın sorunundan ‘rahatsız erkekler’e
24.01.2013
Kendilerine yakışanı yaptılar!
17.01.2013
İmanlı ve vicdanlı insanlara çağrı!
10.01.2013
Barışmazsak ne olur
03.01.2013
Roboski yükü
27.12.2012
Gelecek yılın son haftası
20.12.2012
Eksik de olsa...
13.12.2012
Bir taciz soruşturmasının serencamı
06.12.2012
YÖK ‘görevsizlik kararı’ verebilir mi
29.11.2012
Kör nokta
22.11.2012
Bölünmemek için Kürtleşmek zorundayız
15.11.2012
BİZ’e güvenip de kavga ediyorsanız...
08.11.2012
Ölenler ölmüş olsa da...
01.11.2012
Yeniden umutlanalım diye
25.10.2012
Alın silahlarınızı ve ...
18.10.2012
Okulda cinsel taciz
11.10.2012
İnsanlar ve isimler
04.10.2012
Tek adamlığın vebali
27.09.2012
Keşke olmasaydı!
20.09.2012
Tanrı, vatan, aile
13.09.2012
Üç konu
06.09.2012
Terör, trafik ve eğitim meselemiz
30.08.2012
‘Milat’ gazetesi ‘Yeni Akit’in neyi olur
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive