Ömer Laçiner: Acayip ve Ürpertici

22.12.2016 - Bu Yazı 861 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Ömer Laçiner: Acayip ve Ürpertici

 Türkiye’nin ve az çok bildiğim ülkelerin tarihlerinde benzerine rastlamadığımız bir olayla karşı karşıya olduğumuzun farkında mısınız?

Kasdettiğim şu: AKP’nin –eteğine yapışmış MHP ile– Meclis’e getirdiği Anayasa taslağı ile –hadi diktatörlük demeyelim de– Cumhurbaşkanı makamındaki kişiye tüm devlet güçlerine hükmetme yetkisi veren bir rejim teklifi yaptığı ortada. Bu kişinin de –en az on yıllık bir süreyle– Bay Erdoğan’ın olması öngörülmekte.

Benzersiz, hatta gayet acayip olan nokta şurası: Bildiğimiz tarih(ler)de birisi için böylesi bir rejim değişikliği için harekete geçildiğinde; tüm devlet yetkileri bu kişinin eline verilsin denildiğinde o kişi ya muhaliflerinin dahi inkâr edemediği olağanüstü yetenek ve becerisiyle temayüz etmiş biridir veya ardında son derece parlak yöneticilik başarılarıyla dolu bir sicil vardır. Zaten en üst yönetici makamında olan o kişiye, bu olağanüstü nitelikleri ve parlak siciline dayanarak çok daha fazla yetki ve güç tahsis etmenin böylece bir “mantığı” olabilir.

Peki de Bay Erdoğan’ın şahsında durum böyle midir?

Eğer 2011 seçiminin ertesinde olsaydık, her şeye rağmen “aşağı yukarı böyle” diyen –Bay Erdoğan’ın kendisi de dahil– epeyce bir kesim olurdu. Nitekim o seçimin sonuçlarının üç aşağı beş yukarı kestirilebilir olduğu sıralarda, seçim zaferinden emin Bay Erdoğan 2011 sonrasının kendi “ustalık dönem”leri olacağını müjdeliyor ve bununla hedefin bir “başkanlık rejimi” olduğunun ilk sinyallerini de veriyordu. Ama gayet ilginçtir ki o sıralarda yapılan kamuoyu yoklamaları Türkiye toplumunun hatırı sayılır bir çoğunlukla bir başkanlık rejimine karşı olduğunu gösteriyordu.

Ordu gibi “dişli” bir rakibi hem de kibrini kırarak safdışı etmiş, diğer partileri “bundan sonra birinci parti olmamız hayal galiba” dedirtecek kadar gerisinde bırakmış görünmesine rağmen; bizzat AKP’ye oy vermiş kesimin –en az üçte birinin– bile Bay Erdoğan’ın başkanlık rejimine karşı oluşu, parlamenter rejimi sahiplenme ve koruma bilincinin yüksekliğine mi yorulabilir; yoksa Bay Erdoğan’ı onca seçim başarısına rağmen toplumun büyük çoğunluğu tarafından tüm güç ve yetkileri elinde tutmaya layık bir şahsiyet gibi görmediğine dair bir sezgi ile mi ilişkilendirilebilir?

Geçelim. Ama bilindiği üzere Bay Erdoğan’ın ve maiyetinin “başkanlık rejimi” sevdası geçici değildi. 2011 seçimlerinden sonra o ve ekibi, AKP iktidarının her iddialı ve “başarı” umduğu girişimi ile birlikte başkanlık projesini de sürüme soktu. Ve yine dikkate değerdir ki; bu girişimlerle beraber Bay Erdoğan’ın kişiliğini, kişisel vasıflarını yücelten bir kampanya da yürütülmekte idi. Birçok kez kantarın topuzunun iyice kaçtığı o kampanya esnasında Erdoğan’ı peygamber mertebesine koyanlar, hatta “Allah’ın vasıflarını üzerinde toplamış” gibi ifadeler kullananlar bile oldu.

Diğer bir ilginç nokta; bu kampanyaya, Bay Erdoğan’ın siyasi –ve ahlakî– sicilini karartan, politika tesbit ve yönetme vasıflarının ciddi ölçekte yetersiz olduğunu gösteren olay ve olgular çoğaldıkça daha fazla abanılmış olmasıdır. Temel iddia ve hedefine ulaşamayacağı korkusuna kapılanların sıkça başvurduğu bir yöntemdir bu da. O korkuya kapılmasında kendi yanlışlık ve eksiklerinin ciddi payı olduğunu görüp, ne iddiasından vazgeçmeyi ne de hatalarını, eksikliklerini itiraf etmeyi göze alamayanlar; eksiklik ve hatalarını sadece örtmeye çalışmakla yetinmeyip aksine onları birer başarı veya fazilet örneği imişçesine yüceltme yolunu seçerler sıklıkla. Hatta daha da ileri gidip böylece “şirretleşme”nin doruğuna varıp, onlardan rakiplerini suçlu veya zayıflık içinde gösterecek argümanlar bile türetebilirler.

Bay Erdoğan ve maiyetinin Gezi isyanına karşı gösterdiği ağır basiretsiz tavra; yalan üretme ve kıyıcılıkla damgalanmış tutumlarına; 17-25 Aralık’ta ortaya serilen rezalet karşısındaki davranışlarına; “analar ağlamasın”la başlayıp anaların emdiği ve emzirdiği sütün burnundan getirilmesine varan o “çözüm süreci” trajedisine, Irak’ta ve Suriye'de uğranılan ağır fiyaskoya ve tüm bunlara ilişkin Bay Erdoğan ve AKP iktidarı söylemine bakın; şu yukardaki paragrafın eksiksiz bir doğrulanmasını göreceksiniz.

2011’den itibaren AKP iktidarının ve bilhassa da Bay Erdoğan’ın siyasal ve ahlâkî sicilinin başlıca maddelerini bunlar oluşturuyor. Ve bunlar aynı zamanda onların zihnî donanımlarının çapını, öngörülerinin isabet derecesini, kavrayış ve icra yeteneklerinin derecesini de gösteriyor. Buradan verilecek notun, bırakın yüksekliğini “orta” olduğunu iddia edecek olanın bile akıl ve izanından ciddi ölçüde şüphe edilmez mi?

Peki; nasıl oluyor da AKP ve Erdoğan’ın sicilinin, nitelik ve yeteneklerinin hiç de bu denli karanlık görünmediği üç-beş yıl öncesinde çok daha fazla bir haklılık duygusuyla yapılabilecek “başkanlık” girişimi, şimdi sözkonusu sicil bu denli kararmış, niteliksiz ve yeteneksizlik hemen her konuda bu denli göze batar hale gelmişken, olanca gayretle sonuca vardırılmak isteniyor? Bu, başlı başına “tuhaf”. Ama başka bir tuhaflıkla da iç içe. Nasıl oluyor da yine o üç beş yıl öncesinde AKP’nin performansından övgüyle bahsetmesine rağmen onun başkanlık projesine soğuk duran AKP’li seçmenin önemlice bir kesimi, övünmek için köprü ve otoyol yapımına sarılmaktan başka bir hüneri kalmamış bir kişi ve kadronun tüm devlet güç ve yetkilerini kendinde toplamasını onaylar hale gelebiliyor?

Türkiye’nin durum ve gidişatından endişelenmemizin en ürpertici gerekçesi bu sarmal “acayip”liktir.

BİRİKİM

Facebook Yorumları

0 0
reklam
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  
Ömer Laçiner: Aslında Şaşırmamak Lazım
Türkiye, şu son dört-beş yıllık sürede, normal bir Cumhuriyet rejiminde, değil bir dört-beş hükümet...
  
Ömer Laçiner: Evrensel Hukuka Karşı Şeriatın İhyası
Türkiye’nin kaderini belirleyegelen başlıca siyasal güç ve akımların tümü, önlerine “modern-Batı uy...
  
Ömer Laçiner: Alacakaranlıktan Güneşe
16 Nisan referandumunun, evet (veya hayır) oylarının açık ara önde olması hariç her sonucunun, özel...
  
Ömer Laçiner: 16 Nisan'dan Sonra?
...
  
Yusuf Ziya Cömert: Oylar ne tarafa gidiyor?
58 milyon 222 bin 937. Yuvarlak hesap 59 milyon olsun....
  
Ömer Laçiner: Aranan Hır Bulunmuştur
Türkiye’yi birinci derecede ilişkisi olduğu ülkelerin birer evde oturduğu bir mahallede ev sahibi b...
  
Prof. Dr. Ömer Çaha: Bahçeli’nin anayasa hamlesinin perde arkası
Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ö...
  
Ömer Laçiner: Kıyılan Geleceğimizdir
AKP hükümeti, son K.H.K. ile aralarında bini aşkın Eğitim-Sen üyesi öğretmenle 360 akademisyenin de...
  
Ömer Laçiner: Kimliklerin Dehlizinde?
Postmodern deyimi, modern zihniyetin asli/özgün ögelerine sadık, onların belirleyiciliğini esas alm...
  
Ömer Erdem: Yazı adam
Yazı adamı denilen bir varlık var. Ona her zaman rastlanır. Bir yüzyıl önce neredeyse her kültürel ...
  
Yusuf Ziya Cömert: Ülkücülerin siyasi ‘hicret’i
2007 seçimleriydi. Durum kritik. CHP’nin hukuk ofisi gibi çalışan Anayasa Mahkemesi, Sabih Kanadoğl...
  
Doktor Ömer Faruk Gergerlioğlu da KHK ile ihraç edildi
"Bu topluma karşı sorumluluğumu hiçbir karar engelleyemeyecektir"...
  
Ömer Laçiner: Acayip ve Ürpertici
Türkiye’nin ve az çok bildiğim ülkelerin tarihlerinde benzerine rastlamadığımız bir olayla karşı ka...
  
Ömer Laçiner: Bir Mantık ve Tutumun Ortakları: Trump ve Erdoğan
İlk okuduğumda, “dikkatim dağınık, herhalde, yanlış anladım” dedim içimden. Yeniden baktım. Hayır, ...
  
Yusuf Ziya Cömert: Müstahak değiliz
‘Suç ve Ceza.’ Dostoyevski’nin şaheseri. Hayır, bir Raskolnikov analizi yapmaya niyetim yok bugün....
  
Ömer Laçiner: Cebren ve Hile ile Nereye?
AKP liderliği, kendisiyle özdeş ve “milletin esası” sayıp, ülke çoğunluğunu oluşturduğunu varsaydığ...