Levent Köker: Önce restorasyon sonra reform ve yeni anayasa

11.6.2015 - Bu Yazı 1222 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Levent Köker: Önce restorasyon sonra reform ve yeni anayasa

 Türkiye'nin siyâsî hayatında çok kritik bir dönemeç, demokrasi açısından başarılı bir biçimde geçildi.

Geride bıraktığımız genel seçim, çok partili siyâsî hayata geçişten sonraki en uzun süreli tek parti iktidarını sona erdirmiş olması bakımından çok değerlidir. Hatırlayalım: Cumhuriyet'in ilânından 1950'ye kadar, 27 yıl boyunca otoriter tek-parti rejimiyle yönetilen Türkiye'de siyâsî iktidar ilk kez 1950'de seçimle değiştirilmişti. Bundan sonra gelen 10 yıllık kesintisiz Demokrat Parti iktidarı ise bir askerî darbe ile yıkılmıştı. Şimdi, Cumhuriyet târihinin seçimle iş başına gelmiş en uzun süreli (yaklaşık 12,5 yıllık) tek-parti iktidarı, yine seçimle sona ermiş bulunuyor. AK Parti, kuşkusuz bundan sonraki dönemde de Türkiye'nin en önemli siyâsî aktörlerinden biri olmaya ve belki de “iktidar ortağı” olarak hükûmette yer almaya aday ama, artık tek başına iktidar değil. Bu, tam da Türkiye'de artık bir hâkim tek-parti sisteminin yerleşmekte olduğu düşüncesi yaygınlaşırken gerçekleşen çok önemli bir demokratik dönüşümdür. Bu bakımdan 2015 genel seçimi, Türkiye'de seçmenin elinden sandıkta irâdesini ortaya koyma imkânı alınmadığı takdirde, her kritik dönemeçte demokrasi yönünde tercih yaptığı yargısını pekiştiren bir seçim olarak tarihe geçmiştir.

Hiç kuşkusuz, Türkiye demokrasinin en önemli kazanımlarından biri olan bu sonuçta, yurttaşların oylarına sâhip çıkma yönündeki örgütlü veyâ bireysel ama her halükârda yüksek bir siyâsî bilinç gerektiren gayretlerinin belirleyici önemi olmuştur. Bunun yanında, seçim kampanyası sürecinde, Sayın Cumhurbaşkanı'nın Anayasa tarafından kendisine çizilmiş olan “tarafsızlık” ve “siyâset dışılık” sınırlarını yok sayarak giriştiği yoğun kampanyasına karşı etkisiz kaldığı için haklı olarak eleştirilen Yüksek Seçim Kurulu'nun da, üzerine düşen kuşkuları giderecek ölçüde iyi bir performans gösterdiğini de teslim etmek gerekiyor.

Seçim sonuçları, Türkiye demokrasisinin artık geriye döndürülmesi mümkün olmayan bir biçimde olgunlaşmış olduğunu kanıtlamanın yanında, sanırım aklı başında hiçbir gözlemcinin inkâr edemeyeceği sonuçlar çıkarmamıza da imkân vermiştir. Bunlardan ilki, Sayın Cumhurbaşkanı'nın yoğun propagandasına rağmen “başkanlık sistemi”nin reddedilmiş olmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın başkanlık sisteminin Türkiye toplumunun “genlerine” daha uygun bir sistem olduğu yönündeki inancı te'yid edilmemiştir. Aksine yurttaşlar, tek adam yönetimi yerine, Osmanlı döneminden gelen “meşveret” vurgusunu ve “millî mücâdele” döneminin “meclis üstünlüğü” ilkesini temel alan bir parlâmentarizm tercihini ortaya koymuşlardır. Buna bağlı olarak, seçimin ikinci sonucu “koalisyon korkusu”nun ciddîye alınmadığı biçiminde tespit edilebilir. Yurttaşlar siyâsî elitlere “uzlaşma çağrısı” yapmışlar, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, iktidar partisinin muhalif siyâsî görüş sâhiplerini tahkir ve tezyif edici üslûplarına onay vermemişlerdir.

Koalisyon, ama ne için?

Şimdi, “koalisyon zamanı”dır. Ancak, kamuoyunun haklı olarak çok merak ettiği koalisyon ortaklarının kimler olabileceğinden önce, ne için koalisyon sorusunu cevaplandırmak daha doğru olacaktır. Kanımca “ne için koalisyon” sorusunun biri kısa, diğeri orta vâdeli iki boyutta cevaplandırılması gerekmektedir.

Kısa vâdede Türkiye'de parlâmenter demokratik hukuk devletinin restorasyonuna girişilmelidir. 2002-2010 arasında gayet başarılı demokratik reformlar yapmış olan AK Parti, 2011 seçimlerinden itibaren izlediği politikalarla bu reformları boşa çıkaran, hattâ bâzılarını geri almaya yönelik uygulamalara imzâ atmıştır. Bunlara ek olarak, Cumhurbaşkanı'nın doğrudan halkoyu ile seçilmesinden sonraki süreçte Anayasa'nın “Cumhurbaşkanı seçilen kişinin varsa partisi ile ilişkisi kesilir ve TBMM üyeliği sona erer” düzenlemesini getiren hükümlerinden başlayarak, Cumhurbaşkanlığı'nın milletin birliğini temsil eden, siyâseten tarafsız ve icrâî yetkileri son derece kısıtlı bir makam oluşunu ihlâl edici nitelikteki uygulamaların, Türkiye'de hukuk devleti nosyonunu zedeleyici sonuçlar yaratmıştır. Tüm bu icraatın seçmen nezdinde, AK Parti'nin tek başına iktidar olmasına ve başkanlık sistemine geçilmesine izin verilmemesi gerçeği karşısında, hüsnü kabul görmediği açıktır. Bu durumda, bir “koalisyon hükümeti” kurulmasından bağımsız olarak, yeni TBMM'de CHP, HDP ve MHP gruplarının parlâmenter demokratik hukuk devletini restore edecek yasal düzenlemelere yönelmeleri gereklidir ve kanımca mümkündür. Bunun için mutlaka bir hükûmet oluşumu üzerinde anlaşmak şart değildir zirâ bu üç parti de seçim kampanyalarında hukuk devleti ilkesinin ihlâllerinden duydukları rahatsızlığı açıkça vurgulamışlardır.

Türkiye'nin hukuk devletinin restorasyonu kadar âcil olmayan ama uzun boylu geciktirilmesi de mümkün görünmeyen daha temel sorunlarının çözümü için ise mutlaka yeni bir anayasa yapılması şarttır. Bu yeni anayasanın yapılması sürecinde iki hususun ihmâl edilemeyeceği açıktır. Bunlardan ilki Türkiye'nin AK Parti iktidarının son dönemlerinde âdetâ unutulmuş (hattâ yüz çevrilmiş) olan Avrupa ile yeniden ve aktif bir biçimde yakınlaşmanın sağlanması gereğidir. Seçmenin demokratik müdahalesi olmasaydı Türkiye'yi bütünüyle Kopenhag siyâsî kriterlerinin dışına düşürecek olan bir gelişme yönünün şimdi tersine çevrilmesi ve yeniden Avrupa'ya mensup olmanın gerektirdiği çoğulcu ve demokratik siyâsî düzenin kurumsallaştırılması âciliyet kazanmış durumdadır.

İşte bu noktada, 2015 seçimlerinin bir diğer mesajı ve bu mesaj üzerinden de ortaya konabilecek olan demokratik kalitesi en büyük “müşevvik”tir. İzin verin, açayım: Yurttaşlar, bu seçimle birlikte sâdece başkanlık talebini ve AK Parti iktidarını değil, iktidarın “Kürt sorunu yoktur” söylemini de reddetmiştir. Seçimin en başarılı siyâsi aktörü olan HDP, oy oranını 6,57'den 13'lere yükseltirken, bu başarısını büyük oranda bölgedeki ve metropollerdeki Kürtlerin oylarıyla ve kısmen de demokratikleşme yönünde kararlı gördüğü partilere oy vermeye hazır seçmen gruplarına borçludur. HDP'nin bu başarısının ortaya koyduğu bu gerçekliğin anlamı şudur: HDP, Kürt ayrılıkçılığı ile eş anlamlı olan Kürt milliyetçiliğinin siyâsî örgütü değildir. Dahası, Türkiyeli Kürtler, ayrı bir Kürt millî devleti peşinde de değildir. Aksine, Türkiyeli Kürtler, kültürel ve siyâsî düzeylerde, çokkültürlü ve çoğulcu demokrasinin gereği olan dil ve özyönetim (demokratik özerklik) haklarını talep etmektedirler ki bunlar, Türkiye'de demokrasi talep eden tüm ezilen, dışlanan ve baskı altında tutulan kesimlerin de talepleridir. HDP, bu taleplerin siyâsî aktörü olduğu için bugünkü başarı noktasına ulaşmıştır. 2015 seçimlerinin HDP üzerinden verdiği mesaj, Türkiye'de “Kürt sorununun demokratik çözümü” ve bu çözüm ile birlikte topyekûn demokratikleşmenin gerçekleşmesi anlamında bir yeni anayasanın yapılması gerektiğidir. Türkiye'nin, hukuk devletinin restorasyonu ile birlikte, başta Kürtler olmak üzere, baskı gören, dışlanmış kesimlerinin verdiği bu demokratikleşme mesajını anlayan bir reform sürecine adım atması önümüzdeki dönemin en âcil gereğidir.

ZAMAN

Facebook Yorumları

0 0
reklam
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  
Levent Köker: Olan oldu, peki ya şimdi?
Halk oylaması sonuçlarının resmî gazetede yayınlanmasıyla birlikte Anayasa değişiklikleri de gerçek...
  
Levent Köker: 16 Nisan 2017’den sonra 3 Kasım 2019 gelir mi?
Tabiî ki “evet”! Soruyu şöyle de sorabilirdik: “Çarşamba’dan sonra Perşembe gelir mi?” Hiç kuşkusu...
  
Levent Köker: ‘Vesayet sona erecek, istikrar ve güven gelecek’ mi?
Anayasa değişikliğini savunanlar, bu değişiklik gerçekleşince “vesayet”in kesin olarak sona ereceği...
  
Levent Köker: Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin çelişkileri ve sorunları
Halk oylamasına sunulan anayasa değişikliği, mevcut sistemdeki kanun hükmünde kararnamenin (KHK) ye...
  
Başbakan'dan Bahçeli'ye 'idam' yanıtı: Önce başladığımız işi bitirelim
Başbakan Binali Yıldırım, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "AKP top çevirmesin, zamana oynaması...
  
Prof. Metin Günday: Biz bu filmi 30 yıl önce de gördük, OHAL Komisyonu aldatmacadan ibaret!
İdare hukukçusu Prof. Dr. Metin Günday, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile çıkarılan OHAL Komisyonu...
  
Referandum öncesi, cumhurbaşkanı da ekranda propaganda yapacak!
Nisan ayında Türk tipi başkanlık sisteminin oylanacağı referandum öncesi Anayasa Değişikliklerinin ...
  
Hayrettin Karaman: Suçsuz 'FETÖ' tutukluları bir an önce tespit edilsin, tövbe edenlere bir şans daha verilsin
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve çevresi tarafından görüşleri dikkate alınan Yeni Şafak yazarı Prof....
  
Ahmet Takan: Referandum öncesi kabine revizyonu yapılacak, MHP'ye 2 bakanlık verilecek; AKP kongresi yolda
Erdoğan, Davutoğlu'nu 'Seni bu makamlara ben getirdim' diye uyardı"...
  
Merkel, 2 gün önce tahliye olan HDP'li Baluken ile görüşmek istiyor
Tahliye olan İdris Baluken’den ilk açıklama...
  
HDP: Tavrımız net, "Hayır" diyoruz; Hz. Peygamber'in 1400 yıl önce dediği gibi, "Ya hayır söyleyin ya susun"
HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, TBMM'de partisinin grup toğllantısında konuştu. AKP ve MHP'ye anayasa değ...
  
Abdüllatif Şener'den Zülfü Livaneli'ye 99 eski milletvekili Erdoğan'a çağrı yaptı: Anayasada öncelik hukuk, demokrasi ve normalleşme olmalı!
Aralarında AKP kurucularından Abdüllatif Şener ve eski CHP İstanbul Milletvekili Zülfü Livaneli'nin...
  
Levent Köker: Anayasayı Düşünmek ve Serdar Tekin
Elimin altında bir kitap. Adı, Founding Acts, Constitutional Origins in a Democratic Age. Türkçeye ...
  
Lütfi Oflaz: 15 Temmuz'dan önce söylentisi gelmişti, inşallah şimdiki söylentiler yeni darbeyle sonuçlanmaz!
Star gazetesi yazarı Lütfi Oflaz, ABD eski Başkanı George W. Bush’un danışmanı Michael Rubin'in 15 ...
  
Ahmet Mümtaz Taylan: Toplumdaki yarılma ve ötekileştirme, 12 Eylül öncesinin karanlık dönemine benziyor
Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma ilişkin olarak, "Ben 12 Eylül darbe...
  
Yusuf Kaplan: Dikkat! Hem 12 Eylül öncesi ortam hem de sosyal ve siyasî kaos isteniyor!
Türkiye, çok yönlü ve büyük bir saldırıyla karşı karşıya. 2017'nin ilk saatlerinde bir eğlence merk...