Tuksal: ‘Hükümet, kadınların taleplerini dikkate almak zorunda kalacaktır’

  • 27.07.2020 07:29
  • (3573)
  • (0)
Tuksal: ‘Hükümet, kadınların taleplerini dikkate almak zorunda kalacaktır’

 İlahiyatçı Hidayet Şefkatli Tuksal’a göre, İslami kesimde eski dönemlerin jakoben baskılarının acısını çekmişlerle o günleri yaşamamış olanlar arasında iktidarı değerlendirmede önemli farklar var.

 Hidayet Şefkatli Tuksal, Gazeteduvar’dan Filiz Gazi’nin Ayasofya Müzesi’nin camiye dönüştürülmesi ve İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili sorularını cevapladı. Doktorasını, ‘Kadın Aleyhtarı Rivayetler Üzerinde Ataerkil Geleneğin Tesirleri’ konulu teziyle veren Tuksal, 1994’ten beri Başkent Kadın Platformu’nun aktif üyesi.

İstanbul Sözleşmesinden niye çıkmak isteniyor?

Yakın zamanlarda yapılan bir ankette, İstanbul Sözleşmesinin toplumun büyük çoğunluğu tarafından bilinmediği ortaya çıkmıştı. Hukuki bir metin olduğunu düşündükleri için okumuyorlar ve lobilerin propogandalarına göre karar verip görüş beyan ediyor insanlar genellikle. Bu belki yönetim kademesi için de geçerli. İçinde hukukçuların da olduğu Sözleşme karşıtı bir lobinin propagandaları sonucunda toplumda bir hassasiyet oluştu. Bu hassasiyete olumlu cevap vermenin, tabandaki muhafazakar kitlenin memnuniyetini getireceği ve AK Parti’ye desteğin devam edeceği beklentisinden hareket ediliyor. Bence mesele en genel çizgileriyle bu şekilde açıklanabilir.

Sözleşmenin milli değerleri, aile mefhumunu olumsuz anlamda etkilediği dile getiriliyor. Hükümet kendi ideolojilerini tasdikleyen ve buna göre söz söyleyen yeni bir ulema sınıfı yaratmış olabilir mi? İlahiyatçılar özgürce konuşabiliyorlar mı?

Bu ülkede her dönem hakim grupların, hükümetlerin sözcüleri gibi davranan ilahiyatçılar olmuştur, muhalefet eden ilahiyatçılar da olmuştur. Ama genelde, başına iş almamak için susan ilahiyatçı sayısı daha fazla olmuştur. İlahiyatçıları hükümetler değil, ilahiyat fakülteleri yetiştirir. 28 Şubat sürecinde imam hatipli öğrencilere getirilen katsayı engellemesi yüzünden başka mesleklere yönelmek isteyen, doktor, mühendis, fizikçi olmak isteyen pek çok genç istemediği halde ilahiyatçı olmak zorunda kaldı. O günlerde yaşadıkları zorbalığa, bugün hükümete destek olarak karşılık veriyor olabilirler. Bu mesele sadece bugünkü hükümetin niyetleri ve icraatları ile açıklanamayacak kadar eski bir meseledir.

“Dindar kadınlar özgürce yaşayacakları bir yaşam için mücadele verdiler”

Eski bir mesele derken hangi döneme işaret ediyorsunuz?

Cumhuriyetin ilk yılları ve Tek Parti dönemi boyunca uygulanan din karşıtı politikaların da bir sonucudur bugün yaşananlar. O günlerde yaratılan derin kutuplaşmanın bu günlere kalmış izleri, etkileri ve sonuçlarıdır bugün yaşadıklarımız, maalesef. Hükümetin icraatına  karşı çıkan ilahiyatçıların bir kısmı susuyor ama bir kısmı da özgürce konuşuyor. Önümüzdeki günlerde başlarına bir şey gelmezse, demek ki özgürce konuşma imkanı varmış diyebiliriz.

Müslüman ülkelerde kadınların özgürce yaşayacağı bir yaşam inşa edilebilir mi?

‘Kadınların özgürce yaşayacağı bir yaşam’ derken hangi standartlarda bir özgürlükten bahsettiğimizi belirlemek önemli bir ayrıntı. Çünkü kadınlar açısından özgürlük standartlarının yüksek olduğu düşünülen Fransa gibi bir ülkede, Müslüman bir kadın haşemayla plaja gittiğinde polisi buluyor karşısında mesela ve çeşitli kademelerde başörtüsü yasaklarıyla mesleğinden ve eğitim hayatından uzaklaşmak zorunda kalabiliyor. Ülkemizde de yıllarca dindar kadınlar özgürce yaşayacakları bir yaşam için mücadele vermek zorunda kaldılar, hem de kimlere karşı… Üstelik burası Fransa değildi, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeydi. Belki de önce kadınların, kadın hakları savunucularının neyin özgürlük olduğu neyin olmadığı konusunda oturup birbirlerini dinlemeleri gerekiyor. İdeal olarak şunu söyleyebiliriz: Yasalarla düzenlenmiş bir alanda kimsenin kimseye karışma hakkının olmadığı ve bireysel seçimlerin güvence altına alındığı bir yaşam düzeni kadınlar için de özgürlük standartlarını yükseltebilir. Bunu yapan ülkeler var, ama Müslümanlar azınlık olduklarında savundukları ve yararlandıkları bu sistemi, çoğunluk olduklarında uygun bulmuyorlar genellikle.

Neden uygun bulmuyor?

Çünkü Müslüman toplumların dünya görüşlerini etkileyen kanaat önderleri, çok uzak bir geçmişte ve o günün şartlarına uygun olarak oluşturulan fıkıh kurallarını esas almaya devam ediyorlar. Dini anlayışlarını bu kanaat önderlerini izleyerek oluşturan kitleler de, bu yapıyı destekliyorlar. Ancak, bu yapının yekpare bir bütün olmadığını biliyoruz. Kadınlar konusunda en tutucu çevreler bile, erkeklerin hakim olduğu ticaret, siyaset, ekonomi vs. gibi alanlarda fıkhın hükümlerini yenileyerek, ya da fıkıhtan istedikleri fetvaları almayı becererek modern düzenlemelere uyum sağlayabiliyorlar. Burada istisna ettikleri konular genellikle kadın ve aile düzeniyle ilgili olanlar.

“Özgürlüğün bedeli bazen kadınlar için ağır olabiliyor”

Niçin aile ve kadına ayrıca önem veriliyor?

Bu iki konu bütün dünyada bir tartışma alanı, çünkü kadın özgürlüğü konusunda ileri kabul edilen standartlara ulaşmış ülkelerde, bu sefer başka sorunlar ortaya çıkıyor ve onlara çözüm aranıyor. Biz erken yaşta çocuk evlilikleriyle çocuk istismarını konuşuyoruz, onlar çocuk anneleri konuşuyorlar. Kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüzler hem buraların, hem de oraların sorunu olmaya devam ediyor, ama şiddetle mücadele mekanizmaları oralarda daha güçlü. Tek ebeveynli aileler, yalnızlık, alkol ve uyuşturucu gibi bağımlılıklar kadınları çok etkileyen sorunlar olmaya devam ediyor. Mesela eski Sovyet sisteminin parçası olmuş ve yasal olarak kadınlara erkeklerle eşit düzeyde hak ve özgürlüğün tanındığı ülkeler üzerine yapılan akademik çalışmalarda, kadınları güçlendiren bu politikanın, erkeği ailesi ve çocukları konusunda ilgisiz ve sorumsuz hale getirerek, aileyle ilgili her şeyin kadınların sırtına yüklenmesiyle sonuçlandığından şikayetçi kadınlar. Bu yüzden dini gruplar bu ülkelerde çok fazla kadın destekçi bulabiliyor. Özgürlüğün bedeli ya da faturası bazen kadınların beklemediği kadar ağır da olabiliyor. Bu yüzden, böyle konularda, karşıt kesimlerin kadınlara yönelik ‘Sizin için neyin iyi ve güzel olduğunu biz biliriz, bizi dinleyin, kurtuluşa erin’ tavrından uzaklaşmaları gerekiyor. Her kesimde ideolojik katılığa kapılmadan, daha çok kadını dinleyerek belki de görüşlerin revize edilmesi gerekiyor.

“AK Parti geçmişin ezik siyasetlerine göre şahsiyetli bulunuyor”

Ayasofya, İstanbul Sözleşmesi… Tüm bunlar ideolojik inşa sürecinin parçaları mı? Nereye varılmak isteniyor?

Bence bunlar önceden düşünülmüş, planlanmış bir stratejinin parçası değiller. Çünkü 1 yıl önce Ayasofya’nın ibadete açılmasını istenmedik sonuçlara yol açabilecek bir tavır olarak görüp, bu oyuna gelmeyeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yıl sonra sanki hiç bu sözleri söylememiş gibi farklı bir tutum sergiliyor. İstanbul Sözleşmesi de 2011 yılında AK Parti hükümetinin inisiyatifiyle ve katılımıyla hazırlandı, imzalandı. Yani CHP değildi bu sözleşmeyi hazırlayan… Peki şimdi ne oldu da, bundan da geri adım atılması düşünülüyor? Bence iki konu da, AK Parti’nin muhafazakar kesimde eriyen oylarıyla ilgili birer çare olarak, kısa dönem karı hedeflenerek ileri sürülmüş çözüm önerileri… Burada attıkları taşın ne kadar çok kurbağa ürküteceğine dair bir hesap yapılıyor ve gelecek tepkilerin yaratacağı endişe ortamının AK Parti’nin eriyen tabanını yeniden konsolide etmesi umuluyor.

AK Parti’nin bugün geldiği yer için muhafazakar kesimlerde ne konuşuluyor?

Yaşları AK Parti dönemi öncesine yeten yetişkinlerin önemli bir kısmı, geçmiş dönemlerde yaşanan sıkıntıları unutmuş değil. Hem siyasi, hem ekonomik, hem de dini anlamda çok daha kötü günler yaşandığını, küçük jakoben bir elitin akademiyi, yargıyı, askeriyeyi, ekonomiyi ve medyayı nasıl domine ettiğini, nasıl baskıcı sistemler kurduklarını ve ‘yurdum insanı’ diyebileceğimiz sıradan yurttaşları nasıl mutsuz ettiklerini hatırlıyorlar. Ve o günün mirasçısı olan siyasetçilere ne olursa olsun güvenmiyorlar. Erdoğan’ın ve AK Parti’nin özellikle dış politikadaki atak siyasetleri, bedeli ağır sonuçlara gebe olsa da, geçmişin ‘ezik’ siyasetlerine göre daha şahsiyetli, itibarlı bulunuyor. Son 18 yılda vatandaşın hayatında çok şey değişti gerçekten de…

Mesela ne değişti?

En basiti, uçak gibi bir araca binebilmek imtiyazlı küçük bir kitlenin ayrıcalığı olmaktan çıktı, geniş kitlelerin erişebildiği bir imkan haline geldi. Bunları küçük şeyler sananlar yanılıyorlar. Bunlar vatandaşın nezdinde önemli şeylerdir; onları -kendi gözlerinde- ikinci sınıf yurttaş olmaktan çıkaran şeylerdir. Kürt ve Alevi meselesi konusunda başlatılan demokratikleşme adımlarının akim kalmasına, hatta sert kimlik politikalarına geri dönülmüş olmasına rağmen, sıradan vatandaşın bugün geçmişe göre çok daha itibarlı hale gelmesi, AK Parti’nin muhafazakar kesimde çok takdir edilen başarılarıdır. Ancak, AK Parti’nin bu politikalarında istikrar olmaması, FETÖ meselesinde olduğu gibi her şeyin bir anda tersine dönebilecek bir kırılganlıkta olması, yeni sistemde kurumların ve kurumsallığın etkisizleşmesi, ekonominin kötüleşmesi ve daha da kötüleşeceğine dair kaygılar muhafazakar kesimin bu sadık kesimlerini de endişelendiriyor.

Muhafazakar kesimin gençleri ise, büyüklerinin hatıralarından haberdar olsa da, daha geniş bir perspektiften, daha farklı alternatiflere de sıcak bakan, daha ılımlı ve daha az sadık bir kitleyi oluşturuyor. Onlar daha eleştiren bir taraftalar ve özgürlükleri daha çok önemsiyorlar diye düşünüyorum. Özellikle muhafazakar kesimdeki genç kadınların kadın haklarından geriye gidiş anlamına gelecek her adıma tepki duyduklarını, bunu çok yüksek sesle ifade edemeseler de, bu konuda kaygılı olduklarını görüyorum. Yakın zamanda twitter’da gerçekleştirilen erkeklerle ilgili bir eyleme çok sayıda kadının katılmış olması çok önemli bir göstergeydi ve bu muhafazakar erkekleri bayağı tedirgin etti. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet meselesi ve bu bağlamda İstanbul Sözleşmesi de, genç kadınların yakından takip ettiği meseleler. Hükümet, oylarını kaybetmemek için kadınların taleplerini dikkate almak zorunda kalacaktır diye düşünüyorum ki Bahçeli şimdiden bunun işaretini verdi.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Hikmet MUTİ

Hepimiz   Fatma ' yız ,. Nalan   ayağına  yatıyoz...

Hepimiz Fatma ' yız ,. Nalan ayağına yatıyoz...

  • 10 Mayıs 2021 Pazartesi

Yazarlar

“İçimizdeki Mescid-i Aksa’ları yıkmak isteyen hainler”
Taha Akyol

“İçimizdeki Mescid-i Aksa’ları yıkmak isteyen

  • 18 Mayıs 2021 Salı
İsrail’in bitmez gazası
Cengiz AKTAR

İsrail’in bitmez gazası

  • 18 Mayıs 2021 Salı
60 yıl önce bir şair dedi ki...
Aydın ENGİN

60 yıl önce bir şair dedi ki...

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Milletten oluk oluk para toplanıyor
İbrahim Kahveci

Milletten oluk oluk para toplanıyor

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Avrupa’nınki ciciş atık!
Mehveş EVİN

Avrupa’nınki ciciş atık!

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Filyasyon bilgilerini niye saklıyorsunuz?
Mehmet Y. Yılmaz

Filyasyon bilgilerini niye saklıyorsunuz?

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Soylu suç duyurusunda bulundu, savcılar rahatladı
Murat YETKİN

Soylu suç duyurusunda bulundu, savcılar rahat

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Amerika neden korkar İsrail’den?
Ahmet TAŞGETİREN

Amerika neden korkar İsrail’den?

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Milletin helalliği, ümmetin liderliği AKP'yi kurtarır mı?
Mehmet TEZKAN

Milletin helalliği, ümmetin liderliği AKP'yi

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Muz bekçileri
Tuncer KÖSEOĞLU

Muz bekçileri

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Devlet salmış çayıra
Ahmet ÖZTÜRK

Devlet salmış çayıra

  • 18 Mayıs 2021 Salı
CHP’nin çıkışları İYİ Parti’yi geriyor…
Ahmet TAKAN

CHP’nin çıkışları İYİ Parti’yi geriyor…

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Yeni Dünya Düzeni ve CoVID rezaleti
Abdurrahman Dilipak

Yeni Dünya Düzeni ve CoVID rezaleti

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Yoldan çıkmış beş ton kokain
İbrahim Kiras

Yoldan çıkmış beş ton kokain

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Mali kural Anayasal bir ilke olmalı
Eser KARAKAŞ

Mali kural Anayasal bir ilke olmalı

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Tek sığınak insan hakları hukuku ama…
Berrin Sönmez

Tek sığınak insan hakları hukuku ama…

  • 18 Mayıs 2021 Salı
İNANCIN ARAÇSALLAŞMIŞ HALİ ÜZERİNE!
Ali Türer

İNANCIN ARAÇSALLAŞMIŞ HALİ ÜZERİNE!

  • 18 Mayıs 2021 Salı
“ANAN GURBAN SEN MİSİN?”
Mehmet TIRAŞ

“ANAN GURBAN SEN MİSİN?”

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Anketler ne söylüyor? Üzülmesi gerekenler neden seviniyor?
Fehmi KORU

Anketler ne söylüyor? Üzülmesi gerekenler ned

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Artık halktan değil Sedat Peker’den helallik isteyin!
Celal BAŞLANGIÇ

Artık halktan değil Sedat Peker’den helallik

  • 18 Mayıs 2021 Salı
Dava ve bahane olarak Filistin
Yıldıray OĞUR

Dava ve bahane olarak Filistin

  • 18 Mayıs 2021 Salı
İlk günaha dönüş ve 48’in isyanı
Fehim TAŞTEKİN

İlk günaha dönüş ve 48’in isyanı

  • 17 Mayıs 2021 Pazartesi
İsrail’in saldırı dönemi bitti
İbrahim Karagül

İsrail’in saldırı dönemi bitti

  • 17 Mayıs 2021 Pazartesi
Kürdistan’da iki yıl
Vahap COŞKUN

Kürdistan’da iki yıl

  • 17 Mayıs 2021 Pazartesi
Himaye ve haraç; savaşçılar ve köylüler; mafyalar ve marinalar
Halil BERKTAY

Himaye ve haraç; savaşçılar ve köylüler; mafy

  • 17 Mayıs 2021 Pazartesi
Tüm Yazarlar

Resmi İlanlar