Halil BERKTAY

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Meğer bunu da yazalı sadece bir buçuk yıl olmuş


6.06.2020 - Bu Yazı 234 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 [6 Haziran 2020] Geçenlerde (1a) Atatürk’ün yanılgısı’nı yazmış (14 Mayıs), sonra (1b) Dokuz yıl önce de yazmışım’ı eklemiştim. Gene öyle oldu. Bir internet sohbeti sonucu bu troller konusuna girdim. Nâzım’dan alıntı yaptım. Ne güzel, bunu hiç bilmiyorduk dendi. Ama ben bunu daha önce de yazdım… kabilinden bir kıprtı oldu zihnimde. Aradım, baktım. Evet. Konu gene iktidar, intisap, çevre, biat, en yakın halka, sonra kaybedenler ve tasfiyeler. Üzerinden sadece 1 yıl 5 ay 13 gün geçmiş. Orijinal başlığı, başlık resimleri ve spot’uyla aynen yayınlıyorum.

———————————————————————————————————————

Haydarpaşa Garı’nın büfesinde bahar;

Nuri Cemil’lerin gönlünde kaç aslan yatar?

Fakat bir dönemin galipleri ez kaza mağluplara dönüşürse… Objektif gerçekler gibi sübjektif değerlendirmeler de altüst olacak. O zaman tarihçiler, düşen veya modası geçene de, onunla birlikte çıkan ve inen ikincil aktörlere de özel bir ilgiyle eğilecek. Bir zamanlar yazılması mümkün olmayan, cesaret edilemeyen şeyler yazılır olacak.

[22-23 Aralık 2018] Benim için en zoru başlamak. İlk cümleyi bulabilirsem, gerisi geliyor bir şekilde. Bir Cumartesi sabahı, Carl Schmitt kadar ünlü olmayan diğer Nazi hukukçularına, teori değil daha çok uygulama adamı olan Otto Thierack ve Roland Freisler gibi ahlâksız, salt emir kulu yargıçlara nasıl bir giriş yapabileceğimi düşünürken, birkaç mısranın çağrısıyla Nâzım’a dönüyorum. O da beni tuhaf yerlere götürüyor.

*          *          *

Liderler, çevreler, yükselişler. Belki bütün rejimlerin ortak öyküsü. En üst kademede, geleceğin “büyük adam”ları olmaya adaylar arasından kim, karargâhını, özel maiyetini, iktidarının en güvenilir iç halkasını  nerelerden devşirecek? Madalyonun diğer yüzünde, bir aşağısındaki müstakbel yardakçılar kademesinden kim, şu veya bu fırsatı herkesten daha erken sezecek; hangi yükselen yıldızın eteğine yapışacak ve onunla tırmanmayı deneyecek? Tabii aslında, böyle bir dizi rakip ve ekip olabilir, yeterince gerilere gittiğimizde. Ama bir ân gelecek; tarih kaybeden, korkup (mümkünse) yarıştan çekilen, ya da vurulup yol kenarına düşenleri değil, daha çok kazananları dillendirecek. Lâkin bu da mutlak değil. Bir dönemin galipleri ez kaza mağluplara dönüşürse… Objektif gerçekler gibi sübjektif değerlendirmeler de altüst olacak. O zaman tarihçiler, düşen veya modası geçene de, onunla birlikte çıkan ve inen ikincil aktörlere de özel bir ilgiyle eğilecek. Bir zamanlar yazılması mümkün olmayan, cesaret edilemeyen şeyler yazılır olacak.

Bu serüvenin hem biraz mükerrer, döngüsel bir yanı var, hem de koşullar değiştikçe çağdan çağa yenilenen bir boyutu. Görece uzak geçmişin hanedan devletlerinde farklı; 19. yüzyıldan bu yana gelişen parlamenter demokrasilerde farklı; güzel ve korkunç çağımızın diktatörlüklerinde gene farklı cereyan eder. Yüzyıllar boyu, bir tarafta veliaht prens ve şehzadelerin — belki geleceğin kral veya sultanlarının — işi de zor gerçekten. O daracık saray çevreleri ve oldukça kapalı hayatları içinde, kimi tanıyabilir, kime itimad edebilirler? Diğer tarafta,  olası bütün kurmaylar, danışmanlar, emir subayları, yüksek ulema veya kilise mensupları, bürokrasinin alt kademeleri, ya da avam halkın saflarından fışkıran yetenekli oportünistler içinden, hükümdara giden yolu binbir kaza ve tesadüf sonucu kimler bulup “kapısı halkı”na intisap edebilir? Her nasılsa oluşuyor, böyle buluşmalar. Fakat daima kırılgan ve tehlikeli. Çünkü “O” size güvenebilir (veya güveniyor gibi yapabilir) ama siz, aşağıdan gelenler, ne kadar önünde diz çöker ve biat ederseniz edin, asla yüzde yüz güvenemezsiniz, mutlak iktidarın mutlak surette yozlaştırdıklarına.

Doğudan ve Batıdan birkaç örnek. (a) 12. yüzyılda küçük soylu ve mülk sahiplerinin saflarından gelen Thomas Becket diye birinin yeteneği, İngiltere kralı II. Henry’nin dikkatini çekiyor. Kral bu işbilir genci maliyesini çekip çevirsin diye önce şansölyesi yapıyor.  Becket kralın dostluğunu da kazanıyor. Sonra Canterbury başpiskoposluğuna atanıyor.  Derken kral ile kilise arasındaki mücadelede kilisenin imtiyazları ve dokunulmazlığı konusunda direnince, ipler kopuyor. Arkadaşlık filân kalmıyor. Becket 1164’te Fransa’ya kaçıp ancak 1170’te dönüyor. Sulh olmuş gibiler. Ama daha dönerken dahi üç kral taraftarını aforoz etme kararı, o sırada Normandiya’da bulunan II. Henry’yi o kadar öfkelendiriyor ki, rivayete göre, kendini tutamayıp herkesin önünde “Yok mu beni bu kavgacı papazdan kurtaracak?” (Will no one rid me of this turbulent priest?) cümlesini sarfediyor. Doğrudan emretmiyor gerçi. Ama vaziyetten vazife çıkaran dört şövalye derhal atlayıp Calais’den gemiyle Manş’ı geçerek Canterbury’ye koşturuyor ve katedralinde dua ederken yakaladıkları Becket’ı oracıkta kılıçlarıyla doğrayıveriyor.

(b) 16. yüzyılda gene İngiltere kralı VIII. Henry ile Thomas More’un ilişkisi de benzer bir seyir izliyor. Oxford “medrese”sinde çok sıkı bir Klasikler öğrenimi gören More, saray çevrelerinde hızla yükseliyor, krala çok yaklaşıyor, güvenini kazanıyor, Becket gibi o da şansölyeliğe getiriliyor (yeni adıyla Lord Yüksek Şansölye oluyor). Protestanlığa şiddetle karşı; 1529-32 arasında görevdeyken bu  “sapkın”ları olabildiğince ezmeye kalkıyor, “heretik” kitap satanlar dahi diri diri yakılabiliyor. Bir yere kadar, kralın desteği hep arkasında. Ancak VIII. Henry’nin Papalık otoritesinden kopma kararlılığı yüzünden araları hızla açılıyor. Thomas More, Henry’nin Aragon prensesi Catherine’i boşamasını da, Anne Boleyn’le evlenmesini de onaylamayı reddediyor. Anne Boleyn’in İngiltere Kraliçesi olarak taç giyme törenine katılmıyor. Kralın yeni ve Roma’dan bağımsız İngiltere (Anglikan) Kilisesinin başı olduğu anlamına gelen Kralın Üstünlüğü Yemini’ni (Oath of Supremacy) de etmiyor.  Sonunda, o sırada kralın danışmanları arasında öne çıkmış bulunan Thomas Cromwell’in icat ve imal ettiği sahte deliller temelinde krala hıyanetle suçlanıyor.  6 Temmuz 1535’te kafası kesilmek suretiyle idam ediliyor.

(c) Gene VIII. Henry’nin önce yanına aldığı, sonra ezdiği kurbanlarından biri de, şimdi sözünü ettiğim Thomas Cromwell’in ta kendisi. Tamamen halktan gelme biri. Genç yaşta evden kaçıyor. Fransa, İtalya ve Hollanda’da serseri geziyor. Paralı askerlik yapıyor. Bankacılık ve ticaret işlerine giriyor. Bir yığın dil öğreniyor. İngiltere’ye dönüyor ve iş hayatında yükseliyor. Avukat oluyor. Parlamentoya giriyor. Kardinal ve Lord Şansölye Thomas Wolsey’e “kapı”lanıyor. Tırmanıyor da tırmanıyor. Kralcı ve Protestan; Papalık savunucularına toptan karşı. Çok da iyi bir örgütçü ve entrikacı. Efendilerinin istediği her şeye bir kılıf bulabiliyor. Tam VIII. Henry’nin aradığı adam. Şansölyelikte Wolsey’i Thomas More, (düşüşü ve idamına önayak olduğu) More’u da kısa bir aradan sonra Cromwell izliyor. VIII. Henry’nin Aragonlu Catherine’le evliliğinin iptalinde, dolayısıyla Anne Boleyn’le evlenebilmesinde, derken Anne Boleyn’in de gözden düşürülmesinde, idamında ve kralın bu sefer Jane Seymour ile evlenebilmesinde başrolü oynuyor.  Bol bol ödüllendiriliyor; sırasıyla Baş Danışman (Chief Councillor), Birinci Sekreter (First Secretary), Mühürdar (Lord Privy Seal) ve Baş Mabeyinci (Lord Chamberlain) oluyor. Asalet ünvanları alıyor (Wimbledon Baronu, Essex Earlü). Derken şansı dönüyor. Jane’in ölümünden sonra kralı tek bir Holbein tablosu gösterip beğendirerek evlendirdiği Cleves prensesi Anne’den, yüzyüze geldiklerinde VIII. Henry hiç hazzetmiyor. O kadar ki, nikâh kıyıldıktan sonra kocalık görevini dahi ifa etmeyecek. Aynı zamanda, Anglikan Kilisesi’nin doktrin açısından Protestanlaştırılmasında Cromwell’in fazla ileri gittiğini düşünmeye başlıyor. Belki de sadece o kadar yükselmiş ve güç toplamış olması göze batıyor Thomas Cromwell’in. Tutuklanıyor ve Londra Kalesi’ne (Tower of London) kapatılıyor. Başkaları hakkında o kadar ustaca düzenlemiş olduğu uyduruk suçlamalar şimdi kendisine yöneltiliyor. Bütün ünvanları alınıyor ve (artık aslına rücu ettiği, avam halktan olduğu gerekçesiyle) soylular meclisince yargılanmaksızın 28 Temmuz 1540’ta, Thomas More’dan 5 yıl 20 gün sonra ve aynı noktada, kafası baltayla kesilmek suretiyle idam ediliyor.

(d) Bir hanedan devleti olarak Osmanlılarda da, çok farklı olmayan süreçler söz konusu. Kabaca 14. yüzyıl ortalarından 1600 dolaylarına kadar olan dönemde, şehzadeler için sancağa çıkma usulü var. Amasya ve Manisa, şehzade sancakları olarak biliniyor. 10-12 yaşına gelen şehzadeler, lala denen hoca veya danışmanlarının nezaretinde, bu iki sancaktan birine gönderiliyor. Etraflarında küçük bir divan kuruluyor. Yönetmeyi bu suretle öğrenmeleri bekleniyor.  İlk yakınlık ve sadakat bağları da bu aşamada oluşuyor. Alevîlikten  gelen bir deyimle, musahipler (kelime anlamıyla sohbet arkadaşları) peydahlıyorlar. (e) Böylece her birinin etrafında, kaderi şehzadenin kaderine bağlı olan bir grup şekilleniyor. Hanedan içinde bir hizip de diyebiliriz. Öte yandan payitahtta da çeşitli entrikalar dönmekte. Bursa veya Edirne veya İstanbul — sancaktakilerin oralarda da taraftarları, casusları, koruyucuları var. Rakip fraksiyonlar kendi mevzilerini güçlendirmeye çalışıyor. Padişah öldüğünde müthiş bir yarış başlayacak. Saraya ilk kim varacak? Divan, rical ve yeniçeriler kime biat edecek? Bölüşüp paylaşmak asla söz konusu değil. Tam bir “sıfır toplam” (zero sum), 1/0 oyunu; kazananın herşeyi alacağı amansız ve insafsız bir mücadele. Yenilen okkanın altına gidiyor. Tahta çıkanın ise, bütün ekibi onunla birlikte yükseliyor. Gençliğinde maiyetine girenleri, her şey yolunda giderse, sırasıyla silâhtarlık, hasodabaşılık, beylerbeyliği, vezirlik… ve belki damatlık dahil başvezirlik bekliyor. 

(f) Ne ki, Avrupa’da olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da, hiç güvenmeye gelmiyor hükümdara. Tersine, ikbal hem herkesin rüyası, hem de alabildiğine tehlikeli. Üstelik yükseldikçe ve iç halkaya dahil oldukça, cazibesiyle birlikte tehlikesi de artmaya devam ediyor. Göze girmek ile göze batmak, aynı madalyonun iki yüzü. Ve ilginçtir; iktidar merkezinden çok uzaklardaysan dikkati üzerine çekmeyebiliyorsun da, sultana ne kadar yakınsan göze batma ihtimali o kadar büyüyor. Tersten söyleyecek olursak, ister “mutlakiyet” ister “istibdad” gücü (Clive Ponting’in de altını çizdiği gibi) sadece saray ve yakın çevresinde geçerli. İmparatorların asıl bu iç âlemde astığı astık, kestiği kestik. Nitekim daha aşağı kademelerin (beylerbeylerinin, sancakbeylerinin, ya da merkez bürokrasisi mensuplarının) cellâda verilme frekansı o kadar yüksek değil. Buna karşılık 1453’te Çandarlı Halil Paşa’dan 1821’de Benderli Ali Paşa’ya kadar kırk dört sadrazam, kendilerini o mevkie getiren, bazen yirmi dört yıl bazen dokuz gün hizmet ettikleri padişahın emriyle katlediliyor. (g) Özellikle iki Damat İbrahim’in başına gelenler, bu açıdan çok çarpıcı. Pargalı İbrahim, Frenk İbrahim veya Makbul İbrahim Paşa olarak da biliniyor. 1493’te bugünkü Yunanistan’da, Parga yakınlarında doğuyor. Küçük yaşta devşiriliyor. Enderunda eğitiliyor. Anlaşılan Manisa sarayına yollanıyor. Zira Şehzade Süleyman’ın Manisa sancakbeyliği sırasında, geleceğin Kanunî’sinin hizmetine giriyor. VIII. Henry, Thomas More ve Thomas Cromwell’in tam anlamıyla çağdaşı. Yukarıda sözünü ettiğim terfi basamaklarını hızla atlayıp, daha otuz yaşındayken veziriâzam oluyor. On üç yıl süreyle dorukta (1523-1536). Üstelik 1524’te padişahın kızkardeşi Hatice Sultan ile de evlenmiş. Ama bütün bunlar, (Thomas More’un kafasının kesilmesinden bir yıl sonra) 1536’da (öyle mahkeme filân da yok) sultanın tek bir sözüyle boğdurulmasını engellemiyor. Ardından “Makbul İbrahim Paşa, oldu Maktul İbrahim Paşa” gibi, Osmanlıcanın alta bir noktalı b’si ve üste bir noktalı t’sinin iyice keskinleştirdiği  kelime oyunları sökün ediyor.

(h) İki yüz küsur yıl sonra, sıra Nevşehirli İbrahim’de. Saraya dışarıdan intisap edenlerden. Önce helvacı ocağına giriyor, sonra teberdarlara (zülüflü baltacılara) katılıyor. Şehzade Ahmed’in hizmetine giriyor. Farkediliyor. Efendisi tahta çıkıp III. Ahmed olunca, İbrahim de hızla tırmanmaya başlıyor. O sırada veziriâzam, sultanın silâhtarlığından gelen bir başka damat: Ali Paşa. 1715-1718’de Avusturya ile savaş patlak veriyor. Silâhtar Ali Paşa 1715 Mora seferine çıkarken İbrahim’i mevkufatçı yapıp yanına alıyor.  1716 Petervaradin kuşatmasında da bulunuyor. İstanbul’a haberci gönderildiğinde, III. Ahmed artık geri yollamayıp yanında alıkoyuyor. Önce birinci ruznâmeci, ardından sadaret kaymakamı tâyin ediyor. Ali Paşa 1717’de şehit oluyor (ve bu yüzden, Silâhtar ve Damat sıfatlarının yanısıra, Şehit Ali Paşa olarak da anılmaya başlıyor). III.Ahmed’in sevgili kızı Fatma Sultan ise küçük yaşta dul kalmış. Hemen İbrahim’e veriliyor. Ve Damat İbrahim Paşa, 1718’de sadrazam da oluyor. Hepsi üç yıl içinde. Sonra on üç yıl boyunca devleti o yönetiyor. Osmanlıyı felâketli savaş ve muhtemel yenilgilerden uzak tutuyor. Bir ilk modernleşme hamlesini başlatıyor. Bu arada, doğduğu Muşkara köyünü de büyütüp Nevşehir adını veriyor (Nevşehirli sıfatı buradan gelme). Bir yığın yeniliğe imza atıyor. Sultanın gerçekten arkadaşı ve sırdaşı (gibi). Günde birkaç kez mektuplaştıkları oluyor. Fakat Patrona Halil isyanı patlak verdiğinde, III. Ahmed kendisini kurtarmak için Nevşehirli’yi kellesini isteyen âsîlere kolayca teslim ediveriyor.

*          *          *

Tabii, 19. yüzyıldan itibaren gelişen hukuk devletleri ve demokrasilerde bu kadar sert ve kesin yürümüyor işler. Çok daha yavaş, yumuşak ve tedricî. İnsanlar yıldırım hızıyla yükselip gene yıldırım hızıyla düşmüyor. Kamusal alan gerek bireysel, gerek örgütsel düzeyde rekabete açılmış. Siyasal partiler sahnede. Herşey medyanın gözü önünde. Genç politikacılar belki yerel örgüt ve yönetimlerden başlayarak tecrübe kazanıyor; (vazgeçip terketmezlerse) adım adım yükselerek lider adayları arasına giriyor. Çevreleri veya ekipleri mutlak değil; aralarındaki ilişki despotik değil. İttifaklar kuruluyor ve çözülüyor. Hiyerarşiler var, ama çok daha medenî. Kimse kimseyi tekme tokat kapı dışarı etmiyor. Dahası, zaferler de geçici, yenilgiler de. Kimse iktidara ömür boyu kazık çakamıyor. Değişmez Führer, “organik lider” diye bir şey yok. Uydurma. Efsane. En başarılı liderler dahi halkın güvenini ilânihaye elinde tutamıyor. Seçimler kâh kazanılıyor, kâh kaybediliyor. Azınlıkta kalan muhalefete geçiyor. İstifa da mümkün, emeklilik de. Hayatın sonu değil. Demokrasi içinde, “saltanat krizleri” zuhur etmiyor. Barışçı değişim süreçleri işliyor. Arka sıradakiler zaman içinde ön saflara ilerleyip boşlukları doldurabiliyor.

Demokrasinin gelişme ve derinleşmesine tepki olarak, 20. yüzyılda türeyen diktatörlük ve totalitarizmler ise bunun tam zıddı. İşte, İlkçağ, Ortaçağ ve Yeniçağın hanedan devletlerini hatırlatan uygulamalar bu rejimlerde tekrar zuhur ediyor. Hukuk ve demokrasi için gerekli denge ve frenlerin hiçbiri kalmamış. Osmanlı tarihi nasıl (Osman, Orhan, I. Murad, I. Bayezid, Çelebi Mehmed, II. Murad, II. Mehmed vb) padişahların saltanatları ile ölçülürse, Sovyet tarihi de aynen öyle, hiçbir hükmü olmayan seçimlerle değil, parti genel sekreterlerinin iktidarları üzerinden tasnif ediliyor: Lenin dönemi (1917-22/24), Stalin dönemi (1922/24-53), Kruşçev dönemi (1953-64), Brejnev dönemi (1964-83), Andropov dönemi (1983-84), Çernenko dönemi (1984-85), Gorbaçov dönemi (1985-91). İktidar çevresine giriş çıkış da şiddet dolu. Apparat adamları tepeden paraşütle indiriliyor ve aynı hızla uçuruma itiliyor. Stalin, gizli polisinin başına getirdiği Yagoda ve Yezhov’ları salıyor, Eski Bolşevikler dahil şüphelendiği herkesin üzerine. Sonra yeri gelince, VIII. Henry’nin Thomas Cromwell’e yaptığı gibi o da, suyunu çıkardığı Yagoda (1938) ve Yezhov’u (1940) peşpeşe, tamı tamına aynı suçlamalarla ölüme gönderiyor.

Nazizmin iktidarı çok daha kısa ömürlü: 1933-1945. Bu on üç yılda herşey Sovyetlerden de daha keskin ve radikal biçimlere bürünüyor. Sovyet rejimi son tahlilde bir parti diktatörlüğü. Stalin dahil bütün liderler meşruiyetlerini Komünist Partisi’nden, SBKP’den alıyor. Yani meselâ Stalin’in partiyi feshetmesi ve ben yeni bir parti kuruyorum demesi mümkün değil. Buna karşılık Hitler’in NSDAP ile ilişkisinde bu pekâlâ mümkün. Çünkü Führerprinzip yüzde yüz geçerli. Nazizm parti diktatörlüğü bile değil; insanlık tarihinin görüp bildiği en mutlak kişi diktatörlüğü. Hitler’in varlığıyla kaim. Hitler de hem yürütme, hem yasama (tek başına kanun koyma yetkisi var), hem yargı (tek başına karar verme veya bütün mahkeme kararlarını değiştirme yetkisi de Reichstag’dan çıkarılan bir kanunla tanınmış). Fiiliyatta da, en yakınları dahil tek tek her Nazi ve her Alman vatandaşının kaderi, Hitler’in iki dudağının ucunda. 1934’e kadar en sadık adamı, SA’ların başındaki Ernst Roehm. Ama Alman ordusu ve bürokrasisinin güvenini kazanıp son bir darbe ihtimalini bertaraf etmek uğruna, Roehm’ü bile feda etmekten çekinmiyor. Uzun Bıçaklar Gecesi’nde (30 Haziran – 1/2 Temmuz 1934), SS’lerin ve Gestapo’nun başında, bizzat baskına gidiyor.  

1918-1939 arası, daha nice anti-demokrasi örneklerine tanık.Türkiye’nin Tek Parti dönemi de bunlardan biri. Nazizm veya Marksizm-Leninizm gibi sert çekirdekli bir teorisi yok. Dolayısıyla doktriner bir otoritarizm değil. Daha pragmatik ve geçirgen. Ama 1925-27’nin İstiklâl Mahkemeleri’nin, 1936-38’in Moskova Duruşmaları’ndan aşağı kalır yanı yok. Ve Ulu Önder “sofrası” ve ötesine benzer bir tahakküm, tersten söylersek benzer bir biat ve itaat hissi neşrediyor.   

*          *          *

Peki, nasıl giriliyor o çevrelere? Diyelim ki “üç Ali”lerin simgelediği yargı ekibine, veya Vyshinsky’nin kurduğu savcılık mekanizmasına, veya Thierack ve Freisler’lerin “halk mahkemeleri”ne kim, nasıl intisap ediyor?

Başlangıçtaki bir avuç inanmış militan bir yana; çoğu insan açısından bir noktada “kartopu efekti”nin, yükselen ve karşı durulmaz gözüken bir güce bir an evvel yapışma duygusunun tâyin edici  olduğu kanısındayım. Hitler ve Nazizm açısından, 1930’larda Nâzım bunu bizzat görmüş ve yaşamış. Bütün cevapların Sağda ve Aşırı Sağda arandığı bir dönem. “Yeni Düzen” diye bir şey çıkıyor. Kendini kapitalizmin ve liberal demokrasinin biricik alternatifi gibi sunuyor. Büyük bir dalga yaratıyor. Romanya’da “Demir Muhafızlar”ı gözleyen Ionesco’ya göre (kimbilir kaç kere yazdım) insanlar “çok güçlüler” diye diye gergedanlaşıyor. Türkiye’de, Nâzım’ın  Memleketimden İnsan Manzaraları’nın (bundan böyle MİM) zaman çerçevesi 1941 yılı. Ülkesine ve dünyaya o pencereden bakıyor. 1942’de yazmaya devam etmediğini, en basiti, İkinci Dünya Savaşı anlatımlarının 1941 kışındaki Moskova Muharebesi’nin ötesine geçmemesinden anlıyoruz.

Geçelim. 1941 ilkbaharında iki tren kalkacak İstanbul’dan Ankara’ya. İlki her istasyona uğrayan, halk sınıflarıyla dolu kara tren. İkincisi, yemekli vagonunda büyüklerin yer aldığı ekspres (sürat katarı). MİM’in birinci kitabında daha çok ilki, ikinci kitabında daha çok ikincisi anlatılıyor. İmajlar da değişiyor birinden diğerine. Örneğin Birinci Kitap’ta, iki ayrı yerde Denizde balık kokusuyla / döşemelerde tahtakurularıyla gelir / Haydarpaşa Garı’nda bahar (Adam Yayınları edisyonunda, s. 12 ve s. 23). Ama İkinci Kitap’ta başka bir realiteye geçiyoruz: Gülden güzel kokan Arnavutköy çileği / ve sarma yaprağına sarılı  barbunya ızgarasıyla gelir / Haydarpaşa Garı’nın büfesinde bahar (s. 113).

Buna rağmen, diyor Nâzım, Buna rağmen / Hasan Şevket / rakıyı bir tek dilim beyaz peynirle içiyordu (aynı yerde). Kimdir bu Hasan Şevket? Zamanın Bâbıâli’sinden, Cağaloğlu Yokuşu’nun “tutunamayan”larındandır; küçük, zavallı, dar gelirli, pek çok şeyi bilen ve anlayan, ama bir şey yapamamış, düzene göğüs gerememiş, inançlarını yaşayamamış bir basın emekçisidir. Belki bir meyhane sosyalistidir. Hayatı konusunda kendi kendisiyle halleşirken, oradan Nuri Cemil diye bir başka tip geçer ve ekspresin birinci mevki vagonlarından birine biner. Nuri Cemil de Cağaloğlu’ndandır, ama Hasan Şevket gibi o da çok mütevazi kökenlerden geldiği halde eski inançları pahasına yükselmeyi başarmıştır. (Erkan Koca ve Gürbüz Özaltınlı’nın son yazılarının getirdiği kavramsal çerçeve içinde, “kötü olmaktan korkmadığı için” demek daha doğru olabilir.) Her halükârda, anlıyoruz ki Nuri Cemil işi Faşizm ve Nazizm taraftarlığına kadar vardırmıştır. Hasan Şevket bakıyor ve şöyle mırıldanıyor kendi kendine:

Hitler’de benim affedemediğim şey: / satılabilmek imkânını verip Nuri Cemil gibilere / müthiş arzular yüklemesidir yüreklerine onların.

*          *          *

Kabul edelim ki  çok derin bir üç satır. Günümüzde, çeşitli açılardan sorgulanabilir kuşkusuz. Yukarıda uzun uzadıya anlatmaya çalıştığım gibi, yalnız Hitler midir insanlarda ahlâksızca yükselme hırsını körükleyen? Zamandaşı Stalin’e ne demeli? Nâzım’ın kendisine ne demeli, 1950-63 arasında? Eski Bâbıâli tamamen öldü mü? Yoksa her çağ kendi gergedanlarını ve kendi Nuri Cemil’lerini mi yaratıyor?

Fakat işte Cumartesi (yani dün) sabah 11:00 sularında ekrana bakıp Nazi hukukçularının çıkış noktasını nasıl anlatsam diye düşünürken, aklımdan Nâzım’ın 1941’den 2018’e, neredeyse seksen yıllık bu mısraları geçiyordu.

Facebook Yorumları

reklam
9.07.2020
(7) Feodalizm ve Asya Üretim Tarzı: Geneli ve özeliyle köylü toplumları
7.07.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (6) Bıraktığım yerden
30.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (5) Kolay mı sandın, Avrupa-merkezciliği eleştirmeyi?
29.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (4) Avrupa-merkezci “feodalizm” sorunsalı
27.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (3) Farklı dönemler, coğrafyalar ve öğrenme süreçleri
23.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (2) Timara dayalı ve paraya dayalı devlet
22.06.2020
Osmanlı ne kadar moderndi (1) Sorunun düşünsel arkaplanı
11.06.2020
Not (2) Sonra bir gecede nasıl dönüverirler
8.06.2020
Not (1) Büyüyen bir iğrenme ve iç bulantısı
6.06.2020
Meğer bunu da yazalı sadece bir buçuk yıl olmuş
6.06.2020
Nâzım ve döneminin trolleri
4.06.2020
Ben de bir troldüm
22.05.2020
(3) Bir iç-sömürgeleştirme öyküsü
19.05.2020
Kolomb’dan önce onlar vardı (2)
18.05.2020
(1b) Dokuz yıl önce de yazmışım
12.05.2020
Test ve vaka sayıları arasındaki ilişki
10.05.2020
Sömestir sonu
4.05.2020
Gene salgın (2) Türkiye hakkında bazı ek gözlem ve düşünceler
4.05.2020
Gene salgın (1) dünya hakkında bazı ek gözlem ve düşünceler
26.04.2020
Bazı tuhaf sorular
24.04.2020
İstifa (2) medya ve siyasî kültür faktörü
21.04.2020
İstifa (1) özgür irade sorunu
18.04.2020
Bize nasıl yalan söyleniyor?
16.04.2020
Nasıl olabilir? Neden olamaz?
11.04.2020
Cuma gecesinin “yasak” felâketi
8.04.2020
Hayır, biz bize yetemeyiz
6.04.2020
Korona mevsiminde İstanbul’un kedileri
4.04.2020
Trump bile anladı
3.04.2020
Salgının tırmanışı (endişeli düşünceler)
2.04.2020
Bilim ve politika
15.03.2020
Timsahlar ve politikacılar
1.03.2020
Bir zamanlar din meselesi; dün ve bugün Kürt meselesi
29.02.2020
Yapayalnız ve Rusya ile başbaşa
23.02.2020
Masal
22.02.2020
Ciğercinin kedisinden, Osman’ın kedisine
21.02.2020
Suç aranıyor
20.02.2020
Osman Kavala’nın Patrona Halil isyanı
30.01.2020
Âdâb, vicdan, merhamet kalmadı
28.01.2020
Sınır, kurum ve kural da kalmadı
21.01.2020
Goebbels özentisinin geçici sonu
14.01.2020
Çin, Nobel, NBA, TikTok, Mesut Özil (ve yer yer Türkiye)
12.01.2020
Çin ve haberleşme özgürlüğü (ve yer yer Türkiye)
10.01.2020
Uygurlar ve Ermeniler
9.01.2020
İran’da insan hakları (ve yer yer Türkiye)
6.01.2020
Myanmar’ın Rohingyaları (ve yer yer Türkiye)
5.01.2020
Aşırı uçlar, aldatılanlar, dış güçler, çifte standartlar, yalan haberler
3.01.2020
Yap-işlet-devret anti-emperyalizmi
20.12.2019
İzninizle, farkı açıklamaya çalışayım
16.12.2019
“Liberalizm sonrası”
13.12.2019
Hayır
2.12.2019
1920’lere ilişkin gecikmiş bir tartışma (Alper Görmüş ve Şükrü Hanioğlu)
25.11.2019
Yale-Harvard (veya: bu da mümkün)
12.11.2019
Kimimiz öldük, kimimiz biraz daha az kâr ettik
11.11.2019
El zindanıyla Stalin kesilmek
4.11.2019
Ataerkilliğin en Marksist varyantı
31.10.2019
Röportaj nasıl yapılır? PKK’yla röportaj nasıl yapılır?
29.10.2019
Uhuru, Uluru (2) İnsanlığın çabaları ve bocalamaları
28.10.2019
Uhuru, Uluru (1) Avustralya’nın iskân tarihi
16.10.2019
“Kurtarıcı”ların anlamadığı
14.10.2019
Bertolt Brecht’ten iki şiir
10.09.2019
Başkalarının aynasında Türkiye (1) İnter taraftarları
23.08.2019
Neyin neresindeyim?
21.08.2019
Tuhaf zamanlar
15.08.2019
Formel ve informel imparatorluklar
13.08.2019
1918-39 arasında, demokrasinin yükselişi ve çöküşü
4.08.2019
“Dost acı söyler”den, “dostun bir tek gülü”ne
30.07.2019
Zırhlı trenin can çekişmesi
28.07.2019
İnalcık’ı unutmamak
22.03.2020
Ne çabuk affediyorlar
16.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (6) burjuvazi nerede saklanıyor?
12.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (4) “cadı avı” kavramının güncellenmesi
9.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (3) hangi Avrupa-merkezcilik?
7.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (2) Yeniçağda Kilisenin “beka” sorunu
5.06.2019
Ruhumuzdaki şeytan (1) Prehistoryadan Ortaçağa
4.06.2019
Yargı Reformu (2) 1128’lerin hali
3.06.2019
Yargı Reformu (1) beş ay önceki bir görüşmeden aklımda kalanlar
27.05.2019
Özgür iradesiyle
17.05.2019
Tarih ve siyaset
13.05.2019
Kötülük kol gezerken
12.05.2019
Bu nasıl bir kin?
10.05.2019
Uqbar, Tlön, Türkiye
30.04.2019
Bir “ekonomik terör” açıklaması
22.4.2019
Soğutmak ve soğutturmamak
21.4.2019
Küçük düşmek
16.4.2019
Hah işte, nihayet taze bir yaklaşım; iki dürüst ve akıllı adam!
7.4.2019
Tarihe bir not: 1973 seçimleri
6.4.2019
Fenerbahçe esprilerinde, AYM’den YSK’ya
2.4.2019
16 Nisan 2017 “Pirus zaferi”nden, iki yıl içinde ağır bir yenilgiye
27.3.2019
Yanıtlasam, nasıl yanıtlardım?
25.3.2019
Yeni Zelandalılar aslen Türk mü acaba?
4.3.2019
Kemal Karpat’tan Abdülhamit’e, uzunca bir tarih sohbeti
26.2.2019
Kendimi bir an...
10.2.2019
Venezuela (1) Emperyalizm
6.2.2019
Venezuela (güncel) Kim seçim istiyor, kim istemiyor?
5.2.2019
Venezuela (giriş) Melih Altınok
29.1.2019
Birlikte bir şey yapmak
22.1.2019
Ara fikir: proto-faşizm ve proto-komünizm
21.1.2019
Dubara atmak da mümkünken
13.1.2019
Bir hukukçu: Otto Thierack
25.12.2018
Bir sergide başıma gelenler
21.12.2018
İskender niçin ve nasıl kazanabildi?
18.12.2018
“Bir milyonluk ordu” neye yarar? Nasıl savaşabilir?
17.12.2018
“Bir milyon” İlkçağ ve Ortaçağda ne anlama gelir?
1.12.2018
(12) ve son: Fraksiyon ahlâkı, ahlâkın fraksiyonlaşması
29.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
27.11.2018
Marksizm ve ahlâk (11) Tepede taht kavgaları, aşağıda sıradan halk yığınları
24.11.2018
Marksizm ve ahlâk (10) Tarihin emrediciliği ve partinin rehberliğinde, cehennem yollarında
22.11.2018
Marksizm ve ahlâk (9) Gregor Samsa, ya da mazlumlardan zalimlere
20.11.2018
Marksizm ve ahlâk (8) Kimlik inşası (yarı-otobiyografik notlar)
13.11.2018
Marksizm ve ahlâk (7) Formalistler ve araçsalcılar
7.11.2018
Marksizm ve ahlâk (6) Başka hiçbir alternatif bağlayıcılığın kalmaması
5.11.2018
Marksizm ve ahlâk (5) Bir özet ve hatırlatma
31.10.2018
Pinokyo ödülleri (1) Doğu Perinçek
28.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödülleri (2) Suudi yönetimi ve Prens Muhammed bin Salman
26.10.2018
Bu yılın Pinokyo ödüllerini şimdiden açıklıyoruz: (3) Putin, GRU, “Petrov” ve “Bushirov”
17.9.2018
Günün düşüncesi: Myanmar (nereden nereye)
14.9.2018
Günün düşüncesi: Macaristan (nereden nereye)
3.9.2018
Uzun bir geçiş süreci -- ne ile ne arasında?
1.9.2018
Recep Peker’den Süleyman Soylu’ya
26.7.2018
Marksizm ve ahlâk (4) Göreliliğe karşı, örtüşme ve devamlılık
25.7.2018
Marksizm ve ahlâk (3) Görelilik, devrim(cilik), sınıf(sallık)
24.7.2018
Marksizm ve ahlâk (2) Ne gitti, ne kaldı?
19.7.2018
Marksizm ve ahlâk sorunu (1) Apollon, Dionysos ve Nâzım Hikmet
16.7.2018
15 Temmuz’da halk niçin ve nasıl direnebildi?
13.7.2018
(4) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku”ndan nasıl çıkılacak?
12.7.2018
(3) “Geçiş sarsıntıları” bittiyse...
11.7.2018
(2) 15 Temmuz sonrasının “ihtilâl hukuku” nasıl oluştu?
10.7.2018
(1) “İhtilâl hukuku” üzerine düşünceler
9.7.2018
Kim Avrupalı?
5.7.2018
“Post-truth” toplumda huzura eriyorum
1.7.2018
Dün gece gördüğüm gerçek rüyadır
19.6.2018
Cohn-Bendit anlatıyor (2) Kitle hareketinin kazanımlarını, seçimler ve yasalar tahkim eder
17.6.2018
Sorular (2) Amerika ne yapmalı?
12.6.2018
Sorular (1a) Türkiye nereye (2002’den 2016 darbe girişimine kadar)
10.6.2018
Tartışmalar
14.5.2018
Amerikan siyaseti üzerinden, cephe ve ittifak sorunları
23.4.2018
Tuhaf ifadeler
3.4.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
27.3.2018
Karamsar yazı (1) “Batıralım ve bitirelim” mi?
16.3.2018
Yörünge dergisiyle sohbetler (4) Batı çökebilir mi? İslâmiyetin alternatifi var mı?
12.3.2018
Olabilirliğin sınırları
10.3.2018
“Üstün medeniyet” kavgalarında, geçmişin ve bugünün sahte bilimi
5.3.2018
“İnsancıl koridor”
1.3.2018
Guernica 1937, Guta 2018
27.2.2018
Recep Peker de mi rol modeli?
25.2.2018
Siyaset karşısında tarih (ve tarihçinin asıl sorumluluğu)
19.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (2)
16.2.2018
Rusya’da demokrasi ve demokratlık (1)
6.2.2018
Katı gözüken her şey, artık iyice buharlaşırken
30.1.2018
Putin ve Stalin
14.1.2018
Post-truth (gerçek sonrası) 2: bağımsız yargı ve Osman Kavala
9.1.2018
Dış mihraklar, kökü dışardalar
3.1.2018
Burhan Kuzu’dan bir taksi şoförüne
8.12.2017
Tüy dikti
4.12.2017
Hangi BBC?
13.11.2017
Hayır, “özlemle” anmadım ve anmıyorum
7.11.2017
Post-truth (gerçek sonrası) 1
31.10.2017
Komplo teorileri (mi)
27.10.2017
Brutus’un şerefi
24.10.2017
Elma dersem çık, armut dersem çıkma
16.10.2017
İşsiz öğretim üyeleri, geçersiz diplomalar
7.10.2017
Neyi anlatamadım
27.9.2017
Sözde
26.9.2017
Şimdi İran ve İbadi, Barzani’den daha mı yakın?
6.9.2017
Geri dönerken
7.8.2017
Büyükada ve Yıldıray Oğur
27.7.2017
Kederlerimin krallığında
25.7.2017
Devrim, darbe, demokrasi
22.7.2017
15 Temmuz’a ilişkin bazı temel soru ve sorunlar
21.7.2017
“İki Türkiye”yi aşma çabasında, 15 Temmuz’a ilişkin entelektüel bir konsensüs arayışı
18.7.2017
Hem 9, hem 15 Temmuz (ya da, “her iki Türkiye”yi kucaklamak)
10.7.2017
Sıra Türkiye’de; kendi ahlâkını şiddet yetkisine dönüştürenlerde
9.7.2017
Yer kavgası mı, din kavgası mı?
27.6.2017
Bir yanda J. S. Mill, diğer yanda Suudiler
26.6.2017
Bağnazlık ve özgürlük
22.6.2017
Berberoğlu’nun mahkûmiyeti ve tutuklanmasına karşı çıkmak, MİT tırları komplosuna destek anlamına mı geliyor?
19.6.2017
Tarihe bir not: Erdoğan, Demirel’i yanlış biliyor
16.6.2017
Trump’ı Erdoğan’ın yerine koymamak
13.6.2017
Trump’a yakın durmamak
5.6.2017
Ahmet Arif’ten, başkasının “dava”sına mektuplar
13.5.2017
Üç ay önce bir panelde söylediklerim
1.5.2017
Batırdı mı, kurtardı mı?
25.4.2017
Napolyon
17.4.2017
Buyurun size katıksız bir “Pirus zaferi”
17.4.2017
Nazi dehşeti (2) nasıl motive oldu ve örgütlendi; neler yaptı-yaşattı
15.4.2017
Nazi dehşeti (1) Avrupa’nın çektikleri, Türkiye’nin (ve ABD’nin) çekmedikleri
7.4.2017
İyi ki hatırlattı
4.4.2017
Tek Parti ve Faşizm/Nazizm sorunu
3.4.2017
Hukuk devleti varsa, Faşizm ve Nazizmden söz edilemez
28.3.2017
Faşizm ve Nazizmin esası, gerçek çehresi
24.3.2017
19. yüzyıl sonu proto-faşizminden, 1930’ların Faşizmi ve Nazizmine
23.3.2017
“Katı olan herşey buharlaşıp havaya karışırken...”
19.3.2017
Türkiye, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu? Erdoğan, Faşizmi ve Nazizmi tanıyor mu?
18.3.2017
Kriz ve kavga yönetimi
16.3.2017
Almanya ve Hollanda’nın bariz haksızlığı
14.3.2017
Unutulan darbe: 12 Mart; unutulan tarih: 1965-71
12.3.2017
Teneke Trump’et (2)
7.3.2017
Teneke Trump’et (1)
28.2.2017
“Seni başkan danışmanı yaptırmayacağız
21.2.2017
Nedir bu “pilotların Rusya’ya teslimi” masalı?
15.2.2017
Bir okuyucu mektubu: Yüksel Taşkın’lar neye yarar?
12.2.2017
“Aynı paralel”
10.2.2017
Ara nağme (5) başkanlık neden Avrupa dışında yoğunlaştı?
8.2.2017
(4) Avrupa’da demokrasi arayışı neden parlamenter sisteme kanalize oldu?
6.2.2017
Ara nağme (3) geçmiş çağlarda ölçek ve güçlü yürütme ihtiyacı
5.2.2017
Ara nağme (intermezzo): Atilla Aytemur’un korrelasyonu sebep-sonuç ilişkisiyle karıştırması
4.2.2017
Ara nağme (intermezzo): başkanlık tartışmasının neresindeyim?
1.2.2017
Güney Afrika notları (1) “değerler” ve “çıkarlar”
23.1.2017
Yeni gergedanlar
19.1.2017
Buharin’i anlamak
17.1.2017
Sözün bittiği yer
11.1.2017
Kassandra (ya da, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar)
10.1.2017
Marx: bazen devrim (belki), ama bazen de toptan yıkım
8.1.2017
“Pirus zaferi” (ve Helenistik Çağ üzerine notlar)
5.1.2017
Tarih tekerrür etmez; felâket hep farklı kılıklarda çıkagelir
2.1.2017
Reina’ya sevinmek
1.1.2017
Belirsizlik
20.12.2016
“Tanrının oyun sahası” (God’s playground)
14.12.2016
“Evde tek başıma”
8.12.2016
Trump’ın dış politikası (3) Çin’e ve Putin’e direnecek mi?
5.12.2016
Trump’ın dış politikası (2) belirsizlik ve tuhaflıklar sürüyor
24.11.2016
Trump’ın dış politikası (1) en genel yeryüzü, insanlık ve ideoloji sorunları
19.11.2016
Bilinmeyene doğru (4) “o duvar”ın neresinde duracak?
17.11.2016
Bilinmeyene doğru (3) gelen gideni aratır mı?
13.11.2016
Bilinmeyene doğru (2) şimdi ne yapacak?
12.11.2016
Bilinmeyene doğru (1) neden ve nasıl kazandı?
1.11.2016
(4) Kant’ı hangi köyden kovdular?
30.10.2016
(3) “Gerçeğe mecbur” olup olmamak
26.10.2016
Siyaset ve ahlâk (2) İdeoloji, politika ve birey ayırımları
24.10.2016
Orhan Berktay (1926-2016)
20.10.2016
Siyaset ve ahlâk (1) Külter’in düşündürdükleri
6.10.2016
“Devrim sonrası”na örnekler (2) Mustafa Kemal ve Çanakkale
1.10.2016
Tarihten “devrim sonrası” örnekleri (1) Abraham Lincoln ve Amerikan İç Savaşının sonu
27.9.2016
“Devrim sonrası durum”da, AK Parti’yi rayından çıkarıp ulusalcılığa çekme arayışları
23.9.2016
Öküzün (pardon, üçüncü köprünün) altında buzağı aramak
18.9.2016
Tekrar Kürt sorunu (3) “Silâhların Tahtı”nın Türkiye’ye söyleyeceği bir şey var mı?
16.9.2016
Karışık düşünceler (2) Tarih, sanat ve edebiyatta Kürt savaşı?
15.9.2016
Karışık düşünceler (2) Tarih, sanat ve edebiyatta Kürt savaşı?
13.9.2016
İmralı’ya giden yolda (1) Kameranın son iki yılda yakaladıkları
5.9.2016
Soykırım tartışması (2) Solcuların yeni dâvâlar arayışı
30.8.2016
Bir ek daha: 89-90’da da mı sokağa çıkmazdık, Doğu Avrupa demokratikleşirken?
28.8.2016
Ek’in eki: Murat neden sokağa çıkamamış?
24.8.2016
Soykırım tartışmasına ek (1) Devrimin yuttuğu alanlar
22.8.2016
Darbe olsa da olmasa da, soykırım soykırım kalacak
15.8.2016
Kürtler ve Fethullahçılar
12.8.2016
Ya Türkiye’deki darbe girişimi başarıya ulaşsaydı?
10.8.2016
İdama da, idam söylemine de esastan karşıyım
8.8.2016
Dört konu, dört mücadele alanı
4.8.2016
İkinci Cumhuriyet’ten, Yeni Türkiye’ye
29.7.2016
Halil İnalcık (1916-2016)
21.7.2016
Fox News’dan, başarısız darbeye hayıflanma kılavuzu
15.7.2016
Nâzım ve Botticelli (Venüs, Meryem, Emine)
14.7.2016
Hangi Türkiye? Nâzım’ın 75 yıl geride kalan memleketi
12.7.2016
Devrimci şiddet: Nâzım’ın Ali Kemal’e bakışı
7.7.2016
(2) Bir tweet’in düşündürdükleri
4.7.2016
(1) Kolombiya: nereden nereye
2.7.2016
Belgesel (10) MBK, 14’ler ve idamlar
28.6.2016
Belgesel (9) DP’nin hatâları; Türkiye’nin 1950-60 arası demokrasi dersleri
26.6.2016
Belgesel (8) Emperyalizmi doğru anlamak
25.6.2016
Belgesel (7) Amerikancı İnönü, bağımsızlıkçı Menderes
18.6.2016
Belgesel vesilesiyle (6) 1946-50’nin dış dinamikleri
14.6.2016
Belgesel vesilesiyle (5) sağın ve solun sandıkla imtihanı
10.6.2016
Menderes belgeseli (4)
8.6.2016
Menderes belgeseli (3) “Üst akıl” ve yeni milliyetçiliğin komplo teorileri
3.6.2016
Tuhaf bir Menderes belgeseli (2) Tarihçilikte olgu ve yorum sorunları
30.5.2016
Tuhaf bir Menderes belgeseli (1) Ben ne dedim, kim ne anladı?
28.5.2016
Aziz Yıldırım
26.5.2016
Gerçek ve gerçek
16.5.2016
Bir zamanlar...
11.5.2016
Son kriz
9.5.2016
Yalancı
30.4.2016
Laiklik tartışmaları
25.4.2016
Alman kanalı ne yapmış; onu da var mı soran?
17.4.2016
(4) Avrupa Parlamentosu nerede, 1128’ler nerede
13.4.2016
(3) Sol ve “barış” geleneği
11.4.2016
(2) “Barış” davulunu kimler çalmış geçmişte?
5.4.2016
(1) “Olmayan” savaşın “barış” bildirisi
28.3.2016
Somut siyasî eleştiriye karşı, dogmatik, apriorist bir savunma
24.3.2016
Olmadı, imzalamadım
21.3.2016
Nelerden geçiyoruz
17.3.2016
Bireysel ahlâk sorunu
12.3.2016
Antagonistleşmemek, fraksiyonlaşmamak
9.3.2016
Savunulamaz olanı savunmaya kalkmamak
7.3.2016
Üç önemli yazının düşündürdükleri
2.3.2016
Anayasa Mahkemesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan
27.2.2016
Uzundu, usuldu dedemin boyu
24.2.2016
Katliam mı? Hayır, direniş. Kâtil mi? Hayır, kahraman.
15.2.2016
(3) Önce beştiler; derken dört, sonra üç, iki ve bir kaldı...
13.2.2016
(2) Resimler, 'çizgi'ler, kaybolan siyasî komiserler
11.2.2016
Hazır, lâf resimden, 'çizgi'lerden ve Stalincilerden açılmışken (1)
8.2.2016
Aydınlar ve dar çizgiciler
1.2.2016
“Çizgi” nedir? “Dar” ve “geniş” çizgiler neye yarar
24.1.2016
Yemekten sonra
20.1.2016
O son, üçüncü bildiriye ben de imza atardım
17.1.2016
Voltaire ve Mill’den özgürlük dersleri (2008’den 2016’ya)
15.1.2016
Aykırılık ve demokrasi
4.1.2016
Milliyetçiliği 'burjuvazi'siz düşünememek: Teorisist, arkaik, anakronik bir yaklaşım
29.12.2015
Bakur-Rojava yolunda (2) PKK savaş kararını nasıl aldı?
21.12.2015
Ful ası atıp beş benzemeze kalmak
14.12.2015
Yerli muhalefet liderliğinden, Bakur-Rojava başbakanlığına (1)
12.12.2015
Bir metin şerhi denemesi (Demirtaş’ı okuma kılavuzu)
7.12.2015
Tahir Elçi’yi kazara vuran, PKK değil polis mi?
3.12.2015
Tekrar Tahir Elçi, normalleşme ve iktidarın sorumluluğu
30.11.2015
Tahir Elçi’yi kaybetmek; solu ve HDP’yi anlamak
28.11.2015
Bu “şey” nasıl tarif edilebilir?
26.11.2015
Bir “ahlâkî tahribat” hatırası
22.11.2015
'İç dinamikler' ve 'ideolojik mücadele'
15.11.2015
Diyarbakır, Suruç, Ankara, Paris: Bir cehenneme uyanmak
12.11.2015
Mayakovsky ve Atatürk
8.11.2015
'Mahalle' insanı nasıl yanıltır?
6.11.2015
Konya’ya sürülmek
3.11.2015
Hak yerini buldu
28.10.2015
Klişeler: BTÖ, soykırım, sözde soykırım
22.10.2015
Demokrasi ve meşruiyet için
20.10.2015
Neden olamaz?
13.10.2015
Ahlâksız Teklif (Indecent Proposal)
11.10.2015
Bir felâkete sürükleniyoruz
9.10.2015
Ara yüz, ancak böyle böyle olacak
6.10.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (3) Hürriyet ve Ahmet Hakan saldırıları üzerine
4.10.2015
Nefes nefese
27.9.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (2) Yenikapı tartışmaları
24.9.2015
Çifte standarda sıfır tolerans (1) Geçmişte yazdıklarım
13.9.2015
Türkiye, 12 Eylül’e nasıl sürüklendi
8.9.2015
Şimdi Erdoğan mı sevinsin, Kılıçdaroğlu mu kahrolsun?
1.9.2015
Bu “özerklik” o özerklik; bu “özyönetim” o özyönetim mi?
29.8.2015
Kaçınılmaz bir çatlağın aleniyet kazanması
23.8.2015
Muhalefet seçimi boykota meyledebilir mi?
20.8.2015
Dengir Mir Fırat’ın mektubu
18.8.2015
Aman ne hoş, ne güzelmiş BBC gibi yalan söyleyebilmek
16.8.2015
Kyrgios ve Demirtaş
7.8.2015
En basit soru: PKK’nın istediği tam nedir?
2.8.2015
Bitirme tezi (olgun, yaratıcı, ahlâklı tarihçi)
27.7.2015
Suruç’un ardından (3) HDP ile kısa ve beyhude bir tartışma
26.7.2015
Suruç’un ardından (2) PKK’nın yeni karşı-devrimci iç savaşı
22.7.2015
Suruç’un ardından (1) Ortadoğu’nun 'Cenevre'si nerede?
10.7.2015
IŞİD sırf Batı’nın meselesi mi?
6.7.2015
AKP Kürt oylarını sırf 'mahalle baskısı'yla mı kaybetti?
2.7.2015
İftardan izlenimler 2
30.6.2015
İftardan izlenimler 1
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali
14.6.2015
Devrimci belleğin hayaleti, kumdaki son ayak izleri
12.6.2015
Zaman geçer, fırsat kaçar; Kobani’ye dönemezsin
9.6.2015
Erdoğan’ın sorumluluğu; AKP’nin eleştiri ihtiyacı
6.6.2015
Diyarbakır önlenebilmeliydi
6.6.2015
Sorular (II) Aydınlar Bildirisi’nde bombalar ve güvensiz seçim
4.6.2015
Sorular (I) Fetih Şöleni ve Ermeni soykırımı
31.5.2015
Geçmişten bugüne, düello mantığı ve düşman kültürü
26.5.2015
19 yaşımdaydım
25.5.2015
Obama’nın ilk tweet’ine ırkçı nefret tepkileri
22.5.2015
Ölüm, idam, Gezi zekâsı, mağlupların nefreti
19.5.2015
Küçük bir düzeltme
17.5.2015
Sol, Markar ve Etyen’de neyi hazmedemiyor?
14.5.2015
Evren, Gülen ve Degülenizasyon sorun
12.5.2015
Türkiye’nin meczup 'Altın Şafak' faşisti
9.5.2015
Gandi kim, Kılıçdaroğlu kim?
29.4.2015
Akıncı’nın değil, Erdoğan’ın hatâsı
25.4.2015
Arınç’a yanıt: Talât Paşa bilerek yaptık diyor
23.4.2015
Soykırımı kabul ettirme-etmeme çatışmasında son durum
22.4.2015
Davutoğlu’nun 1915 mesajı ve ‘âdil hafıza’ arayışı
17.4.2015
Taziye’nin özgürlüğü Papa’yı kapsamıyor mu?
15.4.2015
Eski yanlışlar sökün etti
13.4.2015
'Amaç barışsa, evet, her şey mübah' mıdır?
11.4.2015
Bebek, katil, karanlık
7.4.2015
Fenerbahçe saldırısının ardından DHKP-C çıksa?
06.04.2015
Dün Hıristiyanlık ve komünizm; bugün İran
02.04.2015
Affedersiniz, sizin IŞİD’den nedir farkınız?
31.03.2015
‘Medenî beşeriyet’ ve ‘büyük insanlık’
28.03.2015
‘Bizim’ değil, asıl ‘onların’ iktidarında
24.03.2015
Batı ve Müslümanlık; Gürbüz Özaltınlı ve Murat Belge
21.03.2015
Pornografik neo-oryantalizm ve Müslüman kadınlar
15.03.2015
Padova’da üç gün
10.03.2015
Şimdi serinkanlılıkla, şu türbe meselesi
23.02.2015
Büyük teoriler, küçük hayatlar
16.02.2015
‘9 Mart’larla iktidara gelmek?
13.02.2015
Babam öleli beri
20.01.2015
Mallarmé’den Hrant’a
18.01.2015
Amerikan futbolunun ‘ruhsuz beyaz’ oyun kurucuları
15.01.2015
Demokratik hak; siyasal sorumsuzluk ve ahmaklık
12.01.2015
İslâmi terör
05.01.2015
Eğitim Şurası (4) Osmanlı Türkçesinin serüveni
29.12.2014
Eğitim Şurası (3) Hangi Osmanlı?
26.12.2014
Eğitim Şurası (2) Osmanlıca sembolizmi
17.12.2014
Neymiş, zorunlu din dersinin, ibadete zorlamaktan farkı?
15.12.2014
Eğitim Şurası (1) Zorunlu din dersleri
11.12.2014
Öylesine bir makale çevirisi (Isaiah Berlin)
1.12.2014
Öylesine bir şiir çevirisi (Tennessee Williams)
04.11.2014
Birleşip parti kursunlar
04.10.2014
Türkiye bu savaşa girmek ve Kobane’yi kurtarmak zorunda
30.09.2014
Kuşbakışı
01.09.2014
Etyen ‘anti azınlık’ mı? (Hrant da öyle miydi?)
31.08.2014
Üçünün de altına imzamı atarım
17.08.2014
Geleceğe bakış (1) Devrim planları olmayan bir dünya
09.08.2014
Kediler, öfkeler, hayaller
07.08.2014
Siyaset ve kültür; Arınç ve Erdoğan
04.08.2014
İlkçağa sığınmak; güncelliğe uyanmak
23.07.2014
İsrail’in Madam Nhu’ları, Kemalist Aysun’ları, Yeni Akit muadilleri
19.07.2014
İşte Şekil 1 önünüzde
17.07.2014
Bir mektup vesilesiyle, Türkiyeli Yahudilerin endişeleri
10.07.2014
İktidar İsrail’leşse, PKK Hamas’laşsa çok mu sevineceksiniz?
07.07.2014
Zeki, çevik, ahlâksız (Suarez ve Zuniga)
06.07.2014
Üç İsrailli genç, sonra bir Filistinli genç…
29.06.2014
Geçtiğimiz günler, haftalar…
13.06.2014
Neo-con’ların lâneti
04.06.2014
‘Anti-anti-AKP’
26.05.2014
27 Mayıs, 1960 – 2014
23.05.2014
15 yaşında bir kız çocuğunun ‘Menemen’i yakacak lider’ özlemi
22.05.2014
Kemalist Aysun’un ‘mütevazı öneri’si: Madenlerde yalnız türbanlıları çalıştırmak
20.05.2014
Genç bir avukat kadının Soma bedduası üzerine düşünceler
18.05.2014
‘Dağdaki çobanın değersiz oyu’ndan, ‘ölüme müstahak’ kömür madencisine
11.05.2014
Bu özgürlük beratının peşinatını Hrant hayatıyla ödedi
06.05.2014
Soykırım panelinde (4) bir soru: AKP’yi inkârcılıktan Gezi mi vazgeçirecekti?!
03.05.2014
Soykırım panelinde (3) son engel — nasıl aşılır(mış)
29.04.2014
Meaningful World soykırım panelinde(2) söylediklerim: İnkâr inadı nereden kaynaklanıyor?
25.04.2014
Büyük bir adım, tarihî bir dönüm noktası
23.04.2014
‘Meaningful World’ soykırım panelinde (1) söyleyemediklerim: 1915’te ne oldu?
20.04.2014
Chicago havaalanında, Serbestiyet, ekmek ve şarap
17.04.2014
Yazamıyorum, çünkü…
08.04.2014
Hayal ve gerçek hakkında 11 paragraf
30.03.2014
‘AKP’nin gizli anketi’ (nelere inanıyorlar)
25.03.2014
İzmir mitingi, Cemil Koçak ve ‘kara kalabalıklar’
25.03.2014
Karanlığın yüreği, karanlık kıta
24.03.2014
Ruhunuzun aynası
23.03.2014
İçimden geldiği gibi
18.03.2014
Berkin ve başbakan
03.03.2014
Kasetler, kutular, torbalar
24.02.2014
Soruyu ‘yanlış’ sorarsan…
21.02.2014
Koşullar değişince (3) Savaşta Collins (ve aynasında Öcalan)
16.02.2014
Koşullar değişince (2) ‘Savaş bitti’ (mi)
15.02.2014
Koşullar değişince (1) ‘Ölümüne direnme’nin en aşırı halleri
10.02.2014
‘1920 ruhu’ neydi
29.01.2014
Hırçınlıklarımıza dair
26.01.2014
Serbestiyet’teki farklar ve tartışmanın tanımı
20.01.2014
Bir ölümün gölgesinde başlamak
15.01.2014
Meğer 4 – yeni HSYK bu olacakmış
13.01.2014
Meğer 3 – Yolsuzluk ve kapitalizm taşlamak
11.01.2014
Meğer 2 – Gezi, ütopya, ayaklanma
08.01.2014
Meğer 1 (‘Bir elitin ölümü’nden devam)
06.01.2014
“Çok sağlam bir tahlil”
02.01.2014
Atatürk’ün izinde, jingle bells all the way
23.12.2013
“Bir elitin ölümü”
20.12.2013
Cemaat + İsrail + Amerikan neo-con’ları
17.12.2013
Atatürkçülüğün sanal âlemi: “Zalim AKP diktatörlüğü”
13.12.2013
Hayatın anlamı (3) Steve Biko ve “dünyanın en mutlu polis devleti”
10.12.2013
Hayatın anlamı (2) Ghetto, Bantustan, Kürdistan
08.12.2013
Hayatın anlamı (1) Mandela ve Atatürk Ödülü
06.12.2013
Madiba 1918-2013
1.12.2013
Ya Kızıl Ordu (1946-47’de) Fransa’ya kadar gitseydi
30.11.2013
İstiklâl Mahkemeleri ve Moskova Duruşmaları; Kemalist terör ve Stalin terörü
25.11.2013
Oldu mu sayın Arınç, yaptığınızı beğendiniz mi
22.11.2013
Haklı ve haksız muhalefet
20.11.2013
Gönüllü emeği unutanlar
18.11.2013
“Sizden Atatürkçü çocuklar bekliyoruz”
11.11.2013
Altı buçuk ay olmuş
18.06.2013
16 HAZİRAN 2013, PAZAR: SAAT 17-20 ARASI NİŞANTAŞI, VALİKONAĞI
17.06.2013
Bir soru: AKP kendi kitlesini sokağa ve Taksim'e dökerse ne olur?
01.05.2013
632. Buraya kadarmış
27.04.2013
İknacı bir yol haritası
25.04.2013
Tarihsel gerçek, neden hukuktan daha önemli
24.04.2013
1915’in abc’si: soykırım sorunu
20.04.2013
Seyir defteri (3)
18.04.2013
Seyir defteri (2)
17.04.2013
Seyir defteri (1)
13.04.2013
Çatalhöyük
11.04.2013
Faşizan bir spor kültürü ve Fatih Terim
10.04.2013
‘Bir zamanlar kardeştiler’
08.04.2013
Yeniden birleşirken
08.04.2013
Başbakan kürk giyenlere tepki gösterdi
03.04.2013
’Ankara’nın ihtiyarları’
30.03.2013
Tarihsel Marx
28.03.2013
Evvel zaman içinde
27.03.2013
Noktayı Newroz koydu
23.03.2013
Gelinen noktaya ilişkin, bir özet daha
21.03.2013
Hakan Erdem’den bir açıklama (ve yorumum)
20.03.2013
Engin Ardıç yüzünden, kerhen, tekrar Torosyan
16.03.2013
Devrimin yeni formülü
14.03.2013
Kim birleştirir, kim böler
13.03.2013
Bernstein’ın günahı
09.03.2013
Hayat, tarih ve revizyonizm korkusu
07.03.2013
‘Hareket’ ve ‘nihaî amaç’
06.03.2013
Sadece Öcalan
02.03.2013
‘Ezilen’in irredantizmi de mi haklı olur
28.02.2013
Tekelci bir milliyetçilik, nerede durabilir
27.02.2013
Arabayı atın önüne koşmamak
23.02.2013
Barış, Türkiye’den başka nerede aranabilir
21.02.2013
Değinmeler (2) Aydın Engin’e birkaç itiraz
20.02.2013
Edebiyattan kopya çeken hayat
16.02.2013
Boris’ler, Suphi’ler, Musa Anter’ler
14.02.2013
Organize suç olarak savaş, devletin doğuşu ve PKK
13.02.2013
Değinmeler (1)
09.02.2013
Tatilden (son) ABD’nin ve TC’nin Cumhuriyetçileri
07.02.2013
Hâlâ tatilden (5) Münih’te bir müze sohbeti
06.02.2013
Hâlâ tatilden (4) Charles Rosen
02.02.2013
Tatilden (3) Kahramanlar ve olağanüstülükler
31.01.2013
Tatil notları (2) Atatürk, Lincoln ve demokrasi
30.01.2013
Tatil notları (1) Lincoln’ın ve Atatürk’ün tiz sesi
26.01.2013
Detoks
24.01.2013
Erdoğan’ın kafasındaki Türk-Kürt nüfus sorunu
19.01.2013
Empedokles’in ve Hrant’ın pabuçları
17.01.2013
10) Muzaffer Albayrak: Paşa Kudüs’te; mühürde yanlış, sahtecilik kanıtı
16.01.2013
(9) Tasdiknâme; Osmaniye nişanı; yarı ümmî kâtip; rütbe ve imza ‘mosmor’
12.01.2013
8) Edhem Eldem: her iki belgeyi aynı acemi yazmış
10.01.2013
7) Sahte belgeler: ikisinin de içeriği uydurma
09.01.2013
(6) Dedenin hayatının tanığı, torunu olabilir mi
05.01.2013
Cevaplar (5) Temel bir algı ve idrak sorunu
03.01.2013
Cevaplar (4) En gülünç apoloji: Torosyan ‘tarihçi değil’miş
02.01.2013
Cevaplar (3) Gerçeğe ‘partizan’ yaklaşım
29.12.2012
Cevaplar (2) Velev, şey oğlu şey olsam...
27.12.2012
Taner Akçam’a cevaplar (1) Konu neydi ve (ah o mahut soru) ‘neden/şimdi’
26.12.2012
Taner Akçam’ın keşfettiği muhteşem komplo
22.12.2012
Harley-Davidson’cılar
20.12.2012
Hani nerede bilim ahlâkı
19.12.2012
Öksüz-yetim kalmışlık
15.12.2012
Hakan Erdem’in görüp sordukları (2)
13.12.2012
Bunlar da Hakan Erdem’in görüp sordukları (1)
12.12.2012
Torosyan’ın kimliği açığa çıkınca, sorun halloldu mu
08.12.2012
Bir metnin ‘iç kritiği’ ne demektir
06.12.2012
Tartışmanın geniş çerçevesi
05.12.2012
Tartışmanın dar çerçevesi
01.12.2012
Bu da Fazıl Say’ın ‘kültürel diktatörlük’ özlemi
29.11.2012
TTK’ya yeni işlev: dizi komiserliği
28.11.2012
Bir yanda Fazıl Say, bir yanda Tayyip Erdoğan
24.11.2012
Gazze ve Kürdistan
22.11.2012
Aşiret ve devlet
21.11.2012
Walter Mitty’nin Gizli Hayatı
17.11.2012
Hem yutmuş, hem tahrif etmiş, hem telâşa kapılmış
15.11.2012
Paradigmatik körlük, olursa bu kadar olur
14.11.2012
Çevir kazı, yanmasın
10.11.2012
Biraz fazla hasar, bir ‘batık zırhlı’ eder mi
08.11.2012
Strateji dehası Torosyan, kara harekâtını bilmiyor
07.11.2012
Aktar’ın hiç değinmediği bazı aşikâr palavralar
03.11.2012
Ne yapsın, inanmış bir kere
01.11.2012
Bu ‘tasdiknâme’nin içeriği gerçek dışı
31.10.2012
‘Masa başı’ tarihçileri ve tarihçiliği hiç bilmeyenler
27.10.2012
Çanakkale’de ne oldu, ne olmadı
25.10.2012
Bilvesile, Halil Namık Bey
24.10.2012
İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları
20.10.2012
‘Bak, kimlerle berabersin’
18.10.2012
Taraf, Bolşevik Partisi mi
17.10.2012
Kavgaymış; girsem mi acaba
14.10.2012
Eric Hobsbawm ve Komünizm Romansı
13.10.2012
En temel bazı noktalar
11.10.2012
İki büyük tarihçiyi birlikte anmak
06.10.2012
Uçurumun kıyısında
04.10.2012
İletişim özürlü bir yargı, demokrasiyi diri tutamaz
03.10.2012
Mahkeme politik değil, apolitik ve bürokratikti
02.10.2012
Eric Hobsbawm [1917-2012] yazdı geçti bu dünyadan
29.09.2012
Lidersiz, cuntasız, kararsız, bir de geveze darbeciler
27.09.2012
‘Kin ve intikam’mış
26.09.2012
Ben ‘ama’sız memnunum; bu çok gerekliydi
22.09.2012
Her ‘ideolojik çatı’nın kendi ‘birlik andı’ var
20.09.2012
Demokrasiye karşı, Liberalizme vurmak
19.09.2012
‘Liberal avı’na Marksizmin katkısı
15.09.2012
Breivik ve Azerbaycan
13.09.2012
Bela Biszku
12.09.2012
Bir çapsızlık öyküsü
08.09.2012
Nasıl hem vatan haini, hem milliyetçi olunur
06.09.2012
Nelerle uğraşıyoruz, uğraştırıyorlar
05.09.2012
Yalanlarınızı gördüm, ikiyüzlülüğünüzü gördüm
01.09.2012
Aslan amcam
30.08.2012
‘Normal’ savaşın türevi vahşet; ‘anormal’ vahşetin kökeni savaş
29.08.2012
Bu çığlık hakiki,bu çığlık çoğalacak
25.08.2012
Şiddet, yalan ve ‘Kürt özgürlük hareketi’
23.08.2012
Akşam-sabah iki CHP vak’ası
22.08.2012
Olimpiyatlardan, Hüseyin Aygün’le uyanmak
28.07.2012
İki taşra estetiği : Texas neo-con’ları ve AKP
26.07.2012
İki tarz-ı hükümet
25.07.2012
Sosyalistlere siyaset neden çok zor geliyor
21.07.2012
Bolu-Ankara hattı
19.07.2012
Birleşik cepheler
18.07.2012
Gene berbat bir ülke
14.07.2012
Hükümet ve Diyanet
12.07.2012
Anti-telesiyej
11.07.2012
Kosova korkusu; lânet olası parçacık
30.06.2012
Ve ecnebi mürebbiyeler
28.06.2012
Beynelmilel orospular, millî anneler
27.06.2012
Uygar ve güvenilir kadın; Kemalizm ve AKP
23.06.2012
Nüfus, İttihatçılık ve Ermeni soykırımı
21.06.2012
Aile, kürtaj ve Stalinizm
20.06.2012
Aile ve annelik madalyaları
16.06.2012
Aile, kürtaj ve Nazizm
14.06.2012
Marksizm ve Kemalist sonderweg (özel patika)
13.06.2012
Nâzım ve Nihal Atsız : bir karşılaştırma
09.06.2012
Yan pistin yan pisti : Nâzım ve kadınlar
07.06.2012
‘Fuhşiyat’ın ardındaki özgür kadın korkusu
06.06.2012
Evinç ve Mekin Dinçer
02.06.2012
Büyük (ve saf) bir nüfus arayışı
31.05.2012
Erdoğan, proto-faşizm içinden konuşuyor
30.05.2012
Özet ve yol haritası
26.05.2012
İki tür tanıklık
24.05.2012
Kamyonetimi isterim ! Amerikalılarımı isterim !
23.05.2012
Celâlettin Can’dan, Mustafa Yalçıner’e
19.05.2012
İkrarın böylesi
17.05.2012
Tertip için iki olasılık : (2) dışarıdan saldırı
16.05.2012
Tertip için iki olasılık : (1) içerden provokasyon
12.05.2012
Acele işe şeytan karışır
10.05.2012
Ulusalcılar ve 19 Mayıs, solcular ve 1 Mayıs
09.05.2012
İyi ki konuşmuşum
05.05.2012
(4) Nâzım Hikmet
03.05.2012
2) Liebknecht’ten (3) Hasan Tahsin’e
02.05.2012
Liebknecht (ve Luxemburg) üzerine bazı düşünceler
28.04.2012
Liebknecht, Reichstag önünde
26.04.2012
Sosyalist tanıklıklar (2) : Karl Liebknecht
25.04.2012
Sosyalistler ‘büyük yalan’a karşı (1) : Jean Jaurès
21.04.2012
‘Akademi ayağı’ olursa böyle olur
19.04.2012
Bernard Lewis, Çevik Bir ve ASMEA
18.04.2012
Şah ve mat
14.04.2012
(Hangisi benim köklerim, asıl memleketim)
12.04.2012
‘Führer ilkesi’ ve Kızılelma
11.04.2012
Floransa’dan Kürdistan’a
05.04.2012
Milliyetçi mistisizm ve güçlü lider arayışı
04.04.2012
Nazizm, Führer’in yetkileri, Hitler selâmı
31.03.2012
Abdülhamit, Evren, Öcalan
29.03.2012
Komünist ‘kişi kültleri’ ve anayasaları
28.03.2012
Mutlakiyeti de, parti diktasını da aşıyor
24.03.2012
(Dönüş: Greko’ya Rapor)
22.03.2012
(Çeşme, değirmen, yaşlı çınar ağacı)
21.03.2012
(Girit’te dört gün)
17.03.2012
4. soruma, 11. madde (yani hamsi reçeli)
15.03.2012
Stalin aynasında Öcalan
14.03.2012
‘Haklı şiddet’, iç şiddet ve Stalin’in kedi-fare oyunu
10.03.2012
İlk iki soru, ilk iki cevap
08.03.2012
Antropologun tarihsiz, zaman dışı totemi
07.03.2012
‘24’ün ‘işkenceden başka çare yok’ totemi
03.03.2012
Öğretim sorunları
01.03.2012
Asıl epistemolojik kopuş, hangisi
29.02.2012
Yozlaşma (3) : Özentiler, ASALA, Winnie Mandela
25.02.2012
Nasıl yozlaştı (2) : silâhlı mücadele enflasyonu
23.02.2012
Nasıl yozlaştı (1) : ‘Haklı şiddet’ ve Üçüncü Dünya
22.02.2012
Dinden, Marksizme
18.02.2012
‘Haklı şiddet’ nasıl başladı
16.02.2012
Sol, devrim, şiddet (ek notlar)
15.02.2012
Yeni blok denemeleri
11.02.2012
İkinci iddia : 12 Eylül’de Solun sorumluluğu yok mu
09.02.2012
Evetler, hayırlar
08.02.2012
En samimiyetsiz iddia : ‘yersiz’ ve ‘zamansız’
04.02.2012
Bir Nabi Yağcı özeti
02.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (2)
01.02.2012
Zigzaglarıyla siyaset (1)
28.01.2012
Millî Güvenlik’ten, Vatandaşlık dersine
26.01.2012
Voldemort’un Horcrux’u
25.01.2012
Gerçek, arkadaşlıktan önemlidir
21.01.2012
Judt, Hrant, karmakarışık
19.01.2012
Açılmak, açılmamak; okumak, okumamak
18.01.2012
Sol Reform Partisi
14.01.2012
Mazower ve Hobsbawm
12.01.2012
Bir örnek : İngiliz Marksist tarihçileri
11.01.2012
Hayır, sorun ‘political correctness’ değil
07.01.2012
Her şey, ilelebet “Marksizm” olabilir mi ?
05.01.2012
Neler gitti, neler kaldı
31.12.2011
O sosyalizm yok artık
29.12.2011
Temel tanımlar: Sol, Marksizm, sosyalizm
28.12.2011
Ne demiş olabilirim, ne demem gerekirdi
24.12.2011
Teorik apriorizm itirafı
22.12.2011
(Murat’a iki küçük itiraz)
17.12.2011
‘La Guerre est Finie’
15.12.2011
Bir bahtsız, bir akılsıza demiş ki...
10.12.2011
Tartışmanın özeti (2) : Roni Margulies
08.12.2011
Tartışmanın özeti (1) : Murat Belge
03.12.2011
Devrim, Dersim, normalite
01.12.2011
Dersim, özür, şaşkınlık
26.11.2011
Solun hayal perdesi ve reel Kürt hareketi
24.11.2011
Eski-yeni ayrışmalar
19.11.2011
4) Kürt sorunu ve Kürt hareketi sorunu
17.11.2011
Nerede duruyorum (3) : Yalan ve utanmazlık
14.11.2011
Nerede duruyorum (2) : Kürtler, PKK, KCK
10.11.2011
Nerede duruyorum (1) : ‘ideolojik çatı’ sorunu
07.11.2011
Soran olmadı ama, hayır, ben BDP’de ders vermek istemiyorum
05.11.2011
İğrenç şeyler
03.11.2011
Korkunç şeyler
29.10.2011
(IV) Solculuk ve kötülük
27.10.2011
(III) KKK : Küçük ve katıksız kötüler
22.10.2011
(II) Kültür ve kötülük
20.10.2011
Kötülük üzerine (I) : Salt kötülük
15.10.2011
Militanlık, bağımsızlığa karşı
13.10.2011
Aşırı angajmandan, eleştirel bağımsızlığa
08.10.2011
Rousset (1949): Taraf ve Karayılan (2011)
06.10.2011
Taraf, Tacitus, Cicero ve Lenin
01.10.2011
Aydın ve partisel yalan
29.09.2011
Parti, gelenek, enternasyonal
24.09.2011
Cesaret ve korkaklık, vefa ve vefasızlık
22.09.2011
Muhalif Marksizmden iktidar Marksizmine
17.09.2011
Parti ve aydın
15.09.2011
‘Benim aydınım’
10.09.2011
Fay hattı
08.09.2011
‘Millî süzgeç’ ve Murat Belge
03.09.2011
400. yazı: ‘millî süzgeç’ ve kendi hayatım
01.09.2011
Sansür ve oto-sansür
27.08.2011
Hikâye-i Emerik (2)
25.08.2011
Hikâye-i Emerik (1)
20.08.2011
Öyle ağırdı ki eli
18.08.2011
Bilim ve bağlılık yemini
13.08.2011
Anahtar, süzgeç, filtre
11.08.2011
‘Tartışma’nın sınırları
06.08.2011
Lider direktifiyle tarih
04.08.2011
Hep devletin gölgesinde
30.07.2011
Devlet eliyle tarih
28.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (3)
23.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (2)
21.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün yanlışları (1)
16.07.2011
Madde madde, Atatürk’ün görüşleri
14.07.2011
Mektup ilginç de, kitap bir tuhaf
09.07.2011
Sansürün sansürü
07.07.2011
94. Sone
02.07.2011
Tepedeki’nin bildiği ve bilmediği
30.06.2011
‘Küçük Baba’ ideolojisi
25.06.2011
Şaka gibi
23.06.2011
Hünkâr mı büyük, ‘Muhammed Efendi’ mi
18.06.2011
Geçişler ve ‘uluç’lar dünyası
16.06.2011
Devletin sesi, toplumun gizli yaşamı
11.06.2011
Akıl ve Tarih yanlıları
09.06.2011
Tekrar Aydınlanma; felsefe ve tarih
04.06.2011
Kiminle birlik
02.06.2011
Ayrı dünyalar
28.05.2011
Arrow’un kararı
26.05.2011
Kenan ve Dragan
21.05.2011
Saraybosna Çellisti
19.05.2011
Kaybolduğum haftalar...
14.05.2011
Aydınlanma ve Ortaçağ
12.05.2011
Ortaçağ ve tarih
07.05.2011
Hangi Aydınlanma
05.05.2011
Üç altın çağ
30.04.2011
Nabi’ye notlar (4)
23.04.2011
Nabi’ye notlar (2)
21.04.2011
Nabi’ye notlar (1
16.04.2011
Ergenekon, yaşıyor hâlâ
14.04.2011
Buradan, nereye...
09.04.2011
Kimin Kürdü
07.04.2011
“Sivil itaatsizlik”
02.04.2011
Maksimalizm: nereye kadar
31.03.2011
PKK’nın AKP sorunu
26.03.2011
Hegemonya ve “psikolojik savaş”
24.03.2011
PKK’nın barış ve şeffaflık sorunları
19.03.2011
PKK ve Taraf
17.03.2011
“Sol”un haset ve nefreti
12.03.2011
İki faktör : ‘Taraf’ ve AKP
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive