Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Milli Ordusu (Özgür Suriye Ordusu) birliklerinin Afrin’e girmesi üzerine bu köşede yazdığım yazıda şöyle demiştim: 

“Afrin ahalisinin...PKK/YPG’den yaka silktiği ve Türkiye’nin riyasetinde kurulacak olan yeni idareyi kabule mütemayil olduğu söyleniyor. Farklı temayüllerde olanların kalpleri de…adaletli bir yönetim sergilenerek kazanılabilir. Fetih, her şeyden evvel kalpleri kazanmaktır zaten… Artık Fırat’ın doğusu da menzilde; hem askerî bakımdan hem de siyasi inşa projeksiyonu bakımından. Afrin zaferi ile kamçılanan azme ve bu zaferin iyi değerlendirilmesi ile Suriye Kürtlerine telkin edilecek olan itimada ne Tel Abyad’daki PKK/YPG mevzileri dayanır, ne de Kamışlı’daki.” (Afrin’in fethi, 18 Mart 2018) 

Umduğum gibi olmadı maalesef. 

Afrin’e gidip gelen dostlarımdan üç senedir aldığım haberler hep menfi yönde. 

Bunların hülasası:  

Suriye Milli Ordusu bünyesindeki bazı problemli grupların cirit attığı sahada haksızlıklar hukuksuzluklar ayyuka çıktı…  

Afrin’in Kürt ahalisi mazlum, mağdur, sancılı…  

Kalpler kazanılmadı, iyice soğutuldu… 

Diyebilirsiniz ki “Arkadaşların seni yanlış bilgilendirmiş, Afrin güllük gülistanlık”; öyleyse Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) liderleri o sorunların varlığını niye teyit ediyor? 

*** 

SMDK’nın eski başkanı Halid Hoca, 2 Mayıs 2020’de sosyal medya hesabından paylaştığı bir mesajda, Afrin’deki duruma ilişkin olarak şunları yazmıştı: 

“Ne yazık ki Afrinliler terörist örgüt YPG’nin kanlı eylemleri ile şehirde asayişi sağlamakla görevlendirildiği hale çeteye dönüşen grupların zulmü arasında sıkışıp kaldı… İnsan hakları ihlalleri had safhada; faili meçhul suikastlar, adam kaçırma, özel mülkiyetlere el koyma gibi olaylar günlük hayatın bir parçası haline gelmiş. Bu durum Araplar ile Kürtler arasındaki sürtüşmenin artmasına neden oluyor ve sürtüşmenin kaymağını YPG yiyor… Bölgede varlık gösteren Türk kurumlarının içerisinde bunca zamandır olup bitene göz yuman görevliler, sorunu yapısal hale getirmiştir. Bu tür kusurlu görevliler bölge insanıyla empati kuran görevliler ile değiştirilmeli, ancak bunun için merkezi irade gerekiyor.” 

Halid Hoca’ya göre Afrin’deki durum “yerel akil insanlarla görüşülüp hâlâ düzeltilebilir ama öncesinde atılması gereken adımlar var.” 

O adımları şöyle sıralıyor Halid Hoca: 

-Demografik denge düzeltilmeli 

-İşgal görüntüsü veren simge ve eylemlerden kaçınılmalı 

-Suriye Milli Ordusu ve yerel meclis reformdan geçirilmeli 

*** 

SMDK’nın şimdiki başkanı Nasır Hariri geçenlerde Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’ni (IKBY) ziyaret etti; Erbil’de IKBY’nin kurucu başkanı Mesud Barzani ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin (ENKS) Erbil temsilcisi Nevaf Reşid ile görüştü. (ENKS 11 siyasi partiden oluşuyor ve bunların arasında PYD yok. Barzani’ye yakın olan ENKS ile PKK’nın türevi olan PYD zaman zaman müzakere masasına otursa da ikisi daha ziyade muarızlıkla anılıyor ve PYD’nin ENKS’ye baskıları gündemden düşmüyor.) 

RUDAW’ın haberine göre Barzani, Hariri’ye, Afrin’de yaşanan olaylardan ötürü duydukları endişeyi aktardı.  

Reşid de Afrin’de -ayrıca Tel Abyad ve Rasulayn’da- yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti ve ‘Buralar kurtarıldı deniyor, bu ne biçim kurtarmaktır?’ diye sordu. 

Söz konusu bölgelerdeki durumun Esed rejimi ve PYD kontrolündeki bölgelerden “çok daha kötü” olduğunu ileri süren Reşid, fidye için insan kaçırma, zorla yerinden etme, sivillerin malına mülküne el koyma gibi suçlar karşısında SMDK’nın sessiz kalmasından şikayet etti. 

Bunun üzerine SMDK Başkanı Hariri, sorunlara çözüm bulmaya hazır olduklarını, silahlı grupları Afrin’den uzaklaştırmaya yönelik bir proje üzerinde çalıştıklarını ve fakat bu gruplardan bazıları üzerinde etkilerinin olmadığını, silahlı grupların hak ihlallerine son vermek için ENKS de dahil olmak üzere muhalefette yer alan tüm tarafların çaba ve dayanışmasına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. 

(İlgili haber için bkz. https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/030320217

*** 

Hariri belki diplomatik nezaket icabı söylemiyor ama hak ihlallerini sona erdirmek için tüm muhaliflerin çaba ve dayanışmasından ziyade Ankara’nın bu meseleye ciddiyetle eğilip Afrin’deki o silahlı gruplar üzerindeki nüfuzunu hak ve adalet yolunda sonuna kadar kullanmasına ihtiyaç var. 

Önce Esed sonra PYD diktatörlüğü altında yeterince çile çekmiş olan Afrin Kürtlerinin nihayet esenliğe kavuşmaları gerekirken hâlâ çile içinde yaşamaları, hem Suriye Devrimi hem de Ankara için büyük bir utançtır. 

Esasen Türkiye’nin kontrolünde olan Afrin’deki bütün haksızlıklar hukuksuzluklar son tahlilde tabii ki Türkiye’ye fatura ediliyor ve Suriye Kürtleri ile Türkiye arasında uçurum oluşuyor. 

Böyle olmamalıydı. 

Bu gidişin önüne bir an evvel geçmek lazım.