Erdoğan eliyle tasfiye


19.9.2018 - Bu Yazı 240 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Erdoğan temmuzdan beri Rusya ile pazarlığını yaptığı Türk çözümünü dün Soçi’de 5 saat süren bir pazarlık masasında bir mutabakata dönüştürdü. Böylece kendi namına ‘sivilleri koruyan ve direnen adam’ görüntüsünü korudu. İçeride ve dışarıda kemanın sesi çıkmaya başlayıncaya dek ‘itibar’ çarşısında pazarlanacak bir paye! 

Lafı tehir etmeden yapıştıralım; Türkiye ile Rusya arasındaki İdlib mutabakatı, Suriye’ye müdahale komplosundaki kalan bakiyenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eliyle tasfiye planıdır. Bu esasen 2017’den beri Astana süreciyle birlikte yol alan planın devamıdır. Restleşmelerle inişler çıkışlar yaşansa da Rus stratejisinin varacağı hedefe uygun bir istikamettir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Vladimiroviç Putin, bölgesel lider olma rüyasının ara katmanlarında asılı kalan Erdoğan’ın İdlib’i zapt eden silahlı gruplar üzerinde nüfuz kullanma hevesini satın aldı ve bunu, muhalif cepheyi çözme stratejinin temel unsurlarından biri haline getirdi. Pek zekice!

Erdoğan temmuzdan beri Rusya ile pazarlığını yaptığı Türk çözümünü dün Soçi’de 5 saat süren bir pazarlık masasında bir mutabakata dönüştürdü. Böylece kendi namına ‘sivilleri koruyan ve direnen adam’ görüntüsünü korudu. İçeride ve dışarıda kemanın sesi çıkmaya başlayıncaya dek ‘itibar’ çarşısında pazarlanacak bir paye!

Fakat elde edilen bu itibarın son kullanım tarihi çok uzak değil. Mutabakatın sahaya nasıl yansıyacağı ve üreteceği sonuç önemli. Astana kapsamında ilan edilmiş diğer üç gerilimi düşürme bölgesinde neticenin ne olduğunu dikkate aldığımızda Putin’in Erdoğan’ı götürmeye çalıştığı yer bellidir.

Erdoğan’ın kafasındaki şey Doğu Halep, Doğu Guta ve Dera-Kuneytra’da muhaliflerin çatışmasızlık rejimine geçerken bulundukları yerde kalmaları ve müzakere sürecinde etkilerini korumalarıydı. Ama sonu tam tasfiye oldu. Putin’in kafasındaki İdlib planı aynı sonu öngörüyor.

Haliyle muhtemel sonucu dikkate alarak, Batı-Körfez koalisyonunun Türkiye üzerinden yürüttüğü vekâlet savaşında çöküş ihalesinin Türkiye’ye kaldığını, fişi çekme görevinin de bizzat Erdoğan tarafından üstlenildiği söylemek mümkün.

***

Birkaç kez Gazete Duvar’daki yazılarımda, Türkiye’nin silahlı gruplar namına Rusya’ya taahhütte bulunması ve sahayı bizzat dizayn etme yükümlülüğünü üstlenmesini ‘imkânsız görev’ olarak nitelemiştim. Buradaki risk, muhatap olduğu örgütlerin yapısından kaynaklanıyor.

Dünkü mutabakatta da bu görevin temel unsurları şekillenmiş oldu. İdlib zaten Astana Mutabakatı çerçevesinde ‘gerilimi azaltma bölgesi’ ilan edilmişti. Yeni kurgunun adı ‘Gerginliğin Azaltılması Bölgesinde Durumun İstikrarlaştırılması’.

Putin ve Erdoğan’ın açıklamalarından çıkan sonuca bakılırsa plan kabaca şöyle:

– 15 Ekim’e kadar silahlı gruplar ile hükümet güçlerinin kontrol ettiği alanların arasında silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturulacak.
– 10 Ekim itibariyle 15-20 km derinliğindeki bu alanda bulunan tank, roket ve havan topu gibi ağır silahlar çekilmiş olacak.
– Muhalifler bulundukları yerlerde kalacak. Ancak Nusra Cephesi (Heyet Tahrir el Şam-HTŞ) dahil bütün radikal gruplar bu alandan tasfiye edilecek.
– Silahsızlandırılmış bölge sınırlarının iki tarafında Rus askeri polisi ile Türk askerleri devriye gezecek.
– TSK’nin İdlib’i çeviren 12 gözlem noktası tahkim edilecek.
– Yeni yıla kadar Halep-Hama ve Halep-Lazkiye yolu açılacak.
– Rusya, İdlib çatışmasızlık bölgesine saldırılmayacağını temin için gereken tedbirleri alacak.

***

Mutabakat, bölgeyi tamamen Suriye ordusunun kontrolüne alacak nihai operasyonu bir süreliğine geciktiren ara bir formül gibi duruyor. Putin, İdlib üzerinden koparılacak fırtınaları önlemek, kimyasal silah tezgahına bel bağlayan ABD-Britanya-Fransa üçlüsüne Suriye’ye saldırma bahanesi vermemek, ortaya çıkacak insani riskleri minimize etmek ve daha geniş uluslararası konseptte Türkiye’yi yanında tutabilmek için Türk formülüne şans tanıyor. Eğer Erdoğan taahhütlerini yerine getirebilirse Rusya açısından İdlib kördüğümü daha az barut ve daha az patırtıyla çözülmüş olacak. Eğer Erdoğan tökezlerse, “Türkiye’ye bir şans verdik, olmadı” deyip en son Dera ve Kuneytra’da yaptığını burada da tekrarlayacak. Yani bir taraftan operasyonun şiddetini artırıp diğer taraftan teslimiyet mekanizmasını devreye sokacak. Hmeymim’deki Rus Uzlaştırma Heyeti sahada epey tecrübe edindi.

Putin’in ilk görevi bu planı Şam’a kabul ettirmek olacak. Ki Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu dünkü toplantı sonrası bu konuda, “Önümüzdeki saatlerde onlarla, bu anlaşmada belirtilen tüm pozisyonlarla ilgili mutabakat sağlayacağız” dedi. Ama Esad yönetiminin neyi ne kadar kabul edeceği belirsiz.

Planlanan büyük operasyonun rötar yediği kesin fakat Şam’ın kısa vadede, en azından yeni yıla kadar başarmayı şiddetle arzuladığı bir hedef var: Halep’ten Şam’a inen uluslararası otoyol (M5) ile Halep-Lazkiye otoyolunu tamamen ulaşıma açmak. Bu iki yol silahlı grupların elindeki en önemli koz. Bundan kolayca vazgeçmeyeceklerdir. 15-20 kilometrelik silahlardan arındırılmış bölgenin derinliği, Serakıb, Maaret el Numan ve Han Şeyhun’dan geçen Halep-Hama otoyolunu güvenceye almıyor. Halep-Lazkiye arasındaki güzergahta da Eriha ve Cisr el Şuğur var. Bu iki yer de silahlardan arındırılmış bölgeye girmiyor. Cisr el Şuğur terör örgütleri listesindeki Türkistan İslami Hareketi’nin elinde.

Şimdi en kritik soru: Erdoğan bu planı kendilerini hükümet güçleriyle sonuna kadar savaşmaya adamış gruplara kabul ettirebilecek mi? İdlib’in yüzde 60-70’ini kontrol eden ve kesinlikle silah bırakmaya niyeti olmayan HTŞ, 15-20 km içeri nasıl çekilecek? Ki sorun 15 kilometreden ibaret de değil. Esasen terör örgütü listesindeki HTŞ, Türkiye sınırlarına tamamen yaslanmış durumda. Yani sorunun odağındaki asıl örgütün kuzeydeki varlığı daha stratejik, üstelik Türkiye açısından da son derece tehlike arz ediyor. Eğer HTŞ direnirse bunun etkileri bütün İdlib’e yansıyabilir. Eğer HTŞ liderliği Türkiye ile işbirliğine karar verirse örgüt içinde bölünmeler yaşanabilir. Bu durumda muhtemelen ayrılanlar diğer El Kaide unsurlarına katılacaktır.

Bunun dışında Türkiye ile işbirliğini ‘küfür’ sayan daha keskin örgütler de var. Onlar da bu süreçte El Kaide’nin küresel liderlerinden Türkiye’ye karşı fetva bekliyor. Silah bırakmayı peşinen reddeden bu grupları Türkiye nasıl elimine edecek? Bunu yapmaya kalktığı takdirde büyük bir belayı kendi sınırlarına da taşımış olacak.

Ve mutabakatta yanıtsız bırakılan kritik bir ayrıntı daha var: Tasfiye edilecek radikal örgütleri kim belirleyecek? Rusya ve Türkiye bu konuda mutabık değil. Erdoğan dün de asıl tehlikeli olan örgütlerin İdlib’dekilerden çok (İngilizce okunuşlarıyla telaffuz ettiği) Fırat’ın doğusundaki PYD ve YPG olduğunu tekrarladı. Rusya ve Suriye’ye göre ise silah bırakmayan bütün örgütler terör örgütü.

Ayrıca büyük operasyon ertelense de Rusya ve Suriye bu süreçte Lazkiye ve Hama taraflarındaki üslere yönelik saldırılara yanıt vermeye devam edecek. Hmeymim üssü başta olmak üzere belli mevziler mütemadiyen İdlib’deki örgütler tarafından hedef alınıyor.

***

Erdoğan, 15-20 kilometrelik kemerin oluşturulmasının ardından İdlib’teki statükonun Astana sürecinde oluşturulan anayasa komisyonuyla Cenevre’ye havale edilen siyasi çözüme kadar korunacağını ümit ediyor. Cenevre ipe un seren patikaya dönüşür de süreç uzarsa (ki aksi beklenmiyor) Rusya ve Suriye daha fazla beklemeyecektir. Burada statükonun korunması Suriye’ye müdahaleye yönelik kapının hep açık kalması anlamına da geliyor.

Türkiye’nin direne direne, eninde sonunda Rus stratejisine ortak olması kuşkusuz Suriye’deki ateşin devamından yana olan tarafları memnun etmeyecektir. Mesela dün Soçi mutabakatından hemen sonra Tartus, Hama ve Lazkiye’yi hedef alan füze saldırıları oldu. Fail muhtemelen İsrail. O yüzden Türkiye’nin cihatçı grupları korumaya dönük inadından vazgeçip Suriye’deki anormal duruma son verilmesini hızlandıracak daha radikal bir politika değişikliğine gitmesi gerekiyor.

Facebook Yorumları

reklam
15.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
7.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
24.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
23.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
7.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
19.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
3.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
6.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
26.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
22.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
16.3.2017
Gürültü hasılatı
10.3.2017
Menbic Düzeni’nden Rakka’ya: Uygunsuz adım marş marş!
9.3.2017
Menbic’te oyunu bozan oyun ve bayrak savaşı
4.3.2017
Bab’tan sonra Menbic tuzağı
2.3.2017
Beyaz ile siyah inci arasındaki Kürt kaderi
28.2.2017
İyi Şii kötü Şii!
26.2.2017
İran-Türkiye gerilimi ekonomiyi vuruyor
24.2.2017
Kürt’ü seven Kürt’ü döven!
22.2.2017
Kürtlere göre Rakka’da Türkiye olmayacak
20.2.2017
El Bab’ı aşmadan Rakka inandırıcı mı?
19.2.2017
Erdoğan’ın vadettiği ordu milli mi hayalet mi?
17.2.2017
Fırat’ın fısıldadıkları
13.2.2017
Golan’ın Çerkesleri: Ateş hattında hayat
12.2.2017
Rakka’yı Suriye’siz kurtarmak!
10.2.2017
Suriye’de ABD’ye Mehmet olmak!
9.2.2017
Türk'ün eliyle Rus ruleti: Cihatçıyla cihatçıyı temizlemek!
3.2.2017
Trump’ın levhasız yolu
2.2.2017
Savaş kendini dayatırsa Kürtler ne yapacak?
29.1.2017
İD’in PYD’den gizli talebi: Kürt İslam devleti
26.1.2017
Şam’dan Kamışlı’ya: Özerklik gerilimi
23.1.2017
Suriyelilerin Suriye’si (1)
21.1.2017
Halep bir Pirus zaferi mi?
14.1.2017
Suriyelilerin Suriye’si
28.12.2016
El Bab ateşi halkı yaktığı gibi hükümeti yakmıyor
26.12.2016
Sıradaki İdlib Emirliği; ibretlik bir miras
25.12.2016
Ankara’nın boynu artık kıldan ince
23.12.2016
Halep’ten sonra Türk’ün senaryosu
21.12.2016
Mahşerin üç atlısı!
20.12.2016
Suikastı Moskova’nın nasıl okuduğu önemli!
19.12.2016
Hezimetten Türk usulü zafer çıkarmak!
11.12.2016
Şeyh Maksud’daki Kürt düğümü
8.12.2016
Türk'ün Türk'le, Türk'ün Rum'la imtihanı
6.12.2016
Halep ateşi niçin Türkiye’yi yakıyor?
1.12.2016
Dua kardeşliğinde son perde
30.11.2016
Salih Müslim’i yakalama kararı Türkiye’ye ne getirir?
26.11.2016
El Bab! Felaket Kapısı!
24.11.2016
Asya’nın NATO’sunda Türk’ün yeri
20.11.2016
Şengal ikinci bir Kandil olur mu?
12.11.2016
Menbic taktiği Rakka için de geçerli
11.11.2016
Trump dünyanın sonu mu?
8.11.2016
Bu kez Rakka’nın gazabı!
6.11.2016
Halep cehenneminde yakıcı kartlar
3.11.2016
'Hacı' Bekir'in ekseni kaybediyor!
28.10.2016
Rojava’yı kemiksiz Esad’a teslim etmek! Öyle mi?
22.10.2016
Musul’dan sonra nasipse Rakka! Amma velakin fakat…
18.10.2016
Musul’a beş kala!
14.10.2016
Musul’u ne yapsak? Musullulara bıraksak! Birlikte kurtarsak! Parçalasak! Dağıtsak!
8.10.2016
Dicle’dir kalkanın adı paşam! Ama bu Musul o Musul değildir!
5.10.2016
Korkunun İdaresi
10.9.2016
Türk müdahalesi Kürt-Arap ittifakını bozar mı?
4.9.2016
TÜRKİYE’NİN KENDİNİ SÜRÜKLEDİĞİ TUZAK
24.8.2016
İran’la balayı ne vaat ediyor?
14.8.2016
Rusya ile ikinci baharın diyeti: Suriye
31.7.2016
İnce ayar Kürt hesabı
3.7.2016
IŞİD Türkiye'nin komşularıyla barışını mı hedef aldı?
15.6.2016
Son nakavt Erdoğan’a
7.6.2016
‘Değerli Yalnız’ın Afrika fethi!
28.5.2016
Rakka’ya doğru yol temizliği
26.4.2016
ROJAVA, AVRUPA’DA ‘DİPLOMATİK’ AĞINI GENİŞLETİYOR
16.4.2016
Türkiye’nin İD’e karşı ilk hamlesi fiyasko
7.4.2016
Bu bir veda değildir!
13.3.2016
KÜRT HESABI!
11.3.2016
ABD Kürtleri terk mi ediyor?
20.2.2016
Türkiye’nin umutsuz Azez savaşı
2.2.2016
Cenevre'nin ahı Rojava'dan çıkıyor!
4.1.2016
'Beyaz IŞİD'in aynasından...
2.1.2016
Düşman kardeşliği!
23.12.2015
Bir kayıp hikayesi: Şii Türkmenler-5
22.12.2015
IŞİD'e karşı Sünni direnişi-4
21.12.2015
Kerbela'dan Samarra, Tıkrit ve Beyci'ye...
20.12.2015
Ali Ekber Tugayı: Şii-Sünni-Hıristiyan ittifakı
19.12.2015
IRAK'IN IŞİD İLE SAVAŞI-1: Kerbela; IŞİD eliyle yeniden...
18.12.2015
Suud şakası: Aşırıların aşırılıkla savaşı
15.12.2015
Bağdat'ın şifreleri
11.12.2015
Suudilerin elinin değdiği hamur
8.12.2015
Bağdat'tan dönen Musul hesabı!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.