Asya’nın NATO’sunda Türk’ün yeri


24.11.2016 - Bu Yazı 954 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Oval Ofis’te kim oturursa otursun NATO’daki bir müttefikin Çin ile ABD arasında kurulan tahterevallide gidip ağırlığını karşı tarafa bindirmesine seyirce kalmaz.

Keşke küresel geç dengesinde Türkiye’nin yerini, nostaljik ve fırsatçı savrulmalar olmadan değerlendirebilseydik. BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin veto tekelini sorgulamak mesela. Buna kim itiraz edebilir? Ya da AB’nin ikiyüzlülüğünü yüzüne vurmak. Buna da eyvallah. Veyahut Türkiye’nin sadece bir bloka mahkum olmadığını göstermek. Alternatif çıkışı olan bir ülkeye kim ‘Hayır’ diyebilir.
Mesele, güçler dengesinde özgün ve bağımsız bir pozisyon alınmasıysa sorun değil. Ama durum başka. Mesele, dış politikanın şahsileştirilmesi ve bir kişinin istikbali için sürüklenmeye açık hale getirilmesidir.

Kısa sürede Türkiye’nin NATO ve AB kurumlarındaki yeri tartışılır hale geldi. Şimdi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye mahkûm olmadığı ve Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİO) girebileceği tezini işliyor.

Bunu blöf olarak yorumlama eğilimi yüksek. Sonuçta Türkiye dış ticaretinin neredeyse yarısını AB ile gerçekleştiriyor.
Fakat durum giderek ciddiyet kazanıyor. Tek adam rejimine dönüşüm, siyasi baskılar, tutuklamalar, sivil toplum ve bağımsız medyanın susturulması gibi sonsuz kötülük silsilesiyle AB’yle ortaklık nereye kadar yürüyebilir?
Beri tarafta Şanghay cenahı temel haklar, özgürlükler ve demokratik değerler adına buyurgan değil. Haliyle orası tek adamlık oyunlar için daha cazip.

AB yol ayrımına geliyor. Aralıktaki liderler zirvesi kritik önemde. Yine de AB’nin Türkiye’yi dönüşü olmayan bir sürüklenmeye bırakmayacağı beklentisi hakim.

ŞİÖ özünde terörle mücadele, sınırların güvenliği ve istikrarı temin adına kuruldu. AB ise ekonomik entegrasyon ve Avrupa değerlerine göre sistemin standardizasyonu hedefiyle şekillendi. Mevcut halleriyle ikisi birbirine alternatif olamaz.

***

Ankara’nın tutarsız tutumlarından bağımsız olarak ŞİO’nun yeni küresel düzen açısından ne ifade ettiğini anlamak durumundayız. Sonuçta burası ‘otoriter rejimler kulübü’ diyerek geçiştirilecek bir ittifak değil.
Çünkü burada hegemonik güç dengeleri yeniden kuruluyor. ŞİO’un yeni küresel düzende bir karşılığı var.
Rusya, ABD’nin bütün çelmelerine rağmen 1990’lardeki büyük çöküşten sonra uluslararası arenaya yeniden döndü. Çin de Ortadoğu’dan Afrika’ya geniş bir alanda ekonomik ağ ördü. ABD ayrı ayrı tehdit olarak gördüğü bu iki gücün şimdi ŞİO çatısı altında cepheyi büyütmesinden kaygılı.

Projeksiyonu Ortadoğu’dan geriye açılıp daha geniş tuttuğumuzda büyük oyunun nasıl şekillendiğini afallayarak görebiliyoruz.

ABD’nin saldırgan politikalarla Rusya ve Çin’i bloke etme çabaları netice vermedi. Renkli devrimlerle eski Sovyet coğrafyasında Rus nüfuzunu temizleme hamleleri ters tepti. Gürcistan’da Mihail Saakaşvili gibi Amerikan oyununda rol alanlar artık kendi ülkelerinde bile yaşayamıyor. Ukrayna, CIA’in kışkırtmasıyla Rus nüfuzunu tırpanlamak isterken Kırım’ı kaybetti. Doğu Ukrayna da gitti gidecek. Orta Asya da yeniden Rusya’ya dönüyor.
ABD, Baltık ülkelerine büyük güç yığınağı yaparak da Avrupa’yı Rusya’nın füze menziline soktu.
Neticede ambargolar ve yaptırımlar Rusların canını yaksa da işe yaramadı. Dahası Rusya, Batılı yaptırımların etkisini azaltmak için Çin’le enerji alanında devasa ortaklıklar kurdu. Gazprom, 2014’te Çin Ulusal Petrol Şirketi ile 400 milyar dolarlık doğalgaz anlaşması imzaladı. Ayrıca Rusya birkaç yılda Çin’in bir numaralı petrol tedarikçisi haline geldi. Doların hakimiyetini kırmak için de Asya Pasifik ülkeleri arasında ticaretin kendi para birimleriyle yapılması yönünde eğilim güçleniyor.
Suriye’deki kirli savaş da Rusya’nın Ortadoğu’ya bütün savaş takımlarıyla dönmesinin önünü açtı.
Çin’e gelirsek; oradaki manzara çok daha çetrefilli. “Çin’i nasıl durdururuz?” sorusu Amerikalıların beynini kemiriyor olmalı. ABD, Asya’nın uyanışını ciddiye alıyor ve stratejik ağırlık merkezini Ortadoğu’dan Doğu’ya kaydırıyor. 2011’den itibaren donanma kuvvetlerinin üçte ikisi Asya ve Pasifik’te konuşlandırıldı.
ABD, Avustralya’dan Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Tayland’a; Afganistan’dan Pakistan ve Hindistan’a yüzlerce üsle Çin’i kuşatmış durumda. ABD sadece Güney Çin Denizi değil tanker ve yük gemilerinin geçtiği Malakka Boğazı’nda Çin’e nefes aldırmamak için elinden geleni yapıyor.

Ya Çin? Pek ürkmüşe benzemiyor. Aksine emin adımlarla kuşatmaya karşı sadece ticari değil askeri olarak da küresel mobilizasyon yeteneğini konuşturuyor. ABD’nin küre üzerindeki 272 savaş gemisi ve denizaltısına karşın Çin donanmasının sulara indirdiği gemi ve denizaltı sayısı 300’ü geçti.
Çin’in son yıllarda en fazla ağırlık verdiği konu İpek Yolu’nun yeniden diriltilmesi. Ne var ki bu hatların geçtiği güzergâhlar ABD’nin döşediği mayınlarla dolu. ABD, 2001’den bu yana tam de İpek Yolu’nun kolları üzerinde açtığı savaşlara 4.8 trilyon dolar milyar dolar harcadı.

Çin’in hareketleri tek düze değil. Pekin, ŞİO’daki ortaklarıyla ikili zeminde ilişkiler geliştiriyor. Bu ilişkinin dikkat çekici boyutlarından biri Çin’in alternatif kredi kaynağı haline gelmesidir. Mesela Gazprom’a 2.1 milyar dolar, Arktik bölgesindeki Yamal LNG’ye de 12 milyar dolarlık kredi açtı. Pekin krediler karşılığında ikili ticareti ve yatırımları artırmaya yönelik şartlar koşuyor.

Bu hamlelerle Rusya ve Çin ABD’ye “Artık küresel köyün tek bekçisi sen değilsin” diyor. Ruslar, 25 Ekim’de güç dengesinin yeni ağırlıkları olan Şanghay İşbirliği Örgütü, Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü, Bağımsız Devletler Topluluğu temsilcilerini BM Güvenlik Konseyi toplantısına çağırarak BM’nin bu örgütlerle işbirliği yapmasını istedi. Batı’nın kontrolündeki kurumların tekelini kırmaya yönelik bir hamleydi. Tabii ABD taş koydu.

***

Özetle güç dengesi batıdan doğuya kayıyor. Oyunun ölçeği çok büyük. Şanghay İşbirliği Örgütü’ne 2017’de Hindistan gibi büyük bir potansiyelin yanı sıra Çin’in son yıllarda stratejik ortaklıklar geliştirdiği Pakistan da giriyor. Gözlemci statüsündeki İran da kapıda bekliyor. Amerikalıların korktuğu kadar var: Asya’daki dev harbiden uyanıyor.

***
Peki, burada Türkiye’nin yeni nedir? Türkiye, Batı’dan kopmadan doğu yakasındaki bu muazzam güç birikimi ile nasıl bir ortaklık kurabilir?
Evvela şunu vurgulayalım: Şanghay’a giden yol sadece Rusya’dan geçmiyor. Çin seddini de aşmak gerekiyor.

Rusya ve Çin, Türkiye’nin eksen değiştirmesini pekâlâ memnuniyetle karşılayabilir ama onlar da Türk hükümetinden emin değiller. Bir kere kendine yeni bir eksen arayan ülkenin öngörülebilir olması gerekiyor. Her halde iş ciddiyete bindiğinde hem Çin-Rus ekseni hem de Batı kanadı aynı soruyu soracaktır:
“ABD’nin komutasındaki NATO ile Amerikan hegemonyasına karşı gelişen ŞİO’da aynı anda nasıl olacaksınız?”

Pekin’in olası tutumuyla ilgili bir husus daha var: Çinliler, Doğu Türkistan’daki radikal İslamcı meydan okuma nedeniyle epeyce kaygılılar. Çin, Türkiye’nin bölge politikasından dolayı mutsuz. Çinliler, Uygurların Suriye’de IŞİD ve Nusra’nın saflarında savaşa katılmasından dolayı da Türkiye’yi sorumlu tutuyor. Eğer Pekin, Türkiye’ye yeşil ışık yakacaksa terörle mücadele çerçevesinde özel bir fasıl açacaktır.

Çin fazla göze batmadan Suriye ile askeri ilişki geliştiriyor. Çinliler burada sadece Ortadoğu denkleminde olma amacıyla değil yarın kendilerini evde vuracak tehdidi Suriye’deyken bertaraf etme beklentisiyle hareket ediyorlar.

Şanghay perspektifinin ABD ile ilişkileri nasıl etkileyeceği de çok önemli. ABD’de iktidardaki iki parti yer değiştirir ama Asya-Pasifik siyaseti kolay kolay değişmez. Yeni Başkan Donald Trump, Japonlar ve Korelilere “Sizi koruyacaksam benim çıkarım ne olacak” diyerek tüccar kesilse de ABD’nin Çin’i baskılama stratejisinden vazgeçemez. Yani buna izin vermezler.
ABD’nin 1991’den beri izlediği temel strateji Batı Avrupa, eski SSCB toprakları ve Güney-Batı Asya’da bir devleti küresel güce kavuşturacak kaynaklara erişimini engellemektir. Kafkasya, Orta Asya, Doğu Avrupa ve Ortadoğu’daki Amerikan müdahaleleri bu stratejiden bağımsız ele alınamaz. O yüzden bu hedefe göre Trump’a da bir ayar çekilecektir.

Ankara bir tarafta Trump döneminde Atlantik’le yeni bir başlangıç hayali kuruyor. Diğer tarafta ABD’nin öncelikli tehdit saydığı iki güçle saf tutuyor. Oval Ofis’te kim oturursa otursun NATO’daki bir müttefikin Çin ile ABD arasında kurulan tahterevallide gidip ağırlığını karşı tarafa bindirmesine seyirce kalmaz. Yani Şanghay yolu görünenden hayli uzun ve taşlı.

Facebook Yorumları

reklam
20.11.2018
Kaddafi’nin ahı ve İtalya bozgunu
13.11.2018
Siyon düşünde Arap çözülmesi
11.11.2018
Arap sokağında İran kışı, İsrail baharı: Yoksa serap mı?
6.11.2018
'Ak Gezer'in 'Şir'le savaşı: Kabadayılıkta yeni sezon
30.10.2018
X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
23.10.2018
Bela fırtınası: Katar öfkesi, Kaşıkçı intikamı, Kuveyt çalımı ve 'Küçük Saddam'
20.10.2018
Körfez'deki 'pitbull'lar
16.10.2018
Bir rehineden, bir suçtan lütuf devşirmek
10.10.2018
Suud işi: Ortadoğu’da oyuncu olmanın ‘elif-ba’sı
7.10.2018
Kafkasya’da tehlikeli restleşmeler
4.10.2018
Kürtler Bağdat’a dönerken…
28.9.2018
Sahi İsrail hiç mi afallamadı?
26.9.2018
Ahvaz tuzağı ve ‘ödenmiş’ devrimciler
20.9.2018
Dehşet dengesine İL-20 girdisi
19.9.2018
Erdoğan eliyle tasfiye
9.9.2018
İdlib zehirlenmesi
4.9.2018
Su savaşlarından ‘Mavi Barış’a
31.8.2018
Bağdat’ta şeytanla dans
28.8.2018
'Stratejik müşteri' ve İdlib çengeli
22.8.2018
İran kumarı ve ilk hasıla
20.8.2018
Çal kemancı!
11.8.2018
Bir başka açıdan İran-ABD gerilimi: Aslında iyi anlaşırlardı
6.8.2018
Diplomaside serseri zamanlar
3.8.2018
Savaşların anası ve nevzuhur İttihatçıların çaresizliği
31.7.2018
Kürtlerle müzakere: Ankara’yı ifrit eden seçenek
24.7.2018
Beyaz Miğferler için tahliye zamanı: Bir rejim değiştirme aparatı emin ellerde
14.7.2018
Moskova’ya çıkan çift şeritli yol: Bir kefede Netanyahu diğerinde Velayeti
11.7.2018
‘Kabadayılar Çetesi’nin son güncesi
7.7.2018
Güneyde ‘dost ihaneti’ ve 'düşman suskunluğu'
4.7.2018
Selefi İslamcıları ‘yetmez ama evetçi’ yapan nedir?
30.6.2018
Sen sus patatesler konuşsun!
27.6.2018
Kapa çeneni!
22.6.2018
Yemen boğun eğer mi? Suudi atası aksini söylüyor
21.6.2018
Gökdelen azgınları ve yalın ayaklar
19.6.2018
Kürtlerin Şam’la diyalogu: ABD’ye rağmen mümkün mü?
18.6.2018
Menbic: Yeni bir fetihçi beklemeyen eski 'kutsal şehir'
13.6.2018
Roket adamların barışı: Dünyanın nasibine düşen ne?
6.6.2018
Ürdün’de isyan; kralca hamleler, bölgesel oyunlar
4.6.2018
Cehennem Borsası
29.5.2018
Golan hesapları: Kaostan lütfa, tampondan petrole
26.5.2018
İsfahan: İnsanın insana bir iyiliği
24.5.2018
12 emir, İran, Suriye: Sanki herkes Putin’e çalışıyor!
11.5.2018
Trump’ın barutu, Bibi’nin ateşi
8.5.2018
Veliahtım, prensim! Lübnan size ‘şey’ dedi
2.5.2018
Trump’a atılan pas İran’a gol olur mu?
30.4.2018
Kore baharındaki 'parlamayan' yıldız
26.4.2018
Bir ‘diyet IŞİD’ almaz mıydınız?
23.4.2018
Toz duman dağılınca geriye kalan
16.4.2018
Küresel küstahlığın yüzünü kurtaran 105 salvo
11.4.2018
Felakete doğru
5.4.2018
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
1.4.2018
Bak şu Elysée’nin işine!
29.3.2018
Batı'nın Rusya krizi ve bizim payımıza düşen
21.3.2018
'Afrin’in Fethi' ve nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi'
15.3.2018
Pompeo orta dünyaya ne pompalar?
13.3.2018
İran, Kürtleri yakın plana alırken…
7.3.2018
‘Makul’ darbeler, ‘biçare’ Yemenliler ve Batılı vicdanı!
24.2.2018
Afrin çıkmazı
19.2.2018
Menbic senaryosu: ABD çekilirse ne olur?
13.2.2018
Savaşın fabrika ayarları
6.2.2018
Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
2.2.2018
Kuvayi Milliye! Hayalden öteye…
30.1.2018
Erdoğan’ın kefil olduğu ‘Milli Ordu’
21.1.2018
Ateşle dansın ‘cool’ partnerleri
16.1.2018
Bir gece ansızın girersiniz ama bin gecede çıkamazsınız!
12.1.2018
Erdoğan'ın yürüdüğü son sahne
6.1.2018
İki gerçek arasında: İran çıkmazı
2.1.2018
İran nereye gidiyor?
20.12.2017
‘Vatansever Kürt’ten ‘hain Kürt’e: Suriye’de kritik dönemeç
12.12.2017
Kendi oyununda tepetaklak olanlar
4.12.2017
Yemen’deki hesaplaşma
1.12.2017
Komşumuzdur İran! Ona ne şüphe!
22.11.2017
Bence Lübnan!
13.11.2017
Feyruz’un çocukları!
6.11.2017
Suudiler Lübnan’ı neden ateşe atıyor?
3.11.2017
İran’ın oyunu, Bağdat’ın talihi
27.10.2017
Çölün Martin Luther’ine yer açın!
25.10.2017
ABD Kürtlerden vazgeçti mi?
10.10.2017
İdlib’de El Kaide ile Amerikan güreşi!
7.10.2017
Kral hazretleri Rus gemisine neden bindi?
3.10.2017
Çuvala sokulan, Mossad’a çalınan Kürt sandığı
1.10.2017
Rusya’nın Kürdistan nüansı
27.9.2017
Referandumdan sonra: Paniğe mahal yok!
15.9.2017
Golavinka’nın ağacı, Çerkes yarası ve bir sessiz ağıt
7.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 3: Haşd el Şaabi Kerkük için savaşır mı?
6.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı - 2: KDP cephesinden bir bakış: Kürdistan çaresiz değil
5.9.2017
Kürdistan’ın referandum çıkmazı: Tarihi fırsat mı, oyun mu?
25.8.2017
Raconatif diplomasi
23.8.2017
Biçare!
20.8.2017
Kürdistan’daki İsrail parantezi; kârdan çok zarar
14.8.2017
Savaşın en zoru: Deyr el Zor
10.8.2017
Türkiye Çin için Uygurları terk edecek mi?
8.8.2017
Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?
3.8.2017
Kıtlıkla beslenen darbe ve Chavismo’nun kaderi
31.7.2017
Pakistan FETÖ’sü darbe mi yaptı?
27.7.2017
Hariri, Trump’la âbâd olurken Lübnan cephesi
23.7.2017
İdlib’deki tuzak: Türk’ün Talibanistan’ında işler karıştı
21.7.2017
Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi
14.7.2017
Boru hattında yüzen Filistin sevdası!
9.7.2017
Tampon pazarı
6.7.2017
Körfez krizindeki rahmet!
4.7.2017
Irak’ı kurtarmak!
23.6.2017
Taht kavgasından Badiya Çölü'ne
21.6.2017
Ya Fırat kızıla çalarsa!
14.6.2017
Puslu havada ‘Amerikan hilali’
8.6.2017
IŞİD’in püskürtülmesi, Haşd’ın Kürtleri ve alabora hesaplar
7.6.2017
Terör sofrasında terör muhabbeti
6.6.2017
Ah Katar vah Katar!
25.5.2017
Jöleli-Arap-İslam NATO’su
20.5.2017
Diplomaside Yerkelizm
17.5.2017
Noktalı virgül
15.5.2017
Fars mı seçim mi?
5.5.2017
Çatışmasızlık bölgeleri: Bu tampon, başka tampon
30.4.2017
İsrail'in IŞİD ve El Kaide aşkı!
26.4.2017
Referandum Orta Doğu siyasetine nasıl yansıyacak?
22.4.2017
Suriyelinin canı, Katar’ın fidyesi
19.4.2017
Yerim daraldı ama oynayacağım!
10.4.2017
Ebu İvanka! Saçma sıkan kovboy!
7.4.2017
Kimyasal dehşetten sonra
6.4.2017
Kerkük; ateş orada, duman burada
5.4.2017
‘Kiril Mücahitlerle’ yüzleşme
25.3.2017
50 aşiretlik yeni ordu: Yine kâğıttan kaplan
22.3.2017
Kürtlerin 'çıkış' senaryosu
16.3.2017
Gürültü hasılatı
10.3.2017
Menbic Düzeni’nden Rakka’ya: Uygunsuz adım marş marş!
9.3.2017
Menbic’te oyunu bozan oyun ve bayrak savaşı
4.3.2017
Bab’tan sonra Menbic tuzağı
2.3.2017
Beyaz ile siyah inci arasındaki Kürt kaderi
28.2.2017
İyi Şii kötü Şii!
26.2.2017
İran-Türkiye gerilimi ekonomiyi vuruyor
24.2.2017
Kürt’ü seven Kürt’ü döven!
22.2.2017
Kürtlere göre Rakka’da Türkiye olmayacak
20.2.2017
El Bab’ı aşmadan Rakka inandırıcı mı?
19.2.2017
Erdoğan’ın vadettiği ordu milli mi hayalet mi?
17.2.2017
Fırat’ın fısıldadıkları
13.2.2017
Golan’ın Çerkesleri: Ateş hattında hayat
12.2.2017
Rakka’yı Suriye’siz kurtarmak!
10.2.2017
Suriye’de ABD’ye Mehmet olmak!
9.2.2017
Türk'ün eliyle Rus ruleti: Cihatçıyla cihatçıyı temizlemek!
3.2.2017
Trump’ın levhasız yolu
2.2.2017
Savaş kendini dayatırsa Kürtler ne yapacak?
29.1.2017
İD’in PYD’den gizli talebi: Kürt İslam devleti
26.1.2017
Şam’dan Kamışlı’ya: Özerklik gerilimi
23.1.2017
Suriyelilerin Suriye’si (1)
21.1.2017
Halep bir Pirus zaferi mi?
14.1.2017
Suriyelilerin Suriye’si
28.12.2016
El Bab ateşi halkı yaktığı gibi hükümeti yakmıyor
26.12.2016
Sıradaki İdlib Emirliği; ibretlik bir miras
25.12.2016
Ankara’nın boynu artık kıldan ince
23.12.2016
Halep’ten sonra Türk’ün senaryosu
21.12.2016
Mahşerin üç atlısı!
20.12.2016
Suikastı Moskova’nın nasıl okuduğu önemli!
19.12.2016
Hezimetten Türk usulü zafer çıkarmak!
11.12.2016
Şeyh Maksud’daki Kürt düğümü
8.12.2016
Türk'ün Türk'le, Türk'ün Rum'la imtihanı
6.12.2016
Halep ateşi niçin Türkiye’yi yakıyor?
1.12.2016
Dua kardeşliğinde son perde
30.11.2016
Salih Müslim’i yakalama kararı Türkiye’ye ne getirir?
26.11.2016
El Bab! Felaket Kapısı!
24.11.2016
Asya’nın NATO’sunda Türk’ün yeri
20.11.2016
Şengal ikinci bir Kandil olur mu?
12.11.2016
Menbic taktiği Rakka için de geçerli
11.11.2016
Trump dünyanın sonu mu?
8.11.2016
Bu kez Rakka’nın gazabı!
6.11.2016
Halep cehenneminde yakıcı kartlar
3.11.2016
'Hacı' Bekir'in ekseni kaybediyor!
28.10.2016
Rojava’yı kemiksiz Esad’a teslim etmek! Öyle mi?
22.10.2016
Musul’dan sonra nasipse Rakka! Amma velakin fakat…
18.10.2016
Musul’a beş kala!
14.10.2016
Musul’u ne yapsak? Musullulara bıraksak! Birlikte kurtarsak! Parçalasak! Dağıtsak!
8.10.2016
Dicle’dir kalkanın adı paşam! Ama bu Musul o Musul değildir!
5.10.2016
Korkunun İdaresi
10.9.2016
Türk müdahalesi Kürt-Arap ittifakını bozar mı?
4.9.2016
TÜRKİYE’NİN KENDİNİ SÜRÜKLEDİĞİ TUZAK
24.8.2016
İran’la balayı ne vaat ediyor?
14.8.2016
Rusya ile ikinci baharın diyeti: Suriye
31.7.2016
İnce ayar Kürt hesabı
3.7.2016
IŞİD Türkiye'nin komşularıyla barışını mı hedef aldı?
15.6.2016
Son nakavt Erdoğan’a
7.6.2016
‘Değerli Yalnız’ın Afrika fethi!
28.5.2016
Rakka’ya doğru yol temizliği
26.4.2016
ROJAVA, AVRUPA’DA ‘DİPLOMATİK’ AĞINI GENİŞLETİYOR
16.4.2016
Türkiye’nin İD’e karşı ilk hamlesi fiyasko
7.4.2016
Bu bir veda değildir!
13.3.2016
KÜRT HESABI!
11.3.2016
ABD Kürtleri terk mi ediyor?
20.2.2016
Türkiye’nin umutsuz Azez savaşı
2.2.2016
Cenevre'nin ahı Rojava'dan çıkıyor!
4.1.2016
'Beyaz IŞİD'in aynasından...
2.1.2016
Düşman kardeşliği!
23.12.2015
Bir kayıp hikayesi: Şii Türkmenler-5
22.12.2015
IŞİD'e karşı Sünni direnişi-4
21.12.2015
Kerbela'dan Samarra, Tıkrit ve Beyci'ye...
20.12.2015
Ali Ekber Tugayı: Şii-Sünni-Hıristiyan ittifakı
19.12.2015
IRAK'IN IŞİD İLE SAVAŞI-1: Kerbela; IŞİD eliyle yeniden...
18.12.2015
Suud şakası: Aşırıların aşırılıkla savaşı
15.12.2015
Bağdat'ın şifreleri
11.12.2015
Suudilerin elinin değdiği hamur
8.12.2015
Bağdat'tan dönen Musul hesabı!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.