Dr.Sivilay GENÇ

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

Havucun mektubu


26.04.2012 - Bu Yazı 2949 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kendilerini en erdemli insan zanneden vejetaryenlere bir havuçtan mektup var. Yayımlıyorum.

“Minik yapraklarımın güneş ışığıyla ilk karşılaştığı günü daha dün gibi hatırlıyorum. Toprak annem tarafından sarıp sarmalanmış turuncu gövdemin üzerindeki yeşil saçlarım, sızan ışığa doğru uzadılar ve yeryüzüne çıktılar. Ne çok kardeşim vardı etrafta. Biz bir aileydik. Toprak annenin havuç bebekleriydik.

Bahar yağmurları bana çok iyi geliyordu. Hele de yağmurdan sonra çıkan güneş tam bir lezzet şölenine dönüşüyordu. Nemli humuslu toprağa doğru döşediğim vitamin boru hatlarım aynı zamanda anneme daha sıkı tutunmamı sağlıyordu. Böylece kendimi güvende hissediyordum. Çok mutluydum.

Günlerden bir gün; sabahın ilk ışıklarıyla güneş banyosunun tadını çıkaran yapraklarımdan aniden gelen korkunç bir ezilme hissiyle irkildim. Bir güç yapraklarımı sıkıca kavramış beni yukarı doğru çekmeye çalışıyordu. Beni doğuran, besleyen annemden koparmaya uğraşıyordu. İştahlı bir havuç olduğum için toprağın derinliklerine doğru uzattığım kollarım ile tutunmaya çalışıyordum ama nafile. Benim böyle bir güce karşı koymam imkânsızdı ama yine de var gücümle direnmeye kararlıydım. Bedenimin alt ucuna sert bir cisimle vurulduğunu hissettim. Acı denen şeyi ilk defa o zaman hissetmiştim ve acıların katlanarak artacağı bir sürecin başında olduğumu bilmiyordum.

Ana kucağından sökülmeye karşı direncimi köylü kadının çapası kırmıştı. Gövdemin yanlarından çıkan köklerin kopuş sesleriyle yurdumdan, yuvamdan koparılmıştım.

Bütün kardeşlerimle birlikte bir sepetin içindeydik. Çok sıcaktı. Açtım ve susamıştım. Bedenimin üzerinde kalan çamurlardan açlığımı gidermeye çalışıyordum ama çamurlar kurudukça bu da mümkün olmamaya başlamıştı.

Sepet sarsılmaya başladı. Temelli ayrılık vakti gelmişti. Sepetin arasından doğduğum topraklara bakıyordum. Dönüşü olmayan bir yola çıkmıştım, çıkarılmıştım.

Ne olup bittiğini anlamadan kendimizi yerde bulmuştuk. Kafalarımız sırasıyla tıraş ediliyor, yapraklarımız dibinden kazınıyordu. Bu işlemin ardından üzerimize hortumla soğuk su sıkılarak yıkandık. Annemden kalan son tozlar da akıp gitmişti, su biraz olsun dirilmemi sağlamıştı.

Arkasından uzun kamyon seyahatleri, tahta kutular içinde oradan oraya taşınmalar. Cildim buruşmaya başlamıştı. En son gözlerimi köle pazarında açtım. Burada sadece havuçlar yoktu. Benim gibi topraktan sökülmüş başka canlar olduğu gibi dalından koparılmışlar da vardı. Pazarda dolaşan insanlar bizleri tek tek elliyor, beğendiklerini plastik poşetlerine atıyorlardı. Benim de bir poşeti boylamam uzun sürmedi. Bu torbanın içinde havasız da kalmıştım. Beş havuç kardeşimle birlikte tıkılı kaldığımız torbanın çeperi bedenlerimizin teriyle kaplanmıştı. Gittikçe kendimi hâlsiz hissediyordum, bayılmışım. Çok soğuk bir yerde kendime geldim. İçeride mavi bir ışık yanıyordu. Bu ışık benim gibi toprak annenin çocuklarının ömrünü uzatıyormuş. Burası tam anlamıyla bir yaşayan ölüler dolabıydı. Bir gün o dolabın kapağı benim için açıldı. Dışarı çıkarıldım, çıkarılmaz olaydım. Ortalık kesici aletler ve parçalanmış cesetlerle doluydu. Sıra bana gelmişti. Önce buruşmuş cildimi canlı canlı soydular. Sonra tezgâhın üzerine yatırıldım. Bana bunu yapan insanın yüzüne baktım. Dünya güzeli bir kadın bunu bir cana nasıl yapar diye düşündüm ama artık teslim olmuştum. Bedenim on parçaya bölünmüştü. Kızgın yağa atılmış soğanların çığlıkları giderek yaklaşıyordu. Yok hayır! Ben onlara yaklaşıyordum. Sıcak! çok sıcak! ço..

Şaka! Şaka! Uzatmayayım. Zeytinyağlı pırasa yemeği oldum. Sonra bir adam beni yedi. Göze iyi geliyormuşum.  Bu yüzden beni göz bölümüne gönderdiler. Şimdi onun mavi gözlerinden dünyaya bakıyorum. O çok ünlü biriymiş. ‘Kıvanç’ diyorlar ona.”  

-

Toplumsal Onarım ve Siyasal Rehabilitasyon

Anabilim Dalı Başkanı, Ruh ve Sivil

Hastalıkları Mütehassısı


sivilayabla@gmail.com

Facebook Yorumları

reklam
02.05.2013
Sibirya ablası
25.04.2013
Hep birlikte kaybettik
18.04.2013
Simitçinin samimiyeti
11.04.2013
Feriştah’tan Hürrem’e Bahçeli’nin dünyası
28.03.2013
Uluönder sorunu
21.03.2013
Çölde Vahşi Newvrouz
14.03.2013
Çanakkale geçilseydi
07.03.2013
Sezaryen barış
28.02.2013
İki artı iki dört müdür
21.02.2013
‘Başka şubemiz yoktur’
14.02.2013
Çizgisiz kâğıt
07.02.2013
Kıbrıs yatağı
31.01.2013
Donanma-mış
24.01.2013
Pargalı için helva
17.01.2013
İpsiz Recep’in mor taytı
10.01.2013
Çevreci aga nigi, naga nigi
03.01.2013
Liderlik sorunu
27.12.2012
Ortaya karışık yılbaşı
20.12.2012
Teselli ikramiyesi
13.12.2012
Koşu bandında röveşata
06.12.2012
Ağaçları keselim
29.11.2012
Serbest kıyafet ve saç inkılâbı
22.11.2012
Nükhet Masaj Salonu
15.11.2012
Taksiyle hipotenüs hesabı
01.11.2012
Masayı döven, dizini döver
25.10.2012
Orhan Gencebay ile bir ömür jürisi
18.10.2012
Sıkıcı köyün sıkıcı enstitüsü
11.10.2012
Şişkoluk vergisi
04.10.2012
Cahil Sizsiniz Türkiye
27.09.2012
Siyasette süper market kahraman bakkal olayı
20.09.2012
Çanta, don, vale, kâğıt havlu...
06.09.2012
Benim sansürüm
30.08.2012
Doktor Mertcan’ı okutan emekli Ahmet Amca
16.08.2012
Naim’e üzüntü testi
09.08.2012
Zevkler ve renkler tartışılmalı –Logolar (2)
02.08.2012
Logolardan yansıyan şehir
26.07.2012
Afrika menekşesi deneyi ve UNICEF
19.07.2012
Bedava köprü için kuyruk hali
12.07.2012
KPSS keşke tamamen çalınsa
05.07.2012
Engelli komşu
28.06.2012
Beta Yasa
21.06.2012
İstanbul’u boşaltanlara öneriler
07.06.2012
Charlie Chaplin Uludere’de
17.05.2012
Kov bostancı danayı
10.05.2012
Buradan sol arabesk çıkabilir
03.05.2012
Baro ve Piç
26.04.2012
Havucun mektubu
19.04.2012
Her işin başı emperyalizm
12.04.2012
Bana siyaset yapma
05.04.2012
Çöle saygı
29.03.2012
Konferans dinleyicisi köpek ve ‘sahibi’
22.03.2012
Hayvanlar
15.03.2012
Korkma! Niye korkasın ki!
08.03.2012
Domatesin kokusu
01.03.2012
Kıyafetle gelen eşitlik
23.02.2012
İstanbul’u Kadir Topbaş fethetseydi...
16.02.2012
Gerçeklik tapıcılığı
09.02.2012
Samanyolu TV günahı
02.02.2012
Çocukluğumuzda yediğimiz helvalar, bugün kulağımızı tırmalar...
26.01.2012
‘Sen mevsimler gibisin, değişirsin sevgilim’
19.01.2012
Kâğıt kokusu
05.01.2012
Zaman düşmanlığı
29.12.2011
Yılbaşı süslemesi
22.12.2011
Onlar ağlamasın da kim ağlasın
15.12.2011
Ekmek, yoğurt, çay ve statüko
08.12.2011
Fareler ve köpekbalıkları
24.11.2011
Futbola hayat öpücüğü
17.11.2011
Varoluşsal araba çıkartması
03.11.2011
Naylon çorap anayasası
27.10.2011
Bir uyuyup uyanalım
13.10.2011
Derthill Rezidans
06.10.2011
Öğretmenlik tarihe karışırken
29.09.2011
Emlak sözlüğü (2)
22.09.2011
Bekara ev yok!!
15.09.2011
Best Model
01.09.2011
Ürkek ve mahcup sivilleşme
25.08.2011
Evlilik programları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.