Dr.Sivilay GENÇ

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

İstanbul’u Kadir Topbaş fethetseydi...


23.02.2012 - Bu Yazı 3247 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Soru: Sevgili Sivilay Abla; daha önce bir kaç defa bu köşeden İstanbul’un fethini davulla zurnayla, havaifişekle kutlamanın görgüsüzlük olduğunu yazmıştınız. Peki, Fetih 1453 filmi için ne diyorsunuz? Filmi çekmek de mi yanlış? (Sunay Pelitli)


Cevap:
 Sevgili Sunay; öncelikle İstanbul’a vize almadan girebilmemizde, oturma izni almadan yerleşebilmemizde emeği geçen herkese binlerce teşekkürüm var. İyi ki İstanbul’un içinde olduğu topraklarda dünyaya gelmişim. Örneğin belediye her yıl kırk gün kırk gece süren “İyi ki İstanbulluyuz” kutlamaları yapsa ilk ben giderim, en son ayrılırım.

Diğer taratan iman ettiği dinin peygamberinin yüzyıllar öncesinden gönderdiği övgüden gözleri kamaşmış, insanlık tarihi boyunca bir şeyi en çok arzulamış insanlar listesinde en üstlerde yerini almış Genç Sultan Mehmet’in hayatı film olmaya en layık hikâyelerden biri. Yapanların eline sağlık.

Ancak biz hem bu filmde hem fetih kutlamalarında, hem Arif Nihat Asya şiirlerinde hem de ucube tarih kitaplarımızda Fatih Sultan Mehmet’i anlamıyoruz. Bugün bu soruna bir son veriyorum. İyice anlaşılması için Fatih Sultan Mehmet’i İstanbul’un bugünkü patronu ile, yani Kadir Topbaş ile karşılaştıracağım.

Filmin dediğine göre Fatih Sultan Mehmet “Ya ben İstanbul’u alacağım ya da İstanbul beni” diyor. Bunu Fatih’in söylemiş olması mümkün değil. Çünkü; Hz. Muhammed Konstantiniyye’yi alan değil fetheden komutan için “Ne güzel komutan” diyor. Bu yüzden Sultan Mehmet İstanbul’u almıyor, fethediyor. Fetih, bugün bizim yanlış anladığımız gibi “almak, ele geçirmek” değil “açmak” demektir. Genç Sultan, kendisine ve dinine kapalı olan bu güzelliği açmış ve içeri girer girmez İstanbullu olmuş. Adeta söylediği rivayet edilen sözün birinci değil ikinci bölümü gerçekleşmiş. Yani Sultan Mehmet İstanbul’u FETHETMİŞ, İstanbul da sultanı ALMIŞ.

Kadir Topbaş surları delip Konstantiniyye’ye giren kumandan olsaydı, Konstantiniyye’yi gerçekten alırdı. Askerlerine dönüp “Kimse alamamıştı, ben nasıl aldım ama. İşte sizin başkanınız bu” derdi. Şehrin adını “Kadiriyye” verir, Sivriada’nın tepesine sema eden bir anıtını yaptırırdı.

Fatih, şehrin anadilinde yani Rumca halka hitap etmiş. Kadir Bey, Artvinli aksanının kırıntısı kalmamış arı Türkçesiyle hitap ederdi.

Fatih, öyle tarih kitaplarının yazdığı gibi bin yıllık Roma İmparatorluğu’nu yıkmamış. Niye yıksın? Hazır bin yıllık bir birikim var. Tarihi kesintiye uğratmamış, bu durumu avantaja dönüştürmüş “artık bu bin yıllık imparatorluğun devamı benim” diyerek dünyaya nam salmış. Kadir Topbaş olsaydı tabelaya “since 450 / 450’den beri” yazmak yerine, bin yıllık markayı siler, eski parke taşlarını bile söküp yerine gıcır taşlar döşetirdi. (Desteksiz atmıyorum. Yüz küsur yıllık Şehir Hatları markasını atıp yerine üç beş yıllık İDO markasını getirmişliği vardır.)

Fatih Sultan Mehmet’in kendisi de oğlu ve torunu padişahlar da hiç bir zaman fethin yıldönümünde davullu zurnalı kutlama yapmamış, bunu akıllarına bile getirmemiş. Başkan Topbaş’ın ne yapacağını kestirmeye gerek yok. “İspanyada boğa güreşi var, Portekiz’de portakal savaşı festivali, Almanya’da peynir tekerleği yuvarlama şenliği var. İstanbul’un da bir şeyi olsun” deyip “gemileri karadan yürütür, akşam da milyonlarca havaifişek patlatırdı”. Zaten bu hâlihazırda oluyor.

Fatih, Ayasofya Kilisesi’ne bir ibadethane olarak değer veriyor ve başka bir din için kutsal olan mekânı kendi dininin en kutsal mekânına çeviriyor. Kilise duvarındaki Hıristiyanlık işaretlerini, zarar vermeyecek bir sıva ile kapatıyor.

Kadir Bey Ayasofya önünde düzenleyeceği basın açıklamasında “Bizans’tan kalma, zemin etütleri düzgün yapılmamış bu eski yapıyı yıkacağız. Fethe yakışır, İstanbul’a yakışır, altı otopark, çevresinde rekreasyon alanları olan yepyeni modern bir cami yapacağız” açıklamasında bulunurdu. Paint’ten terk bir grafikere yaptırdığı üç boyutlu Fetih Camii simülasyonunun üzerinde Yük. Mim. Dr. Kadir Topbaş imzası bulunurdu.

Hakkını yemeyelim. Başkan Topbaş fethetseydi İstanbul’u çok güzel çiçeklendirirdi (şimdiki gibi). Ha bir de kazan kazan tavuklu pilav ve kâse kâse muhallebi dağıtırdı.

-

Toplumsal Onarım ve Siyasal Rehabilitasyon

Anabilim Dalı Başkanı, Ruh ve Sivil

Hastalıkları Mütehassısı


sivilayabla@gmail.com

Facebook Yorumları

reklam
02.05.2013
Sibirya ablası
25.04.2013
Hep birlikte kaybettik
18.04.2013
Simitçinin samimiyeti
11.04.2013
Feriştah’tan Hürrem’e Bahçeli’nin dünyası
28.03.2013
Uluönder sorunu
21.03.2013
Çölde Vahşi Newvrouz
14.03.2013
Çanakkale geçilseydi
07.03.2013
Sezaryen barış
28.02.2013
İki artı iki dört müdür
21.02.2013
‘Başka şubemiz yoktur’
14.02.2013
Çizgisiz kâğıt
07.02.2013
Kıbrıs yatağı
31.01.2013
Donanma-mış
24.01.2013
Pargalı için helva
17.01.2013
İpsiz Recep’in mor taytı
10.01.2013
Çevreci aga nigi, naga nigi
03.01.2013
Liderlik sorunu
27.12.2012
Ortaya karışık yılbaşı
20.12.2012
Teselli ikramiyesi
13.12.2012
Koşu bandında röveşata
06.12.2012
Ağaçları keselim
29.11.2012
Serbest kıyafet ve saç inkılâbı
22.11.2012
Nükhet Masaj Salonu
15.11.2012
Taksiyle hipotenüs hesabı
01.11.2012
Masayı döven, dizini döver
25.10.2012
Orhan Gencebay ile bir ömür jürisi
18.10.2012
Sıkıcı köyün sıkıcı enstitüsü
11.10.2012
Şişkoluk vergisi
04.10.2012
Cahil Sizsiniz Türkiye
27.09.2012
Siyasette süper market kahraman bakkal olayı
20.09.2012
Çanta, don, vale, kâğıt havlu...
06.09.2012
Benim sansürüm
30.08.2012
Doktor Mertcan’ı okutan emekli Ahmet Amca
16.08.2012
Naim’e üzüntü testi
09.08.2012
Zevkler ve renkler tartışılmalı –Logolar (2)
02.08.2012
Logolardan yansıyan şehir
26.07.2012
Afrika menekşesi deneyi ve UNICEF
19.07.2012
Bedava köprü için kuyruk hali
12.07.2012
KPSS keşke tamamen çalınsa
05.07.2012
Engelli komşu
28.06.2012
Beta Yasa
21.06.2012
İstanbul’u boşaltanlara öneriler
07.06.2012
Charlie Chaplin Uludere’de
17.05.2012
Kov bostancı danayı
10.05.2012
Buradan sol arabesk çıkabilir
03.05.2012
Baro ve Piç
26.04.2012
Havucun mektubu
19.04.2012
Her işin başı emperyalizm
12.04.2012
Bana siyaset yapma
05.04.2012
Çöle saygı
29.03.2012
Konferans dinleyicisi köpek ve ‘sahibi’
22.03.2012
Hayvanlar
15.03.2012
Korkma! Niye korkasın ki!
08.03.2012
Domatesin kokusu
01.03.2012
Kıyafetle gelen eşitlik
23.02.2012
İstanbul’u Kadir Topbaş fethetseydi...
16.02.2012
Gerçeklik tapıcılığı
09.02.2012
Samanyolu TV günahı
02.02.2012
Çocukluğumuzda yediğimiz helvalar, bugün kulağımızı tırmalar...
26.01.2012
‘Sen mevsimler gibisin, değişirsin sevgilim’
19.01.2012
Kâğıt kokusu
05.01.2012
Zaman düşmanlığı
29.12.2011
Yılbaşı süslemesi
22.12.2011
Onlar ağlamasın da kim ağlasın
15.12.2011
Ekmek, yoğurt, çay ve statüko
08.12.2011
Fareler ve köpekbalıkları
24.11.2011
Futbola hayat öpücüğü
17.11.2011
Varoluşsal araba çıkartması
03.11.2011
Naylon çorap anayasası
27.10.2011
Bir uyuyup uyanalım
13.10.2011
Derthill Rezidans
06.10.2011
Öğretmenlik tarihe karışırken
29.09.2011
Emlak sözlüğü (2)
22.09.2011
Bekara ev yok!!
15.09.2011
Best Model
01.09.2011
Ürkek ve mahcup sivilleşme
25.08.2011
Evlilik programları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.