Asi şehrin kadınları


12.03.2014 - Bu Yazı 1607 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçen hafta sonunda İlim Yayma Cemiyeti’nin davetlisi olarak Diyarbakır’daydım. Bir cümleyle şehir hakkındaki izlenimimi ifade edecek olursam, “unutmakta zorlanıyor, ancak sükunete ihtiyacı var” demem gerekir. Şehir halkı zor yılların ardından şimdilerde sahip olduğu görece huzuru yitirmek istemiyor. İşkence sesleri ve faili meçhul sessizliğiyle, yanık köy dumanlarıyla, göçmen evsizliğiyle baş başa bırakılmış bir şehri bu yüzden kimin sorgulamaya hakkı olabilir?

David Harvey “Asi Şehirler”den söz eder ya, kabuğuna sığmayan, sorularının peşinden giden, haykıran ve talep eden; Diyarbakır da kendine göre “asi” şehirler hanesine kaydedilebilir.

Herkesi içine kapanmaya sevk eden zor yıllar sonuçta kesimlerin yaşadıklarını kendi çevre endişeleri üzerinden tarif etmeleri anlamına geliyor. Ortak endişe, yakın geçmişi kâbusa dönüştüren acıların geri gelecek olması ihtimali. Kürt kesimi çözüm süreci konusunda bıkkınlığa düşme lüksüne sahip değil, umudunu korumak zorunda. İlim Yayma Cemiyeti’nin Kadınlar Komisyonu üyesi F. Hanım, bunun sebebini şöyle izah ediyor: “İnsanlar köylerini terke zorlandı. Bazı günler bizim ev boşaltılan köylerin birinden gelen 20-25 kişiyle dolup taşardı. Sabah askerlerin sorgusu, akşam PKK baskısı… Gerçekten neler yaşadık neler, çok zor dönemlerden geçtik. Eşimin babaannesi köyleri yakıldığında, evi ve ahırı da kül olmuştu tabii, hayvanlarını bırakıp gelmek zorunda kalmışlardı, ben şehirde nasıl yaşayacağım, ineklerimi koyunlarımı bırakıp gelmek zorunda kaldım, diye ağlıyordu. Ev yapılıyor, yine yakılıyor. Yolculuklar güvensiz, otobüsler yakılıyor. İnsanlar evlerinde barklarında sürekli korku içindeydi, her an baskı ve tehdit içeren bir taleple kapıları çalınabilir diye… Kış dönemlerinde akşam saat 17.00’de hava karardığında sokağa çıkmaya cesaret edemiyorlardı. Sokakta yürürken arkanızdan gelen insan sizden korkuyor ve sizin de yüreğinize korku salıyordu. İşte bu nedenlerle de hükümetin istikrarını istiyoruz. Hiçbir dönemde olmadığı ölçüde hizmet verildi bize on yıldır. Yakılan köyler inşa edildi, yollar yapıldı, elektrik çekildi, yaşlılarımız köylerine döndü. Umudumuzu kırmasınlar.”

R. Hanım’ın çok önemli tespitlerinden sadece birkaç cümle aktarabiliyorum: “Yakın çevremde çok acı çeken insanlar oldu. En çok da neye yanarım, bilir misiniz? Bu çatışmalarda hep en yiğitler, en temiz ve samimi olanlar sinsi ve hain bir oyuna kurban gittiler. Belki de o gözü pek yiğitleri kaybetmeseydik her şey çok farklı olabilirdi diye düşünürüm çoğu zaman. (…) Ben dindar ve geleneksel bir ailede yetiştim ve ötekileştirilmiş üç kimliği bir arada taşıdım: Ortadoğu’da bir Kürt, doğuda bir kadın, Türkiye’de bir başörtülü idim ve üçüne de sahip çıkmaya çalıştım. Ayrıca imam hatip mezunu olmanın da getirdiği zorlukları ve mahrumiyetleri zaten biliyorsunuz.”

N. Hanım, 17 Aralık Operasyonu’nun barış sürecini durdurmaya dönük olduğunu dile getiriyor. S. Hanım ise, “Kimileri savaştan nemalanıyor. Sokaklarda uyuşturucu kullanıyor çocuklar. Ama bir taraftan da esnaf artık kepenk kapatmaya razı olmuyor, hükümete güvenerek bu konuda tavır koyabiliyor. Eleştirilecek yönleri var hükümetin, alt yapı eksiklikleri, rüşvet, eğitim alanında zaaflar; ancak bütün bunlar konuşulabiliyorsa da bir gelişme var demektir” diye anlatıyor, çözüm süreci üzerine görüşlerini.

***

Diyarbakırlı için barış süreci, fildişi kulelerde seyrine durulan bir yolculuk değil, gündelik hayatta rahat nefes almanın dayanağı; tıpkı imara açılıp açılmadığı tartışma konusu olmaya devam eden Hevsel Bahçeleri gibi. Evliya Çelebi, Şemseddin Sami, Sezai Karakoç ve Yaşar Kemal'in metinlerine konu olan tarihi bahçeler 200’e yakın kuş cinsi barındıran bir yeryüzü cenneti. Nasıl bir mastır planı bu bahçelerin özsel varlığını korumayı garanti altına alabilir? “İnşaat olarak mimari”nin istila etmek istemeyeceği garanti altına alınmış bir güzellik mümkün olamaz sanki.

Hevsel Bahçeleri, duymazdan gelinemeyecek bazen neşe bazen endişe dolu bir nakarat gibi beni takip etti Diyarbakır günlerinde. İmara mı açılıyormuş? Buna inanılmaz. Fakat bağrında yer alan Kırklar Dağı’nın başına gelen nedir öyleyse? Şeyh Sait’in asıldığı meydana hastane yapılacak olmasını eleştiriyordu Altan Tan, Hevsel Bahçeleri ve Kırklar Dağı üzerine yaptığı basın açıklamasında. (Hevsel Bahçeleri’nin bir köşesinden imara açıldığı haberleri sosyal medyada tepkilere sebep olurken TOKİ bir açıklama yaparak bahçeleri kapsayan alanda herhangi bir konut uygulaması veya imar planı çalışması bulunmadığını bildirdi.)

Sur içinde birer harabe manzarası sergileyen mahallelerin yoksul çocuklarının provokasyona açıklığı şaşırtıcı olmaktan çıktı. Şehir hafızası veya “Hafıza Mekânları” giderek daha vurgulu bir şekilde gündemimizde yer alıyor. Aida Begiç’in “Çocuklar” filmini bu açıdan da izlemek gerek: Şehrin mekânları söz konusuysa, yakın geçmişin acıları konusunda bir yüzleşme gerçekleşmeden unutmak olanaksız.

Diyarbakır Cezaevi şehirlinin ortak bilincini oluşturan mekânlar arasında önde geliyor. Başımıza gelen şimdiki kötülükler 1980'lerde Diyarbakır Cezaevi'nden yükselen sesleri tam zamanında duymamaktan ileri geliyor olamaz mı? Geçmişi unutmak istemiyor Diyarbakır insanı, bunu istese de başaramaz, ancak bugününü ve geleceğini de geçmişin acılarına bağımlı kılarak yas ikliminde karartmaya izin vermiyor tabiatı. Tamirat gören ve gelecekte nasıl bir mekâna dönüşeceği belirsiz zindan, bütün karanlığı ve kasvetiyle öylece kalmalı, İlim Yayma Cemiyeti Kadınlar Komisyonu üyesi D. Hanım’a göre.

Diğer taraftan, sohbetimiz derinleştikçe güçlükle kavuştuğu asayişine yoğunlaşmış Diyarbakırlı kadınlar, “Kırklar Dağı’nın düzü”ne dikilen çirkin binaları yaslandıkları sağlam kadim değerler kadar güzel yakın geleceği de tehdit eden bir tahribat olarak gördüklerini anlatıyorlar. Barış sürecini kendi haline bırakmamaya çalışırken halk, nice acıya rağmen terk etmeye yanaşmadığı şehrin başına gelen inşaat cinayetlerine itirazı paranteze almaya mecbur kalmış. Gezgin yazar Gülenay Pınarbaşı’nın ifadesiyle, “Suzan Suzi”nin yüreğini sızlatacak olan Kırklar Dağı inşaatı”, tarihi ve bugünü hiçe sayan “neoliberal iktisat”ın kriz anlatısının tecessümü. Gelgelelim Diyarbakır, türkülere konu olmuş tepenin işgâline ilânihâye kayıtsız kalacak bir şehir değil. Binlerce yıllık –Çin Seddi’nden daha da eski bir tarihe sahip- surların gördüğü zahiri bir parlaklıkla aslı görünmez kılan kaba saba restorasyon, şehrin başka türlü bir yıkımı olarak görünüyor Derya Hanım’a.

***

Erkekler işkence görürken, sürülürken, kayıplara karışırken, kadınlar olağanüstü zor şartlar altında evlatlarına ve ailelerine yaşanılır bir ortam sunmanın gayreti içinde oldular. İçlerinden kimileri işkence dehşetinden payını almadı değil. Leyla Zana ve Gülten Kışanak, medyatik örnekler. Başörtüsü yasaklarına, 28 Şubat baskısına direnerek fizyoterapi eğitimi gördüğü Hacettepe’den mezun olmayı ve ara vermeye mecbur bırakıldığı halde ilk fırsatta geri dönerek doğduğu şehirde meslek hayatını sürdürmeyi başaran M. Hanım, Diyarbakır’ın yasak mağduru başörtülü kadınlarının kendi kamusunu oluşturmayı başarmasının nasıl da iki kat çaba istediğini anlatıyor. Başörtülü kadınlar barış sürecini bu nedenle de canla başla devam etmesini istiyor. “Hükümet-Cemaat kavgası nedeniyle mütedeyyin seçmenin kafası karıştı. Buna karşılık son on yolda yaşanan görece asayiş şartlarını kaybetmeme endişesi seçmenin kararını belirleyecektir” diye anlatıyor düşüncelerini.

“Diyarbakır kızları/Fitilsiz kandil yakar” diye sürüyor türkü. Asi şehrin dirayetli kadınları, Diyarbakır’ın “olay çıkaran şehir” olarak tanınmasından rahatsız. “Asi” olmak, şehrin yaşanmaz olduğu şeklinde anlaşılmamalı. “Asi şehir” imajı, bazen şehirli üzerinde baskı oluşturuyor. Zor dönemler geçirildi ama Diyarbakır hiçbir zaman yaşanılmaz bir şehir olmadı, S. Hanım’a göre. İlim Yayma Cemiyeti toplantısında bu konu açıldığında A. Hanım, Türkiye’nin herhangi bir şehrinde de görülebilecek küçük bir olayın Diyarbakır’da yaşandığında büyütüldüğünü belirtiyor. Şehre gelen yazar ve gazeteciler sadece siyasi yazılar yazıyor ve Diyarbakır’ı yaşanılmaz bir yer olarak tasvir ediyorlar. Tamam, asi olmasına asi şehirleri, ama yaşanılmaz bir “diyar” da değil. Tersine, kendine bağımlı kılan bir derinliği, güzelliği, nezaketi var.”

 Bu nedenle de önyargılarla dolu olarak Diyarbakır’a ağlayarak gelen, dönmek zorunda kaldığında da gözyaşlarını tutamıyor. Kapalıçarşı’da esnafla yaptığım konuşmalarda Gaffar Okan’ın hatırası yankılanıyordu: Okan, polisin halka insanca/kardeşçe davranması konusunda üzüntü ve sevgiyle hatırlanan bir sembol.

***

M. Hanım, Diyarbakır’ın az okunan bir döneme girdiği tespitinde bulunuyor. “Hacettepe’de öğrenci olduğum yıllarda solculara Seyyid Kutup’un İslam’da Sosyal Adalet’ini verirdim, onlar da bana Politzer’in Felsefenin Temel İlkeleri’ni verirdi, okur, tartışırdık. Şimdilerde abim, şeyhim, hocam ne dediyse odur, noktasına gelindi” diye yorumluyor, kadınların okurluğu alanındaki değişmeleri. H. Hanım da benzeri kaygı ve tespitleri dile getirdikten sonra barıştan umutlu olduğunu ve bunun sebeplerini şöyle dile getiriyor: “Eskiden hastaneye gitmek anneme çok ağır gelirdi, Türkçe bilmediği için rencide edilirdi. Geçenlerde kardeşim hastaneye gitmiş, doktor onunla Kürtçe konuşmuş. Umutluyum.”

Ancak kültür eken barış biçebilir. Birkaç hafta önce ilk derslerine başlayan Diyarbakır Medeniyet Konuşmaları Merkezi (DMKM) okuma ve fikir üretme zaafı bağlamında kadınlar ve erkekler için faal bir ortam sunmayı hedefliyor. Merkezin açılmasında büyük emeği geçen Ferhat Çelik, hedeflerini şöyle tanımlıyor: “İkinci sınıf batı düşünürü olmayan, kendi kimliğini ve geleneğini iyi bildiği gibi batı felsefesini de iyi bilen yeni bir Müslüman Entelektüel oluşturmak. “

“Umut” sıklıkla telaffuz edilen bir kelime sohbetlerde, ne de olsa geçmişindeki acıları unutmakta zorlanıyor Diyarbakırlı ve sükunete ihtiyacı var, bugününü ve yarınını barışla onarmaya ihtiyacı var, yukarıda yazdım. Allah’tan şehrin kadim dokusu, şehirli için paha biçilmez bir güven kaynağı olmaya devam ediyor. Herhalde, Diyarbakır halkı barış süreci konusunda oluşan tereddütleri aşmayı sürdürürken, neredeyse sekiz bin yıllık tarihi olan surları, efsanelere konu olan Kırklar Dağı’nı ve Hevsel Bahçeleri’ni kendi haline bırakmak gerek. 

Not: Diyarbakır’ın acılarla dolu geçmişini öyle kolaylıkla unutamayacağının bir göstergesi olabilir: Birlikte şehri dolaştığımız, sohbet ettiğimiz kadınların çoğunluğu, seyahatim üzerine yazacağım yazılarda isimlerini kaydetmememi rica ettiler. Onca masum, haklı ve doğru cümlelerin ifadesinde bile kendini gösteren kaygının birçok çarpıcı cümleden daha açıklayıcı ve dikkate değer olduğu açık.

http://www.dunyabulteni.net/yazar/cihan-aktas/19574/asi-sehrin-kadinlari

Facebook Yorumları

reklam
9.08.2019
Sadece Aliya
16.1.2019
Mahcubiyet yılları
4.9.2018
Göçmen kadın konuşamaz
28.8.2018
Kambay Ailesi’nin Rize’ye geri göçü
15.8.2018
Biri onu dinlesin, sözünü kesmeden…
28.7.2018
Bir şehri koruyan kelimeler
19.7.2018
Bize layık görülen kumaşlar ve modeller
21.10.2017
İş beğenmeyen gençler
21.9.2016
Yurdumuz, gayretimiz kadar
20.11.2015
Seçim muhasebesi ihtiyacı
6.10.2015
Saat Kulesi’nin şairi, kahramanım
3.9.2015
Yanlış zaman, doğru cümleler
12.8.2015
Birbirimizi konuşmaya çağıralım
5.8.2015
Barış biricik umudumuz
10.7.2015
Hepimizin hayal kırıklığı
25.6.2015
Ayşe Şasa ile "hikayemiz"
17.6.2015
Seçim irfanı
11.6.2015
Şehrin duvarları nasıl boyalı?
5.6.2015
Sokağın seslerine açık siyaset
15.01.2015
Başka türlü faşizmler
01.09.2014
AK Parti'nin kültürelliğinin sorunları
07.08.2014
Gazze için yeniden ittifak zamanı
26.06.2014
Tesettür agorafobisinde Necip Fazıl etkisi
28.05.2014
Kirli tırnakların ince düşüncesi
10.05.2014
Eleştiri hayattır
02.05.2014
Başka türlü sürüyor dağınıklığımız
27.04.2014
Geleneksel mevzi konforumuz
14.04.2014
Kiraz çiçeği bakışı
07.04.2014
Japonya üzerinden seçim dersleri
22.03.2014
Daha ne kadar üzülebiliriz?
13.03.2014
Berkin için üzülmenin soruları
12.03.2014
Asi şehrin kadınları
27.02.2014
Kabataş körleşmesi
17.02.2014
'Rahima'nın hatırlattığı her şey
10.02.2014
Mahremiyet tartışmaları bize neyi öğretmişti?
01.02.2014
Muhabbet sarayı, plazaya karşı
28.01.2014
Tam o sırada neredeydim ben?
21.01.2014
Yargı, mahremiyet, Rus ruleti...
10.01.2014
Yeraltı Camii notları
04.01.2014
Birdenbire yaşlanmak
29.12.2013
Kızı Hamira'nın dilinden Mevdudi
22.12.2013
Uzun gece, eksik cümleler
17.12.2013
Temiz kar, kirli siyaset
09.12.2013
Bir zindanın başlıca sesleri
29.11.2013
Sahibine zarar veren diploma
23.11.2013
Gece konukları
18.11.2013
Mahalle, mahremiyet ve medya
14.11.2013
‘Kaspa’ Duvarı
01.11.2013
Cellabe okumaları
25.10.2013
Fas kolajı
19.10.2013
Daha yalnız olan aslında kim?
12.10.2013
Sis ve edebiyat
04.10.2013
Meleğin kanatları
27.09.2013
Barış yolu: Dua, salavat, türkü
20.09.2013
Alevi Sünni sofrası
14.09.2013
Rövanşist ya da müşahit dil
07.09.2013
İki genç kızın tebessümü
02.09.2013
Suriye yakalanması
29.08.2013
Fıkıh, roman ve komplo
20.08.2013
Halkın sesinde Hakk'ı arama
13.08.2013
Parkta Sezai Karakoç okumak
11.08.2013
Kadın, beden, sokaklar...
29.07.2013
Şair taşınması
21.07.2013
Kaos ve oruç
13.07.2013
Rabia Meydanı
11.07.2013
Başörtüsü tacizini içselleştirme
03.07.2013
Bize "Helal"den soran gençler
27.06.2013
İdeal toplumu Çin'de aramayalım
18.06.2013
Özgürlük hattının rövanşı
13.06.2013
AKM tabusu, avm taşması
08.06.2013
İnşaat ve Siyaset
26.05.2013
Ana Sütü Gibi Ak Bir Dil
24.05.2013
Kültür Eken Barış Biçebilir
29.04.2013
Ayrılma zamanı
22.04.2013
Mutlu son-suz hayatlar
7.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
15.04.2013
Başka türlü güç, bambaşka akıl
08.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
01.04.2013
Dönüşün buruk güzelliği
25.03.2013
İnsaf ya da şovenizm
18.03.2013
Öykü ve alerji
11.03.2013
‘Vasıfsız’ kadınlar
04.03.2013
Çirkinleştiren o bakış
25.02.2013
İki kadın, farklı roller
18.02.2013
Kentsel dönüşüm ve hafıza
11.02.2013
Peluş ayıcık ve aşk
04.02.2013
Tasvir, nostalji, Cündioğlu
28.01.2013
Pınar Selek telmihi
21.01.2013
Manşet infazları
14.01.2013
Maskeli günler
07.01.2013
Bir can dünyaya bedeldir
31.12.2012
Hangi ‘hanım’ın enerjisi...
24.12.2012
Direnmeyi sürdüren Morisko
21.12.2012
Taraf'la hikâyemiz
20.12.2012
İnşaat tozunun kara büyüsü
17.12.2012
Dört mevsim kitap orada...
10.12.2012
Benim bildiğim Hilâl
03.12.2012
Şeriati duyarlığı, yeniden
26.11.2012
Çamlıca Camii ve ince bağlantılar
19.11.2012
Gri şehir, renkli katmanlar
12.11.2012
Acıları yarıştırmak
05.11.2012
Meryem Cemile’nin ülkesi
01.11.2012
Ölüm orucu kimin cezası
29.10.2012
Sıla-i rahim
22.10.2012
Bilmediğimiz kitap okuru...
15.10.2012
Konya, hüzünlü göründü bana
08.10.2012
AK Parti, roman ve kuram
01.10.2012
‘Film Arası’, ‘Hayal Perdesi’
24.09.2012
Yürüyerek barış yazmak
17.09.2012
Kuzu ve çocuk
10.09.2012
Sansür ve ilke
06.09.2012
Neşe’nin eczanesi
03.09.2012
İran devrimi mezhepçi miydi...
30.08.2012
İslâmcılık, bir sınır aşma hareketi..
27.08.2012
İran’ın kız öğrenci sorunu
23.08.2012
And olsun kaleme ki...
20.08.2012
Elden gelen Arakan’a
16.08.2012
Süleymaniye bakışı
13.08.2012
Sapasağlam bedenler
09.08.2012
İslamcılık ve Borges
06.08.2012
Açık mutfak
02.08.2012
‘Issız cami’ kimin projesi
30.07.2012
İşkence sözcesi
26.07.2012
Akademi, feminizm ve burka
23.07.2012
Ucu açık sofra
19.07.2012
Yusuf Kuşu misali annem
16.07.2012
Taşınıp düşünürken…
12.07.2012
Hakikatli cümleler
09.07.2012
Mezar konutlar
05.07.2012
Taşlaşan suret
02.07.2012
Suriye dersleri
28.06.2012
Garaudy ve kadınlar
21.06.2012
Utanç yangınları
18.06.2012
Dağ adımlarıyla Garaudy
14.06.2012
Muhteşem muhalif
11.06.2012
Kelime tamircisi
07.06.2012
Ali, kelimeler ve biz
04.06.2012
Rus ruleti
31.05.2012
Kürtaj ve Uludere kolajı
28.05.2012
Hakkını helal etmeyen işçi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive