•  
  • (168)

 Yok hükmünde! 

Başta daha ziyade rejimin dünya ile olan münasebetlerini tarif eden bir deyimdi. Ağırlıklı olarak hariciye ve hukukta kullanılır nitekim. Osmanlı Türkçesiyle “keenlemyekün”, İngilizce “null and void”, Frenkçe “nul et non avenu”.  

Ne ki, memlekette olduğu gibi, zırt pırt kullanılacak bir deyim değildir. Ağırdır. Kapıları kapatır, köprüleri atar, gemileri yakar. Dillerine pelesenk olanların istediği belki tam da budur. Her çeşit tartışma, diyalog, müzakere, pazarlık, al-ver, hâsıl-ı kelâm yumuşak, itidalli yolların kapatılması…

Türkiye’nin dış politikası yıllardır “yok” hükümleriyle tezahür ediyor. Ne zaman Ankara rejiminin hoşuna gitmeyen, cevap veremeyeceği, altında kaldığı, çoğu zaman da aklının ermediği ve Türkiye’yi muhatap alan bir belge, bir söz, bir karikatür, bir makale, bir karar olsa “yok hükmünde” damgası vuruluveriyor. Lakırdıyı en sık kullanan hükümcübaşı ise bizzat Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu. Sık kullanılmaya başlanması, rejimin hukuk devletini çöpe atmaya karar verdiği 2013’e rastlıyor, doğal olarak. 

O gün bugündür yok hükmünde damgası yiyen yabancı menşeli hükmün haddi hesabı yok. Hatırlayın, ilk Avrupa Birliği’nin İlerleme Raporlarıyla başlamıştı. AB, ülkenin iç ve dış neredeyse bütün uygulamalarını kapsayan üyeliğe hazırlık çalışmalarındaki eksiklere, rötarlara, yanlışlara işaret ettikçe yazdığı raporlar yok hükmünde oluverdiydi. Ünlü hukuk insanı Burhan Kuzu televizyon şovunda bir raporu yok hükmünde ilân edip çöpe attıydı. 

Kamuoyunda epey iş yapan bu efelenme sonraları iyice azıttı. Münferit AB ülkeleri yetkililerinin beyanları, başta “püsküllü belâ” Avrupa Parlamentosu olmak üzere AB kurumları kararları, Avrupa Konseyi rapor ve kararları, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği raporları ki bu kurumlar Türkiye’nin bir biçimde taraf veya ortak olduğu ülkeler ve kurumlar, hepsi boyunun ölçüsünü aldı alimallah. İnsan hakları ve demokrasi savunuculuğu yapan sivil toplum kuruluşlarından hiç söz etmiyorum, kaile bile alınmıyorlar çoktandır. Oysa AB üyeliği hazırlık çalışmaları döneminde hatırları sayılırdı.   

İnsan hakkı ihlalleri, hukuk devleti ihlalleri, işkence, yolsuzluk, baskı, zulüm, ceberutluk, yurtdışında işgal, adam kaçırma, cihatçı destekçiliği ve ihracatı, bu sorunlarla ilgili Türkiye’ye laf eden herkes ve her kurum yok hükmünde bundan böyle.  

Ek olarak, yok hükmünde sayılan yazılı sözlü kararlara karşı geliştirilen “sert cevap” dili de işlemde. “Misliyle karşılık verilecek” formülüyle bilinen bu “güçlü” politika, yok hükmünün bir nevî devamı. Ne var ki saçma, yok hükmündeyse neden cevap verirsin ki?      

Ek olarak, yok hükmünde olarak değerlendirilmese de yokmuş gibi yapılan sayısız karar mevcut. Misal inatla uygulanmayan AİHM kararları, Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi kararları.  

Ek olarak, yok hükmünde olan devletler var. En meşhuru, memlekette GKRY denilen Kıbrıs Cumhuriyeti; Ermenistan da yokluk konusunda fena sayılmaz. 

İşin özü, Ankara rejimi “yok hükmündedir” diye kükrerken “uluslararası ilişkimin hukukunu da ben belirlerim” diyor. Misâlen, Libya ile yaptığı ve uygulanması kat’iyen mümkün olmayan deniz sınırı anlaşmasına karşılık Yunanistan-Mısır arasında onaylanan, uluslararası hukuka uygun ve meşru deniz sınırı anlaşmasına yok hükmündedir diyor. Misâlen, Arap Ligi “Arap ülkelerine musallat olmaktan vazgeç” diyor, Ankara’daki karar yok hükmündedir diyor.  

Türkiye’nin dış politikasının sorumluları onu bunu yok hükmünde ilân ederek ülke hakkında söylenenlerin, yazılanların yok olacağı sanrısı içindeler. Yok hükmünde lafını bu kadar sık kullanır hâle gelmiş olmalarından kuşku dahî duymuyorlar. Onlar yok saysa da hükümler verilmeye devam ediliyor, algı yerleşiyor, Türkiye yok hükmünde olan “haydut devlet” olarak kabul görüyor artık.  

Yok hükmünün esas kaynağı şüphesiz ülke içerisinde cereyan eden uygulamalar. Dışarıya verilen yok hükmünde ayarları, içeride hukukun külliyen yok hükmünde sayılması sonucunda birey ve topluluklara uygulanan muameleden kaynaklanıyor.   

Yok sayma, hiçleştirme, insanlıktan çıkarma memleketin ezici çoğunluğuna kıyasıya uygulanıyor. Gayrimakbûl Kürdler, varlığı reddedilen Kürdçe, inançları reddedilen Alevîler, külliyen reddedilen Gayrimüslimler, sosyal ölüme terkedilen KHK’lılar, farklı cinsel tercihi yok sayılanlar, mazlum kadınlar, çocuklar, işçiler… Ve şimdi salgından ölme hakkına bile sahip olmayanlar, zira hastalık da bir bakıma yok hükmünde. 

Adalet arayan ve belki ondan önce yurttaşlık hakkını arayan her yurttaş, Sünnî Erkek Rejimi için yok hükmünde değil mi?  Yok hükmünde olanların yok olması da doğal değil mi?

Şu son yıllardaki bir çırpıda akla gelen yok hükmündekilere bakın hele: Roboskili köylüler, erkeklerce öldürülen binlerce kadın, taciz edilen binlerce çocuk, iş cinayetine kurban giden binlerce işçi, HDP’ye verdiği oy sayılmayan altı milyon vatandaş! Saymakla bitmez. 

İçerde ve dışarda yok hükmünde ilân ve icraatından ise geriye, yok hükmünde bir memleket ve içinde, güdük Sünnî İslâmının gönüllü kulları kalıyor.