• 8.01.2019 00:00
  • (564)

  Ezilen, horlanan, itilip kakılan halklara mensup bireyler her zaman, her yerde en başarılı olmak için uğraşırlar; eğitime önem verirler, çoğu zaman da başarılı olurlar. Britanya ve ABD’deki Hindistanlılar ile dünyanın dört bir yanına dağılmış Filistinliler en bilinenleridir. Türkiye ve Suriye’deki Kürdler için benzer bir etki-tepki diyalektiği giderek gözle görünür hâle geliyor.                 

Türkiye Kürdlerine bakalım. Bir kere maruz kaldıkları eşitsizlik ve adaletsizliklere karşı gençlerin ağırlıklı olarak hukuk eğitimini yeğlemeleri ve iyi hukukçular olmaları tesadüf değil. Keza pek çok değerli Kürd siyasetçi arasından bir tanesini, Selâhattin Demirtaş’ı alalım. On parmağındaki on marifeti geçtim, bugün üzerindeki muazzam baskıya rağmen gerekeni azimle hapishaneden söylüyor. 

Peki, memlekette Demirtaş ayarında bir Türk siyasetçi var mı? Elinizi vicdanınıza koyun. Yok!

Sadece mensup olduğu halkın temsilcisi olarak değil bütün memlekete yararlı olabilecek bir bakış ve duruşa sahip Demirtaş. Bir başka Kürd daha vardı: Turgut Özal. Asimile idi, devletle iç içeydi, mütedeyyindi ve sağdan geliyordu. Günahıyla, sevabıyla pek çok kalıcı hayırlı iş yaptı. İki tanesini hatırlatayım: AİHM’e kişisel başvuru hakkı ile AB üyeliğini canlandırarak hâlen nemalanılan gümrük birliğine önayak olması.        

Ve Suriye Kürdlerine bakalım. Suriye Kürdleri ile Türkiye Kürdleri Bağdad demir yolunun çizdiği sunî sınırla birbirlerinden koparılmış akrabalardır. Eskiden sınır kapalıyken bayramlaşma için istisnaî olarak açılırdı. 

Suriye’de Kürdler zordaki Esad rejiminin Suriye’nin batısına yoğunlaşmasıyla oluşan boşluğu ustaca doldurup Ortadoğu’da benzeri olmayan, pilot proje niteliğinde bir özerk yerel yönetim yarattılar.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) adı altında Abdullah Öcalan’ın Amerikalı düşünür Murray Bookchin’in kuramından esinlenerek önce katı Marksist çizgisinin eleştirisini yapıp ardından geliştirdiği “demokratik özerklik” hayata geçirildi. Öcalan ile Bookchin mektuplaşmaları mevcut ve öldüğünde Kürd Hareketinin yaptığı açıklama şöyle:

“Bizi sosyal ekoloji düşüncesi ile tanıştırdı ve bunun için minnetle hatırlanacak. Bookchin’i mücadelemizde yaşatmayı taahhüt ediyoruz. Sözümüzü somut bir demokratik konfederalizmi kuran ilk toplum olarak uygulamaya koyacağız”. 

Kürdler, Türklerin çoğunun sandığı gibi sadece, o da mecburen, savaşmıyor, yeni bir toplumsal birlikteliği yoktan var ediyorlar. Eksiğiyle, fazlasıyla.   

Murray Bookchin keskin bir cinsiyet eşitliğine dayalı bir toplum, azınlık veya çoğunluk farklı toplulukların temsiline dayalı doğrudan demokrasi ve radikal çevreciliği savunur. 

Bu kuram 21 Ocak 2014’te, batıdan başlayarak Suriye’nin Halep vilâyetine bağlı Afrin kantonu, Rakka vilâyetine bağlı Kobane kantonu ve Haseke vilâyetine bağlı Cezire kantonundan oluşan KDSÖY’nde vücut buldu. 

Yasama organları olan kent konseyleri ve kanton parlamentoları Arap, Ermeni, Ezidî, Kürd, Süryanî ve Türkmenleri kapsıyor. Her kantonun bir kadın ve bir erkek eşbaşbakanı, her belediyede bir kadın ve bir erkek eşbaşkan ve her siyasi partinin birer kadın ve erkek eşbaşkanları var. Memurların yüzde 60’ından fazlası aynı cinsiyetten olamıyor. Yönetim bu hükümet yapılarının tepesinde oturuyor. Şu sırada Kürd İlham Ehmed ile Arap Mansur Selum Yönetim’in eşbaşkanları. Yönetim’de en çok Arapça ve Kürdçe resmî dil olarak kullanılıyor. Süryanî-Aramîce ve Türkmence de yerine göre geçerli. 

Bu dil konusunun altını çizmek iyi olur. Kürdler tıpkı tahakküm altındaki diğer halklar gibi ister istemez çokdillidir. Egemen halklar ise tekdilli ve dolayısıyla çok dil bilmenin zihinsel nimetlerinden faydalanabilme kapasitesinden yoksundurlar. Bu alfabe için de geçerli. Misâlen KDSÖY’ndeki diller sayesinde Latin, Arap ve Süryanî-Aramî üç farklı alfabe kullanılıyor. Zihin açar!  

Demokratik özerklik uygulaması sütten çıkmış ak kaşık değil elbet. Siyaseten PYD’nin rakibi olan Kürt Ulusal Konseyi yöneticileri kâh kovuldu kâh tutuklandı. Ancak Suriyeli Kürdlere Ankara tarafından dayatılan savaşa rağmen dünya kadar iş yapılıyor orada. 

Misâlen üniversiteler. Kamışlı’da pek çok fakülteye sahip Rojava Üniversitesi ile işgâl kuvvetlerinin kapattığı Afrin Üniversitesi.  

Misâlen tamamen kadınların yönetiminde olan ekoloji köyleri veya Batı’nın romantik ilgi odağı olmalarına rağmen son derece ehil olan Kadın Savunma Birimleri.  

Mufassal bilgi için yakın zamanda New York Review of Books’da Peter W. Galbraith’in makalesini ve Bookchin’in kızının bu yaz çıkan makalesini tavsiye ederim. Keza “Rojava Devrimi” başlıklı 2016 tarihli Arapça ve Kürdçe dışında Farsça, Lehçe, İsveççe, İspanyolca, İtalyanca,  Rusça, Slovence ve Yunanca dillerinde yayımlanan kitabın Türkçesi şu bağlantıda indirilebiliyor. Dördüncüsü, zamanında üniversitede bölgesel politika derslerinde okuttuğum ve anayasal bir metni çağrıştıran “Rojava Toplumsal Sözleşmesi” ne de başvurulmalı. 

İşte Türkiye’nin asla haberdar olmadığı, olsa bile aklının ermediği, aşağılamaktan ve yok etmeye yeltenmekten başka ne yapacağını bilemediği bu deney bu. Kendisine iki beden bol gelen!  

Türkiye’deki kavruk siyasetin yanından dahî geçemeyeceği çözümler bunlar. Bırakın yanından geçmeyi korkudan telaffuz dahî edemeyecekleri şeyler bunlar. En başta da rejimin görülmemiş boyutlara taşıdığı merkeziyetçiliğin tam aksi olan, iktidar paylaşımı anlamına geldiği ölçüde korkulu rüyası olan ademimerkeziyet. Haset ve korku burada yatıyor. 

Ankara’da kimsenin aklına, bölgede ademimerkeziyetçi bir pilot proje oluşturan Rojava’ya başka bir gözle bakmak ve en önemlisi barışçı bir tutumla yaklaşmak gelmedi. Öyle olunca geriye kaldı nefret ve yıkım. 

Buna rağmen bugün Türkiye Kürdlere ve memlekette yaşayan hâlinden memnun olmayan diğer toplum katmanlarına sürdürülebilir bir toplumsal birliktelik ufku sunmaktan tamamen acizdir. 1923’te kurulan Cumhuriyet “uygarlaştırıcı” iddialarının yanında fevkalâde tekçi bir toplum tahayyülünü cebren ve şiddetle dayatır. Bu dayatma yüzyıldır aynen sürüyor. Bu küstâh “uygarlaştırma” misyonu sayesinde şu aralar işgâl ettiği Suriye toprağına okul, PTT, Ziraat Bankası, emniyet teşkilâtı gibi miadı dolmuş kurumlarını ihraç eder.

Bu nedenlerden, Kürdlerin ister Türkiye’de ister Suriye’de demokrasi ve özgürlük beklentisine aynı cebir ve şiddetle ket vurmaya çalışmasının getirisi kısa vâdelidir. Kürdlerin demokrasi ve özgürlük konusunda en talepkâr kesimlerinin Türkiye’nin kavruk ideolojisi ve çağdışı kurumlarıyla uzun vâdede yetinmeleri mümkün değildir. Diğer bir deyişle, Türkiye’deki Kürd illerindeki yerel yönetimlere istendiği kadar kayyım atansın, Suriye’deki Kürd kantonlarına istendiği kadar bomba yağdırılsın uzun vâdede Ankara’nın dayatmaları sürdürülemezdir.