•  
  • (432)

 Reisin savaş tamtamlarının şamatası arasında Volkswagen de nerden çıktı diyeceksiniz. Esasen Rojava’ya savaş ilânıyla Volkswagen’in sakat projesi arasında fark yok. Her ikisi de rejimin dayatmaları sonucunda dışarının hesapçı umursamazlığı ve içerinin sağır edici sessizliği ile cereyan ediyor gözümüzün önünde. Bu zifirî karanlık karşısında ahlakî bir duruş nasıl sergilenebilir? Savaş üzerine ve muhalefetin birkaç cılız çatlak ses dışında, hizaya gireceği üzerine epey yazdım. Rojava savaşı uzarsa daha yazılır. Bugün Volkswagen oldubittisine bakalım. 

Dostlarım epeydir, neredeyse her yazımdan sonra “e peki ne öneriyorsun” diye sorarlar. Buyrun size somut, şiddetsiz bir itiraz önerisi: Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir proje olan, Manisa’da kurulması düşünülen Volkswagen fabrikasının gerçekleşmemesi için Almanya ve Türkiye’de bir kampanya başlatmak. Var mısınız?

Konu hakkında Alman resmî haber kanalı DW, bekleneceği gibi art arda propaganda yayını yapıyor. Yayınlarından neyin nerde ve nasıl cereyan ettiğini öğrenmek pek mümkün değil. Artı Gerçek’te Pelin Cengiz ve Twitter’da El Deniz rumuzlu mühendis ayrıntılı bilgi verdiler.   

Kısaca tekrar edeyim. Volkswagen, tüm Alman ve AB otomotiv sanayii gibi artık AB fosil yakıt standartlarının gerisinde kalan üretim zincirlerini lağvetmek ve AB dışına taşımak zorunda. Emden, Hannover, Zwickau, fabrikalarında ve kısmen Wolfsburg’da elektrikli araçlar üretmek, benzin ile dizel motorlu modellerin üretimini ise doğu Avrupadaki yeni bir tesise kaydırmak için çalışıyor. Üstüne üstlük firma 2014’te ortaya çıkan dünya çapında bir çevre skandalıyla cebelleşiyor. Ürettiği araçların özellikle dizelli olanlarının egzoz emisyonları hakkında yalan bilgi vermekten tutun, laboratuvar testlerinde egzozu maymunlar üzerinde denemeye kadar bir dolu vukuatı var. Yöneticileri hapse atıldı. Çarptırıldığı para cezaları, vermek zorunda bırakıldığı tazminat 30 milyar mertebesinde. Araçların çevresel yetersizliği ve yarattığı sağlık tehlikesi nedeniyle Almanya dâhil pek çok ülke tazminat aldı, Türkiye ise konuyu açmadan kapattı! Hisse senedi 2015 değerinin yarısında. Sözün özü, Volkswagen zorda, eh Ankara rejimi de zorda olunca kader birliği yapılıyor hâliyle.  

Epeydir gündemde olan yatırım için Volkswagen yetkilileri ile Ankara kadar şirketin %14,6 hissesine sahip olan Katar Holding, Erdoğan’ın şahsî dostu uluslararası iş takipçisi, otokratların hizmetkârı, Kremlin lobicisi, eski başbakan Schröder pek faal. Katar’ın doğrudan Erdoğan ile olan sıkı fıkı ilişkilerini hatırlayınca işte dahli olmaması mümkün gözükmüyor. Anlaşılan o ki bu “kupon” proje Erdoğan’ın bizzat dahli ve tasarrufuyla ilerliyor. 

Geçtiğimiz hafta Volkswagen yetkilileri Herbert Diess ile Andreas Tostmann ve Türkiye’den Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği “imzanın eli kulağında”, “bu iş bitti” mesajları vermeye başladı. 

Bu her bakımdan “kirli” yatırıma tâlip olan ikisi AB üyesi üç doğu Avrupa ülkesi Bulgaristan, Romanya ve Sırbistan Erdoğan’ın olağanüstü taviz ve teşvikleri karşısında havlu atmış gibi görünüyorlar. Zira rakamlar ve organize işler öyle böyle değil. 

Basına yansıdığı kadarıyla 1,4 milyar euroluk yatırım için teşvikler görülmemiş boyutlarda: 40.000 araç satın alma garantisi ve 400 milyon euroluk teşvik taahhüdü. Volkswagen işi neredeyse bedavaya bağlıyor. 

Borsazamanı.com sitesi şöyle yazıyor: “Volkswagen Turkey Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ’nin kurulduğu Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanırken, Resmî Gazetede de Süper Teşviklere ilişkin kararda değişiklik yapılması dikkat çekti. Karara eklenen madde ile asgarî 5 milyar TL sabit yatırım tutarında ve komple yeni yatırım niteliğindeki yatırım projelerine ilişkin olarak özel hukuka tâbi yatırım proje sözleşmesi imzalamaya Sanayi ve Teknoloji Bakanı yetkili kılındı” İşler acele! 

Fabrika yeri Manisa Organize Sanayi Bölgesi (OSB). Manisa AKP’li belediyeye sahip ve Ticaret Bakanının memleketi. Şimdiden OSB sayesinde bir dolu indirim, istisna, iade, muafiyet ve faiz desteğinden faydalanacak olan Volkswagen’in talepleri Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi ve OSB yönetimi ile yerel yönetim tarafından ikiletmeden karşılanıyor. İşçiler için işyerinde TOKİ evleri planlanıyor. Tam bir 19. yüzyıldan kalma endüstriyel paternalizm örneği. 

Fabrika eğer hayata geçebilirse 2022’de Passat, Seat ve Skoda modelleri üretecek. Yılda toplam 300 bin araç kapasitesine sahip olacak. Üretimin yüzde 80’i yurtdışına ve kirli motorlu araçlara razı olacak ülkelere, geri kalanı içeriye satılacak. Yan sanayi dışında 4000 kişiye istihdam sağlanacak. 

Projenin sayısız sakıncası var. İlkin yabancı sermayeye ve uluslararası meşruiyete muhtaç rejimin ekmeğine yağ sürüyor. Türkiye’ye yabancı sermaye eskisi kadar gelmiyor ve yetersiz kalıyorsa nedeni rejimin hataları, beceriksizliğidir, halkın kendisi değil. Reisin bizzat bu işe mesai harcaması ve görülmemiş tavizler vermesi bu yabancı sermaye açlığından. Rejim ve olur olmaz her fırsatta memleketin artık normalleştiğini savunmaya hazır yüzsüz sermaye grupları düğün bayram hazırlığında. Volkswagen yatırımının arkasının geleceğini düşünüyorlar. Ezkaza fabrika kurulursa 24 saat havaî fişek atılacağından emin olabilirsiniz. 

Hukuk devletinin asgarî standartlarında nal toplayan Türkiye’ye Volkswagen’in peşinden sermaye akması ham hayal tabii. Ne var ki bu girişim dahî rejimin meşruiyetini pekiştirmesi açısından az değil. Sözün özü Volkswagen ve Almanya reisin faşist rejimine destek oluyor. 

İkincisi proje çevre ve işçi düşmanı. Çevre vukuatı ayyuka çıkmış ve şimdi kirli üretimini Türkiye’ye taşıma peşinde olan Volkswagen’e gösterilen teveccüh, rejimin ve sesi hiç çıkmayan muhalefetin halk sağlığı konusundaki umursamazlığını gayet iyi anlatıyor. 

Çalışma koşullarına gelince yukarıda sözü edilen paternalizm, sendikasız ve son derece düşük saat başı ücretini de beraberinde getiriyor. DİSK’e bağlı Birleşik Metal Sendikası Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Eyüp Özer FAZ gazetesine “otomotivde toplu iş sözleşmesinde sendikalar saat başına 2,40 avro isterken yeni işçilere asgarî ücret 1,40 avro olarak geldi” diyor. 

Yatırıma tâlip olan diğer aday ülkelerin uzun vâdede, hukukla işi olmayan “Vahşi Doğu” ülkesi Türkiye’nin vaad ettiği çalışma ve çevre muafiyetleri altında üretim yapmaları mümkün değil.  

Üçüncüsü bol kese teşvikler meselesi. Her ne kadar sektör temsilcileri “bu bir markaya verilmiş taviz değil, Türkiye sanayine, Türkiye ekonomisine verilmiş olan bir güven oyudur; bu yüzden kamuoyumuzun da bunu anlaması ve desteklemesi gerekiyor” dese de teşvik vergi veren halkın cebinden çıkıyor. 

Peki bu dikensiz gül bahçesine kim ses çıkartıyor? Avrupa Parlamentosundan farklı gruplara dâhil yedi parlamenter AB Komisyonuna hitaben yazdıkları bir dilekçede söz konusu fabrikanın devlet teşvikleriyle ilgili AB rekabet kurallarına uygunluğunun incelenmesi talep etti. Aynı dilekçede “Erdoğan yönetimi altında hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve demokrasi alanlarında giderek daha da kötüleşen durum göz önüne alındığında, Volkswagen yönetiminin kararı ciddî endişeye yol açmaktadır” dediler.

Bu dilekçe dışında çatlak ses yok. Olmadığı gibi, Berlin yani federal hükümet gayet taraftar. Volkswagen’in yüzde 11,8 mertebesinde sahibi olan, istese projeyi engelleyebileceği söylenen ama kılını kıpırdatmayan Aşağı Saksonya Eyâleti Başbakanı Sosyal Demokrat Stephan Weil’in ise çevre, işçi, insan hakkı gibi bir derdi olmadığı anlaşılıyor.  

Çevre ve işçi düşmanı, memleketin kaynaklarını çarçur edecek olan, ve en vahimi rejimin ömrünü uzatma potansiyeli taşıyan bu utanç verici projeye hayır diyebilecek, böylece sisteme topyekûn bir itirazı dile getirebilecek babayiğit muhalif var mı?