• 6.08.2019 00:00
  • (399)

 Dünyanın her bucağındaki kolonisi sayesinde üstünde güneş batmayan imparatorluk olarak yakın zaman tarihine geçen şanlı Birleşik Krallığın dağılışını izliyoruz. United Kingdom “Disunited Kingdom” olarak geçiyor artık. Burnundan kıl aldırmayan İngilizler darmadağın. 

Akla gelmeyecek tarihî bir hatâ sayesinde kendini Avrupa kıtasından tecrit etmekle kalmıyor, farklı etnik gruplardan oluşan Krallığın dağılmasına da neden oluyor. Ekonomisi ve para birimi sterling günü gününe alınan tuhaf kararların etkisinde yalpalıyor. Brexit’e isyan bayrağı açmış genç ve eğitimli nüfusu geleceğini başka ülkelerde arıyor. Memleketin dünya çapında siyasetçiler yetiştirmiş ünlü siyaset sanatı beşinci sınıf politikacıların elinde perperişan.  

Muhafazakâr Partinin 92.153 delegesi tarafından, yani hepi topu 92.153 Britanya vatandaşınca seçilen ve başbakan olan Boris Johnson 60 küsur milyon vatandaşın istikbalini belirleyecek ve büyük olasılıkla dağılışın mimarı olarak tarihe geçecek. 

Hazret seçilir seçilmez âdeti üzere ipe sapa gelmez, birbirleriyle çelişkili demeçler vermeye, dağılmakta olan devleti toparlamaya çalışmaya başladı. “İngiltere’ye karşı bahse giren insanlar donlarını kaybedecek çünkü demokrasiye olan güvenimizi yeniden kazanacağız” buyurmuş. Çabaların beyhude olduğunu görmek zor değil. Halâ pek çok gözlemci İngiltere’nin kendini kurtaracağını hayal etse de bir devlet gözümüzün önünde intihar ediyor.  

Yeni Başbakan sorunların ana nedeni olan Brexit’e halâ sahip çıkıyor ve halâ bunun sorunsuz geçeceğini iddia ediyor. Kurduğu hükümet ne pahasına olursa olsun Avrupa’dan kopma yanlısı radikal Brexitçilerle dolu. Diğer demagoglarla birlikte memleketinin başına ördüğü çoraplara ısrarla sahip çıkıyor: “Ülkeyi Avrupa Birliği dışına çıkaracağıma söz verdim ve biz milletvekillerinin halka verdiği sözleri yerine getirip Avrupa Birliği dışına çıkacağız. 31 Ekim’de olsun ya da olmasın.”  

Britanya’nın başına gelen bu tarihî felâketin hem sorumlularından olmak, hem de bu felâketi küçümsemek herhalde ruhbilimin alanına girer. Gerçeklerden kopukluğun geldiği aşamaya birkaç örnek verelim.  

Selefi Theresa May’in Avrupalı yetkililerle aylar boyunca müzakere ettiği ve bütün Avrupa kurulları tarafından kabul edilmiş olan, buna mukabil Avam Kamarası tarafından üç kez üst üste reddedilmiş olan 585 sayfalık Çıkış Anlaşmasını yeniden müzakere etmekten dem vuruyor. Avrupalı muhataplarıysa ısrarla böyle bir şeyin sözkonusu olmadığını dile getiriyor. 

İkinci hayal İskoçya ile ilgili. Johnson başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz İskoçya’ya gitti. İskoçya Başbakanı Nicola Sturgeon tarafından buz gibi karşılandı ve öfkeli göstericilerden kaçmak için Edinburgh’taki makam evini arka kapıdan terk etmek zorunda kaldı.  

Sturgeon “İskoçya halkı bu Tory hükümetine oy vermedi, bu yeni başbakana oy vermedi, Brexit'e oy vermedi ve kesinlikle Boris Johnson'ın da istediği anlaşmasız Brexit'e oy vermedi” dedi. Britanya’nın Avrupa’dan anlaşmalı ya da anlaşmasız çıkışı, zaten ayrılma eğiliminde olan İskoçya’nın yeni bir bağımsızlık referandumu yoluyla Birleşik Krallık’tan ayrılmasını hızlandıracağı konusunda gözlemcilerin ekseriyeti hemfikir.  

Bugüne kadar pek işitilmemiş şekilde Galler bölgesi de ülkenin bile bile içine düştüğü tuzağa tepki verir hâle geldi. İskoçya’dan sonra ertesi gün Galler’de Johnson, tıpkı Sturgeon gibi endişeli ve rahatsız bir Galler Başbakanı ile görüştü. Muhalefetteki İşçi Partisi üyesi olan Galler Başbakanı Mark Drakeford, Guardian mülâkatında Johnson’un kafasındaki Brexit’in, Galler’in tarım ve sanayi sektörlerini tehlikeye atacağını ve yüzyıllardır var olan bir yaşam biçimini etkileyeceği konusunda uyardı.   

Drakeford “Birleşik Krallık’ın bugün azamî risk altında olduğunu düşünüyorum” derken hem İskoçya hem de Kuzey İrlanda'nın ezici bir şekilde Avrupa Birliği’nde kalmak için oy kullandıklarına işaret etti. Bu anlamda Brexit referandumu sonuçları Krallığı oluşturan halkların dolaylı olarak Krallık’ta kalmama iradelerini de faş etti.  

Çarşamba, çıktığı turun son ve en nazik durağı olan Belfast’ta ne daha iyi karşılandı ne de herhangi bir şey elde edebildi. Aksine İrlanda Cumhuriyeti Başbakanı Leo Varadkar anlaşmasız bir Brexit durumunda Kuzey İrlanda’nın İngiltere ile bağlarını koparma ihtimalini ima etti ve Kuzey İrlanda’daki soydaşlarına hitaben “sanırım gittikçe daha fazla kendilerini nerede hissettiklerini sormaya başlayacak liberal Protestanlar ve Krallık taraftarı görüyoruz artık” dedi. O Kuzey İrlandalıların bugüne kadar hiç ayrılma ve İrlanda Cumhuriyeti’ne bağlanma gibi bir gündemleri olmadığını hatırlatalım.  

İskoçya’nın ayrılma hazırlıkları, Galler’deki derin rahatsızlık, Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyetine bağlanması Avrupa Birliği tarafından kabul görecek gibi duruyor. Zira ayrılıkçı Katalunya’nın ayrılmak istediği İspanya Krallığı Avrupa’dan çıkmıyordu. İngiliz Krallığı ise çıkıyor. İngiliz diyoruz çünki İngilizler tek başlarına kalmış durumdalar. İrlanda’nın facialarla dolu İngiltere ilişkisinde elinin hiçbir zaman şu sırada olduğu kadar güçlü olduğunu söylemek abartı değil. İskoçya daha farklı değil. 

Geçmiş başbakanlardan Gordon Brown’un geçenlerde Londra’daki bir etkinlikte Johnson’un “Birleşik Krallığın 55. başbakanı olarak değil, İngiltere’nin ilk başbakanı” olarak anılacağını söylemesi boşuna değil.  

İngiltere’nin intihar sürecini okurken bizim memleketi düşünmüşsünüzdür. Her iki ülke de imparatorluk bakiyesi ve mirasçısı. Her ikisi de geçmiş şanının esiri. Her ikisi de sabık imparatorluklarının hasretinden kurtulup Avrupalı olamamış.  

İngiltere, ne kuruluşunda, ne üye olduğunda Avrupa Birliği’nin iktidarları paylaştıran federal yapılarına asla ayak uyduramadı. Türkiye’de öyle. Birliği batıdan ve doğudan kıskaca alan bu iki irice ülke 21. yüzyılda tek başlarına yollarına devam etmeye çalışacaklar.  

İngiltere’nin durumu Türkiye’ninkinden hallice, ama Birlik dışında kalması yukarıda anlatılan riskleri beraberinde getiriyor. Önü karanlık.  

Siyasî İslâm’ın boyunduruğundaki Türkiye de Birlik normları dışında hareket etmeye başladığından bu yana bocalıyor, yalpalıyor, su alıyor. Üstelik İngiltere’nin aksine var olan sistemi yıkıp yerine hiçbir şey kuramamış bir rejimin tasarruflarıyla debeleniyor.  

Türkiye’de devletin intiharını ilk kez 19 Şubat 2016’da dile getirmişim. Rejim, kontrolü altına almak isterken kadim devlet kurumlarını yerle bir etti. Avrupa Birliği ivme ve teşvikiyle 2001’den itibaren doğru istikamette dönüşmeye başlayan temel devlet kurumları Adliye, Askeriye, Hariciye, İlmiye, Maliye ve Mülkiye 2010’dan itibaren itibarsızlaştırıldı. Kurumsal hafızaları boşaltıldı, kurum olmaktan çıkarıldılar.  

Erdoğan’ın “davul bizim boynumuzda, tokmak onların elinde” mecazıyla diline doladığı tüm denge ve denetleme sistemleri yok edildi.  

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucubeyle yargı ve yasama rejime tabi kılındı.  

Zaten çağdışı olan 1982 Anayasası dahî âtıllaştırıldı.  

Sivil toplumun kolu kanadı kırıldı, denetleme araçları elinden alındı.  

Bağlı bulunulan uluslararası sözleşme ve anlaşmaların sağladığı denge ve denetleme mekanizmaları, uluslararası sistemi takmayan, aksine her önüne gelene ayar veren rejim tarafından etkisizleştirildi.  

Sonunda devlet çökme aşamasına geldi. Çatırtı sesi gelmiyor mu?