• 30.10.2018 00:00
  • (771)

 İşçilerin havaalanını bugüne yetiştirmek için çektikleri zulüm, iş bırakma eylemi sayesinde duyulmasa adı ihtimalen “RecepTayyipErdoğan Airport” olacak havaalanı memleket gündemine bir nebze olsun gelemeyecekti.  

Projenin ihale süreci, teknik ayrıntıları, vatandaşın kesesine getireceği devasa yük ve bilumum dalavere için BBC Türkçe’nin hafta sonu çıkan üç bölümlük ve enikonu tatminkâr araştırmasına ve pilot Bahadır Altan’ın tüyler ürpertici ikazlarına bakılabilir. Keza 2015’te bir panelde 13 maddelik bir itiraz çetelesi çıkartılmıştı. Daha önce 2013’te BETAM kapsamlı bir ekonomik analiz yapmıştı.

Muradım farklı: Bu dev, dev olduğu kadar lüzumsuz ve dolayısıyla israfkâr projenin varlık nedeninin hiçbir aşamasında kamuoyu tarafından doğru dürüst tartışılmamış olması. Buna benzer yüzlerce altyapı ve inşaat projesi gibi. Zira Atatürk Havaalanı birkaç ekle yeter de artardı.

Rejimin “durmak yok yola devam” şiarıyla bilinen “inşaat-altyapı-fosil enerji-kitle tüketimi”ne dayanan uyduruk ama dünyanın kıskandığı kalkınmasının alıcısı çok. Soldan sağa, liberalden sosyaliste, dinciden dinsize, işçiden işverene kalkınalım da yordamı nasıl olursa olsun. Bu fütursuz, dengesiz, denetsiz, danışsız kalkınma çılgınlığının tahribatı kimsenin umuru değil. Kendi memleketlerinde çevre ve çalışma koşulları konusunda mecburen hassas Avrupalı koca koca şirketler de öyle. Sıraya giriyorlar megaproje kapmak için. Siemens, Thyssen Krupp, DHL havaalanında misâlen.  

İnsana verilen tahribat anca Soma gibi kitlesel ölümlerle gündeme geliyor. Hafızasızlık, rejimin polisi ve yargısı, gündelik hayhuy akşamına unutturuveriyor. Bu sefer de muhtemelen aynı şey olacak. Müteahhit zincirinin en alt halkasındakilere ulaşmak mümkün olmayacak, maalesef ölen öldüğüyle kalacak.

Ama esas tahrip edilen doğaya gelince, bir avuç doğa savunucusu dışında haber bile olmuyor. Zira, havaalanı örneğinden hareketle, kabaca söylenecek olursa bu inşaat sağcısı için bir kâr ve rant kaynağı, solcusu için üretim ilişkisi. Kalkınma her ikisi için de olumlu hedef. Yegâne farkları işçi hakları konusundaki hassasiyet ki bu da işçilerin çoğunluğundan ziyade (AKP’li oldukları, en azından AKP’liymiş gibi yaptıkları ihtimal dâhilinde yoksa işe alınmazlar) işçilerin sendikal ve politik sözcülerinin uğraşı.

Öğrenciyken Fransız komünist soluyla kısa süren bir irtibatım olmuştu. Bir toplantıda o sıralar devam eden meşhur bir silâh fabrikasındaki grev münasebetiyle yoldaşlara, her ne kadar grev meşru da olsa işçilerin dünyayı kana bulayan bir ürünü ürettikleri ve bunun hiç sorgulanmadığını söylemiştim. “Üretim ilişkisi kutsaldır” yollu bir şeyler gevelediklerini hatırlıyorum. Katıldığım son toplantıydı. Bir başka üretim ilişkisi dostu olan Fransız Cumhurbaşkanı Macron, Kaşıkçı cinayeti münasebetiyle Fransa’nın, Yemen’i bombalamaktan usanmayan Suud’a silâh satışlarını durdurmak gibi bir niyeti olmadığını söyledi. O silâh fabrikalarının işçileri de aynı hassasiyettedir illâki.

Daha yakın zamanda, İstanbul Taksim’de bir başka yanlış proje olan dal-çık tünellerine karşı, inşaat başlamak üzereyken metro çıkışında kent savunucularının dağıttığı broşürü şantiyesine gitmekte olan bir işçinin nasıl hınçla buruşturup yere attığını ve nefret dolu bakışını hatırlarım. Üretim ilişkisi, daha doğrusu “akşama ekmek” kent ment dinlemez…

Bütün geri kalmışlar gibi Türkiye de bütün afili antiemperyalist lafazanlığa rağmen Batı’nın dayattığı modelleri taklit etmekle meşgul, üstelik en berbat taklitlerden biri.

Batılı, doğasını ve insan ilişkisini perişan ettikten sonra bir nebze akıllanıp koruma duvarlarını yükseltti ama Batıyı yakalama derdindeki geri kalmış bu “pahalı” korumayı kalkınma pahasına daima reddetti. Ancak bu yolla kalkınacağını sanırken çocuğunun geleceğini yerle yeksan etmekte olduğunun asla farkında değildi. Üretim ilişkisindeki her aktör için geçerli bu bilinçsizlik. İşçiye ve konumuz olan havaalanı işçisine gelirsek, belki o korkunç çalışma koşullarında can verenler o korkunç havaalanına kurban edilen İstanbul’un son ciğeri Kuzey Ormanlarının yok edilmesinin failidirler, ister istemez… Sözün özü, bugünün dünyasında doğa sömürüsüne duyarlı olmadan emek sömürüsüne duyarlı olmak kat’iyen yeterli değil.

Herkeslerin kıskandığı havaalanınızın nasıl baştan aşağıya yanlış ve tehlikeli bir proje olduğunu birkaç örnekle bir daha tekrar edelim, belki gelmekte olan felâkete hazırlık olur.    

Dünyanın “ennn” projesi her şeyden önce dünya çapında bir ağaç katliamı. Havaalanına tahsis edilen 9200 hektarın 7800’ü çam, ladin, meşe, kayın, ardıç, erguvan, söğüt ve kavak ağaçlarından oluşan ormanlık alan ve içinde yaşayan çeşit çeşit canlı demek idi. Betona gömüldüler.  İlâveten mücavir alanlar da etkilendi. İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu her yıl yüz binlerce kuşun o bölge üzerinden göç ettiğini, civardaki Terkos Gölü ve diğer gölcüklerin on binlerce kuşun kışlağı olduğunu hatırlatıp durdu. Sulak alanlara verilecek tahribata ilâveten uçakların tırmanması sırasında motora kuş girme olasılığının çok yüksek olduğunu vurguladı. Kimin umurunda, projenin ÇED’i yok, ne zarar vereceği meçhûl. Bu, işin çevresel katliam boyutu.  

İhaleyi kazanan Limak-Kolin-Cengiz-Mapa-Kalyon Ortak Girişim Grubu havaalanını üç aşamada öngördü. Başında ilk aşama için 90 milyon yolcu (evet 90!) kapasiteyle 2019 yılında faaliyete geçilecek, sonra yapılacak ek pistlerle ikinci aşamada 120 milyon ve üçüncü aşamada 150 milyon kapasiteye ulaşacağı varsayılıyordu. Şimdi son rakam 200 milyona çıkmış. Diline kemiği mi var? Oysa dört işlemi bilen herkes havaalanının 2030’a kadar çok ciddî zarar edecek batık bir proje olduğunu hesaplıyor zira bu uçuk rakamlar hep Yap-İşlet-Devret garantili. Bu da, işin malî fiyasko boyutu.  

95 milyonla dünyanın en yüksek yolcu trafiğine sahip havalimanı Atlanta bu hizmeti 1900 hektarlık bir alanla karşılıyor. İstanbul’da 150 milyon yolcu kapasitesine ulaşılsa dahi basit bir hesapla 3500 hektar yeterli. 9200 hektarın 5700 hektarına ihtiyaç olmadığı ortaya çıkıyor. Bugün Yeşilköy Atatürk Havalimanı 45 milyon yolcu trafiği ile 1178 hektarlık bir alanda faaliyet gösteriyor. Avrupa’nın en büyük havaalanı olan Londra Heathrow’un sadece iki pisti var ve bizim “ennn” havaalanına yapılan 6 pistin anlaşılır olmadığı söyleniyor. Bu da, işin megaloman deli saçması boyutu.