• 24.03.2017 00:00
  • (1338)

 Öyle tuhaf bir döneme intikal etmiş bulunuyoruz ki artık gerçeğin ne olduğu belli değil. Toplumbilimcilerin gerçek-sonrası (post truth) dediği bu olsa gerek. İletişimin ayyuka çıktığı bir dünyada gerçeğin manipülasyonu elbet çok daha kolay. Eskiden dedikodu ancak kulaktan kulağa yayılabilirken şimdi çağdaş iletişim aygıtları aracılığıyla ışık hızında yayılıyor. Bilgiden ziyade kanaatin yayıldığı bu dünyada 140 vuruşu bilgi bellemiş insanlığın gerçekle gerçekdışını ayırt edebilmesi pek mümkün değil. Dünyamız o yüzden “eksi ve eksik gerçek” dünyası.

Ne var ki bu gerçek yarışında Türkiye ve benzeri gayridemokratik ülkeler nisbeten daha demokratik olanlardan başka bir gerçeklikle hemhal oluyor. Demokratik ülkelerde haber, bilgi ve şimdilerde alternatif gerçek denilen zırvalar sürekli bir fact-check/sağlamaya tabi iken gayridemokratik ülkelerde böyle bir olanak yok. Salla sallayabildiğin kadar. Birkaç cılız ses dışında verilen “eksi ve eksik” haberi yalanlayabilecek denetleme mekanizmaları artık yok. Bizim memleket epeydir bu kümede. Dünyadaki basın özgürlüğü sıralamalarında nal toplayan, basın özgürlüğü zaafını ele alan raporlarda parmakla gösterilen, her çeşit basın ve iletişim organını kapatmakta, yasaklamakta başa güreşen, yasaklı yayın organlarının arşivlerine erişimi engelleyen, işsiz ve tutsak gazeteci sayısında dünya rekortmeni olan Türkiye “eksi ve eksik” gerçeklerin cirit attığı bir toplum. Toplumda 2013’ten bu yana, sorgulanmadan “gerçek” mertebesine yükselmiş ama asla sağlaması yapılmamış olaylar arasında en vahimlerinden bir deste:

  • Gezi olayları etrafında hayatlarını kaybeden 7 yurttaş, Tahir Elçi cinayeti başta olmak üzere sayısı belli dahi olmayan “faili meçhul gerçekler”;
  • Sayıları binlerle ifade edilen işçi cinayetlerinin “cezasız gerçekleri”;
  • Şubat 2015 Dolmabahçe Mutabakatının olmadığı “gerçeği”;
  • Kürdlerle barışın sonlandırılması konusunda 2014 sonunda alınan “çöktürme” kararına itibar edilmemesi ve sürecin Temmuz 2015’te Ceylanpınar’da öldürülen iki polis sonrasında sonlandırıldığı “gerçeği”;
  • 7 Haziran 2015 sonrasındaki tüm terör saldırılarının resmen ihale edildikleri yüklenicilerin üzerinde kalması “gerçeği”;
  • Kürd kentlerindeki topyekûn yıkımların ve cinayetlerin terörle mücadeleden ibaret olduğu “gerçeği”;
  • 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün yalnızca “Fethullahçı Terör Örgütü” tarafından yapıldığı “gerçeği”;
  • KHK’larla ihraç edilenlerin “terör bağlantıları gerçeği”;
  • 2011’den bu yana Suriye’deki cihatçı hiziplere verilen envaı çeşit destek konusunda yaratılan olumlu algı;
  • Mısır Müslüman Kardeşler örgütüne ve devrik Devlet Başkanı Muhammed Mursi’ye verilen destek konusunda yaratılan olumlu algı;
  • Mavi Marmara, Suriye’den taşınan Süleyman Şah Türbesi, Musul başkonsolosluğu işgâli, düşürülen Rus uçağı, mülteci anlaşması, Schengen vize muafiyeti gibi nazik politik ve diplomatik meselelerin “resmî gerçeği”;
  • ÇED’den muaf megaprojeler, Sayıştay denetiminden muaf tüm kurumlar, tüm Yap-İşlet-Devret projelerindeki alım garantileri, Körfez emirliklerinden gelen malî destekler, ödemeler dengesinde artarak büyüyen net hata noksan kalemi gibi hayatî ekonomik meselelerin “resmî gerçeği”…

İşte Artı Gerçek’in diğer bir avuç yayın kuruluşuyla birlikte aradığı gerçekler… Kolay değil ama bu aralar hiçbir şey kolay değil…