Meclis kendini feshetti. Dokunulmazlık oylaması vesilesiyle parlamenter siyaset Saray lehine siyasetten feragat etti.

 

Dokunulmazlıkların kaldırılması dayatması üzerinden yasamanın fesih emrini Saray Ocak’tan itibaren “millî irade rahatsız; ne işi var teröristlerin mecliste; onları meşru görmüyorum artık; gereken yapılsın” yollu çıkışlarıyla bizzat vermişti. Yasama organı, dokunulmazlığının bu gayrimeşru yolla kaldırılmasına razı olarak parlamenter siyasetin tabutuna son çiviyi çaktı, psikolojik eşiği aştı. Zaten epeyidir yok hükmünde olan yasama, ana faaliyetinin olmazsa olmazı olan dokunulmazlığa dokunarak kendini siyasetten men etti. Anayasal anlamda hâlen yürütme organı olan Bakanlar Kurulu dahî Salı oylaması esnasında hükümet sıraları yerine vekil sıralarına oturarak yine Saray lehine sembolik bir feragatte bulundu. Şimdi Davutoğlu’nun gönderilmesi ve Yıldırım’ın getirilmesiyle yürütmenin yasamayla olan organik bağı da bitti.

 

İkincisi, fezlekelerin ağırlıklı olarak siyasî içerikli olduğu hatırlanacak olursa Salı başlayan süreç siyasetin sonu anlamını taşıyor. Üstüne üstlük, “bal tutan parmak yalar” sözü uyarınca ağırlıklı olarak AKP’lileri töhmet altında bırakan yolsuzluk fezlekesi hiç yok. Siyasetin cezalandırıldığı, yolsuzluğun cezasız kaldığıdolayısıyla yüreklendirildiği Yeni Türkiye’nin şiarı “Sus ve Tüket”. Gasp/talan/müsadere ekonomisinde siyasete yer olmaması gereğine şaşırmamak lâzım.

 

Üçüncüsü 17 Mayıs sürecinin, siyasetin ana araçları olan siyasî partileri hallaç pamuğu gibi attığını görmek gerekiyor.

 

AKP’den başlayalım. Bu partinin artık bir parti olamadığını söyleyeli çok oldu. 2011 seçimlerinden itibaren AKP Erdoğan’ın dizayn ettiği sadık kullar heyeti hâline geldi. Vekillerin istisnasız tümü, Davutoğlu dâhil, Erdoğan’ın yoktan var ettiği “siyasetçiler” idi. 2015 seçimlerinde bu durum perçinlendi. Bugün AKP’de Saray’ın sözünün dışına çıkabilecek bir kul yok. Yasama işlevinde AKP parti grubu disiplinli askerler gibi “el kaldır-el indir”den başka bir iş yapmıyor epeydir. Torbalarda hangi yasalar olduğu, komisyonlarda ne konuşulduğu hiçbir şey bilinmiyor. İşte göbekten Saray’a bağlı bu hükümet partisi bu hafta da yasamadan hepten vazgeçti. Sırıtarak!

 

MHP 7 Haziran’dan bu yana devlet partisi olduğunu hatırlayarak hizaya girmiş ve böylece AKP’nin “ilçe teşkilâtı” hâlini almıştı. Bahçeli’nin hesapları, Kürd düşmanlığı, iktidarperestliği, koltuk sevdası partiyi bölünme aşamasına getirdi. Yapılması iktidarca engellenen olağanüstü kongreye paralel ve bununla birebir ilintili olarak yasamanın feshi MHP’yi tamamen silme potansiyeli taşıyor.

 

CHP’de merkez “evet” oyu talimatı vermiş olmasına rağmen vekillerinin ezici çoğunluğu Saray’ın oldubittisini Salı günü reddetti. Ancak Cuma bir kısmı sözümona referandumu engellemek adına 367’yi bulmasını sağlayarak “evet” dedi. Şimdi Erdoğan ihtiyaç olmamasına rağmen bu sonucu referanduma götürse şaşırmam. Son derece zayıf ve çapsız bir ekiple siyaset yapmaya çalışan CHP yönetimi bu gelişmenin altından artık zor kalkar. Kendisini Kürd karşıtı çizgiye oturtmuş olduğu ölçüde referanduma bile gitmeden dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” vermiş durumda.

 

HDP ise, devlet aklı ve dilinden farklı tek sözü söyleyen ve sahici bir politika yapmaya çalışan yegâne parti olarak Meclis’ten kovuluyor.

 

Dördüncüsü, bütün bunlar “Kürdleri meclisten atıyoruz” demek. Epeyidir kenetlenen ve kenetlenmekten dili dişi kitlenmiş olan “Türkiye Türklerindir cephesi” Meclis’te Saray’ı hoş tutacak şekilde “evet” dedi. Şimdi bu sonuç referanduma götürülse, memlekette Erdoğan ne soru sorarsa sorsun, ne derse desin, onun arzusu doğrultusunda kafa sallayan “reis bilir” diyen kalabalıktan da geçer!

 

Parlamenter siyasetin boşalttığı, sivil siyasetin boşaltmaya mecbur edildiği her yeri Saray yani anti-siyaset dolduruyor. Saray siyaset değil, kurumların lağvedildiği, o kurumların yerine keyfî kararlar veren kurumların total bir sulta tesis etmek üzere ikame edildiği bir komuta merkezi. Bu işleyiş artık hızla kendi kurumlarını yaratıyor, yakın zamanda “Saray/Başkanlık Anayasası”nda vücut bulacak. Saray/Başkanlık anayasası uyarınca yürütmenin yasama ve yargıyı baştan aşağıya tahkim ettiği bu yapıya şimdilik utangaçça kuvvetler uyumudeniyor: Çatlak ses, itiraz yok demek bu!

 

O anayasada millet egemenliğinin yegâne tecelli ettiği yer meclis değil, milleti temsil eden seçilmiş çoğunluk. Diğer kuvvetler, yasama ile yargı, egemenliğin tek meşru kullanıcısı olan yürütmeye hizmet için varlar.

 

İktidarca “yürütme üzerindeki aşırı hâkimiyeti” ile tanımlanan yasamanın varlığı yeni rejimde fesih yetkisine sahip başkanın iki dudağı arasında. Yasama, başkanın başkanlığındaki yürütmenin noteri konumunda.

 

Yüksek yargı ve yargı sisteminin tüm üyeleri başkan, başkanın emrindeki meclis ile HSYK tarafından atanıyor. Bu sistemde AYM gibi oyunbozanlara yer yok ve bu amaçla düğmeye basılmış durumda.

 

Temsilcilerini seçen halk ise sisteme biat edecek, yerli ve millî hukukun yükümlülüklerine itaat edecek. Biat ve itaat etmeyecek olan gayrımillîlerin akıbeti belli: zapt-u rapt altına alınmak ya da vatandaşlıktan kovulmak. Çarşamba Erdoğan yine vatandaşlıktan çıkarılma gereğini tekrarladı.

 

Bu denli anti-siyasî bir ortamda yine de siyasî gözlem yapmak gerekiyor. Sarayın total sultası memleketin yaşamaya başladığı faşizmin yeni çerçevesini belirleyecek. Bu Türkiye farklı kopuşlara gebe…

 

Gayrımillî sayılan herkes ya kopuyor ya da kopartılıp atılıyor. Alevîler, laikler, genç beyinler, kadınlar (bayanlar başka), çocuklar… Sünnî Türk Erkek olmayan herkes… HDP’ye oy vermiş olan 6 milyon içinde gayrımillîlerden çok var.

 

Kürdler ise her yerden herkesçe kopartılıyor. Amedspor futbol liginden, Surlu, Cizreli, Nusaybinli, Şırnaklı, Silopililer evlerinden, HDP’li vekiller Meclis’ten, Kürd işçiler batıdan… Manevî kopuş maddî kopuşa doğru hızlanıyor.

 

Durmak yok yola devam Yeni Türkiye, hayırlı Cumalar!

 

CENGİZ AKTAR / HABERDAR