• 12.04.2016 00:00
  • (1490)

Geçen hafta memleketi birebir ilgilendiren ama basının içine düşürüldüğü çukur nedeniyle kamuoyuna lâyıkıyla duyurulamayan iki olumsuz gelişme vardı. İlki Kıbrıs diğeri Dağlık Karabağanlaşmazlığı üzerinden Azerbaycan-Ermenistan çatışmasıydı. Her iki gelişme de başladığı gibi sürüyor ve her ikisi için de ufukta bir ışık yok. Bugün Kıbrıs’a bakalım, Karabağ’ı Cumaya bırakalım.

 

CTP ile UBP’den oluşan “büyük koalisyon” hükümetin maaşları ödeyememesi nedeniyle çöktü. CTP kanadının Manavgat’tan getirilen suyun özelleştirilmesi ile ilgili protokolün imzalanmasına direnmesi yüzünden Ankara maaşları aksatmış. UBP Ankara’nın dümen suyunda, su, elektrik, telekomünikasyon şebekeleri ile limanların özelleştirilmesine razı. CTP ise, su dağıtımının belediyelerin kuracağı şirketlerle yapılması gerektiğini savunuyor. Ortaklar arasındaki anlaşmazlıklar hükümetin sonunu getirdi gibi görünse de daha derin sorunlar olduğu anlaşılıyor.

 

Geçen hafta içinde KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı 19. Avrasya Ekonomi Zirvesi münasebetiyle İstanbul’da, KKTC’den sorumlu başbakan yardımcısı Türkeş’in ve Ankara’nın KKTC’de hükümet kurulmasına ya da bozulmasına müdahalesinin söz konusu olmadığını söyledi. Keza dağılan hükümetin büyük ortağı CTP lideri, eski cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da gelişmede Ankara’nın rolü olmadığını söyledi.

 

Ancak adalı kaynaklardan gelen haberler olan bitende Ankara’nın parmağı olduğu yönünde. Ankara’nın adada bulunan 10.000 Türkiyeli için vatandaşlık, ilâveten kuzeydeki bütün ihalelerde Türkiyeli şirketlere öncelik tanınmasını istediği konuşuluyor. Bu taleplerden bağımsız olarak dağılan hükümetin yerine kurulacak olan yeni devlete karşı bir millî birlik hükümeti kurulması gündemde. Nitekim hükümetin dağılmasında Ankara’nın dahli olmadığını söyleyen Talat millî birlik hükümeti konusunda siyasete yönelik kurgunun UBP (Eroğlu) ile DP (Denktaş) koalisyonu üzerine olduğunu belirtiyor ve bu yeni oluşumun müzakere sürecini sabote edeceğini iddia ediyor. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın bu gelişmelerden fevkalade rahatsız olduğu da bu çerçevede dile getiriliyor.

 

Adada olup bitenin sıkı takipçisi Niyazi Kızılyürek Pazar günkü Yeni Düzen köşesinde şunun altını çiziyor: “Tam da egemenliğe ortak olup iktidarı paylaşmanın koşullarının oluştuğu bir dönemde, Kıbrıs Türk toplumunun yarının Kıbrısı’nda ekonomik açıdan güçlü olabilmesi için Kıbrıslı Rumların haklarını sınırlamaya kalkıştığımız bir müzakere ortamında, Kıbrıslı Türklerin ekonomik kurumlarını Türk sermayesine aktarmak, egemenlik icra etmeyen, iktidar sahibi olmayan bir toplum görüntüsü çizmek, Kuzey Kıbrıs’ı “Türkiye Cumhuriyetine” (vilayet olarak da okuyabilirsiniz) dönüştürmek (…) sadece Kıbrıslı Türklerin varlığını tehlikeye atmıyor. Federal çözüm perspektifini de havaya uçuruyor.Çünkü istemeye istemeye olsa da Kıbrıslı Rumların önemli bir kesimi Kıbrıslı Türklerle federal bir devlet kurmaya yönelse de, hiç kimse “Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti” ile federal devlet kurmaya kalkışmayacaktır.”

 

Ne var ki bu nahoş gelişme ile Ankara’nın yeni federal devlet konusunda bugüne kadar ortaya koyduğu duruş arasında muazzam bir tezat var. Bütün diğer dışpolitika fiyaskolarının aksine Kıbrıs müzakerelerinde hükümet doğru bir tavır takındı. Şimdi ne oldu ve kim araya girdi de bu politika tam aksi yöne çevrildi?Herhalde yakın zamanda ve kurulacak hükümetin rengi ve tutumuna göre bu sorunun cevabını alırız.

 

Kıbrıs’ta kurulacak yeni devlet hem Türkiye hem Türkiye-Yunanistan ilişkileri hem de bölge açısından çok önemli.

 

Türkiye’nin yerlerde sürünen AB müzakerelerinde 14 fasıl Kıbrıs bağlantılı olarak bloke vaziyette. Her ne kadar fasıl açmakla iş bitmiyor olsa da devran döndüğünde eğer AB işi yine gündeme gelirse Kıbrıs engelinin ortadan kalkması yararlı olacaktır.

 

Kıbrıs Türkiye ile Yunanistan’ın onyıllardır ilişkilerini zehirleyen bir faktördür. Türkiye’deki Rum azınlığın başına gelenlerle Kıbrıs kavgasının daima ilişkisi olmuştur. Yeni devlet bu anlamda çok işlevsel ve yararlı olur.

 

Bölgenin geleceği konfederal, federal veya başka özyönetim modellerinde. Irak bütün eksikliklerine rağmen şimdiden ademimerkeziyetçi bir yapıya sahip. Eğer bu tip yapılar hayata geçirilmez buna mukabil etnik veya mezhepsel temelde Sünnistan, Alevistan, Türkmenistan hatta Kürdistan kurulursa o ulus-devlet veya mezhep-devletlerin ayakta kalmaları bölgenin karmaşık nüfus yapısı dolayısıyla son derece zor olur. Bu yapılar da etnik/dinsel temizliğin peşi sıra yüzyıl savaşlarına sebebiyet verebilir.

 

Buradan bakınca bölgenin yanı başındaki Kıbrıs adasında onyıllardır süren etnik temelli ayrılığın ateşkese rağmen sürdürülebilir olmaması ve adadaki tarafların Birleşik Kıbrıs Federasyonu altında yeniden birleşmekte olmaları bölge açısından son derece önemli.

 

ABD’nin ve uluslararası camianın Kıbrıs’ta çözüme bu kadar destek vermelerinin arkasında yeni kurulacak federal devletin bölge için oluşturacağı model beklentisi var. O yüzden Kıbrıs’ta çözüm adanın boyutlarını, adadaki üçüncü tarafların bencil hesaplarını çok aşıyor.

 

Yıllarca çözümü ada dışında bulmaya çalışan beyhude çabalar her iki tarafı da Kıbrıs’a geri döndürdü. Ve böylece askerî müdahaleden 40 küsur yıl Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşundan 50 küsur yıl sonra ilk ciddî momentum oluştu. Geçen haftaki gelişme bu momentuma sekte vurma potansiyeli taşıyor veTürkiye’nin dışpolitikada yaşadığı yalnızlığı ve tecridi komple hâle getirme potansiyelini de beraberinde getiriyor.

 

CENGİZ AKTAR / HABERDAR