• 6.02.2016 00:00
  • (1870)

 Eski gazeteciliğin terimi “asparagas” bugünkü yalan haber dünyasının yanında çok masum bir tanımlamaymış. Asparagas yani düzmece veya şişirme haberciliğin zekice yapılanı gazetecinin becerisini gösteren bir nevî oyun, bugünkü kâbus gazetecilikle kıyas kâbul etmeyen. Kelimenin nereden geldiğiyle ilgili rivayet muhtelif.

 

Hasan Pulur Doğan Uluç’un “Kupa Ası” kitabından aktarıyor. Hürriyet istihbarattayken bir foto muhabiri Boğaz sırtlarında ağaçlar arasında bir kulübenin önünde bir kızla bir oğlan gazocağında yemek pişirirken fotoğrafıyla gelir. Haber: “Amerikalı bir sanayicinin kızı Türk gencine âşık olmuş, babası izin vermeyince kaçmış, kulübede oturuyor, kıt kanaat geçiniyorlar.” Haber manşetten girer ama iki gün sonra gerçek ortaya çıkar. O aralar Akşam’ın sahibi olan Malik Yolaç başka gazetelerin yalan yanlış haberlerini ortaya çıkaranlara bir ödül koyuyor, ilk ödülü de bu sayede Celalettin Çetin alıyor. Amerikalı kız ile Türk sevgilisi haberinde kızın Amerikalı değil Türk, gitarlı genç oğlanın ise kardeşi olduğunu ortaya çıkarıyor. İki kardeş, bir deniz subayının çocukları. Babalarının yurtdışı görevi sona erdikten sonra ailece Türkiye’ye dönmüşler. Gecekondu kulübelerini ise yurda getirdikleri buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ev eşyalarının ambalajlarından yapmışlar. Kulübe kapısındaki kurukafa resminin altında yazan “asparagas” lafını soran Doğan Uluç “azparagas”ın açılımı yapılıyor: “Bunlarda para az, gerisi gaz!”

 

Bir diğer rivayet Orhan Boran’dan ve Los Asparagas adlı Brezilyalı bir müzik grubuyla ilgili. Grup 1950’lerde Türkiye’ye bekleniyormuş. Gazetecinin biri sokakta rastladığı birkaç zencinin fotoğrafını çekip dünyaca ünlü “Los Asparagas grubu Sultanahmet’i çok beğendi” yollu bir haber yazmış; işin aslı ortaya çıkınca da düzmece haber asparagas olarak anılmaya başlanmış. Öyle bir grubu Internet’te bulamadım ama neyse…

 

Asparagas haberin serencamı bu, her iki rivayet de gördüğünüz gibi doyurucu değil. Daha ziyade Anadolu’daki Türkçe olmayan belde isimlerini illâki Türkçeleştirmek uğruna uydurulan masallara benziyor. Kastamonu için, Bizans tekfurunun kızı Moni kaleyi kuşatan Türk komutana âşık olmuş, bir gece kalenin anahtarlarını ona atmış, tam bu esnada babası tarafından yakalanmış, babası kızına öfkeyle “kastın neydi Moni” demiş palavrasındaki gibi…

 

Her hal ve karda tıpatıp aynı adı taşıyan leziz sebzeyle ilgisi var mı yok mu bulamadım. Bilen varsa merak ederim. Zira esas ilgi alanım asparagas sebzesi, nam-ı diğer kuşkonmaz.

 

Kuşkonmaz ile ilgili bilgi mevcut çok şükür. Eski Mısır kökenli Asparagus Officinalis çalısı. Botanik kökeni Anadolu olduğu söyleniyor. Baharın ilk habercilerinden biri. İncecik yabanî sürgünlerini bilen bilir, yöresel pazarlarda şimdilerde satılır yabanisi. Yöresine göre farklı adı var: avronyez, izviniye, sarmaşık, ayrelli, kedirgen, tilkişen. Ermenicesi Tzuynamrik yani bir nevî kardelen, çünkü erkenci bir bitki.

 

Aslında mutfaktan hiç kaybolmamış ama gölgede kalmış. Ermeniler İstanbul’da Bakırköy, Beşiktaş ve Zeytinburnu’da yetiştirirmiş. Bostanlarla beraber Ermeniler de bitmeye yüz tutunca unutulmuş. Bugün memlekette dört arazide üretimi yapılıyor.

 

Ben de dün ve bugün Sakarya nehri vadisindeki devasa kuşkonmaz üretim alanında memleketin gailesini birkaç saatliğine unutmaya çalışarak kuşkonmaz hasadındayım. Nomad Tarım’dan Arman Badur’un ev sahipliğinde ve gurme-yazar Nedim Attila’nın rehberliğinde doğayla haşır neşir olmak pek hoştu.

 

Türkiye tarımını ve hayvancılığını canla başla lağvediyor ve bunu modernlik zannediyor. Süreç bu iktidar döneminde çok hızlandı. Kırsal kökenli ve tam da bu yüzden doğa düşmanı olan AKP kadroları zaten yıllardır var olan baskın zihniyeti doruğa taşıdı.

 

Rakamlar kendiliğinden konuşuyor. 1990 yılında Türkiye’de istihdam edilenlerin %46’sı tarım sektöründe çalışırken, bugün %24,7. Yani her 4 çalışandan biri. İstihdamda tarım sektörünün payı son 20 yılda yaklaşık %50 azaldı.

 

Kayıtlı çiftçi sayısı artık bir milyonun altında. Ziraat Odaları Birliği rakamlarına göre, 1995-2013 arasında toplam tarım alanları %11,3 azalarak, 23,81 milyon hektara gerilemiş. Sadece Türkiye’de değil dünya üzerinde de çiftçiliği ortadan kaldıran, tarımı da şirketleştiren bir eğilim var. Avrupa’da 2 dakikada bir çiftçi iflas ediyor. Türkiye’de 50 saniyede bir.

 

Bu gidişat her yerde: Akademideki yansılamalarına bakacak olursak bu memlekette en az ilgi gören ve o ölçüde de eğitim seviyesi düşük bölümler ziraat mühendisliği, veterinerlik ve tarım iktisadıdır.

 

Bakanlığın adına bakacak olursak artık köyü hatırlatacak bir ibareye rastlayamazsınız. Önce köy hizmetlerini kapattılar sonra bakanlığın adından köyişleri silindi. Başbakan köyler şehirleşmeli diyor ya. Böylece köylü ülke olmaktan kurtuluyoruz, sözüm ona!

 

Kendi tarım arazilerini imara açan AKP Türkiyesi dönüp Sudan’da 99 yıllığına ve 200 md dolara 780 bin hektar, 7800 km2 tarım arazisi kiralıyor!

 

Böyle bir kâbus ortamda tarıma hem de kuşkonmaza yatırım yapmak takdire şayan.

 

CENGİZ AKTAR / HABERDAR