• 2.02.2016 00:00
  • (1622)

ABD seyahatinde Erdoğan’ı protesto edenlerin seslerini bastırmaya kalkan tuhaf adamların videosunu görmüşsünüzüdür.https://www.youtube.com/watch?v=sWxm-bxgP9g

 

İktidarın her türlü muhalefet alerjisi mâlum. Her türlü farklı düşünceye karşı olduğunu, düşünce nasıl, nerede ve ne zaman ifade edilirse edilsin had safhada hoşgörü fakiri olduğunu biliyoruz, yaşıyoruz.

 

Aynı tavır sorunlar için de geçerli. İktidar sorun sevmiyor, sorun çözmekten tamamen aciz olduğu ve sorun olan herşeyin kendine zarar vermek üzere kurgulanmış komplo olduğuna inandığı için sorunla arası yok.

 

Ne var ki bu ruh ve şuur hâli artık başka bir şekilde kendini gösteriyor. Hassasiyet ve hiddet aşamasından kahretme ve imha etme aşamasına geçmiş bulunuyoruz.

 

Hoşlanmamak başka, hoşlanmadığını yok saymak veya yok etmek başka…

 

Altı misal alalım. IŞİD tahliyeleri, iflâs erteleme furyası, medya sansürü, bombalı saldırılar sonrası mıntıka temizliği, Kürd sorununa yaklaşım, Türkiye’ye uğramayan kuraklık.  

 

IŞİD’liler buralı olsun başka ülkelerden olsun sistematik olarak tahliye ediliyorlar. Ben tutuklu olanını bilmiyorum. Oysa dünya âlem IŞİD’i küresel tehdit olarak kayda geçirmiş ve buna göre hareket ediyor. IŞİD’in Türkiye’ye verdiği zarar da ortada. Buna rağmen iktidar IŞİD diye bir sorun yokmuş gibi davranmaya devam ediyor. Bunu sadece IŞİD’in Türkiye’de varolduğu farzedilen suç ortaklarıyla açıklamak mümkün mü?

 

İcra İflas Kanunu’ndaki genişletilmiş iflas erteleme hükmü, uygulandığı günden bu yana yaygın bir şekilde kötüye kullanılıyor. Geçen Cumartesi sona eren Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydın, İcra ve İflas Kanunu’nda 2003 yılında yapılan değişikliğin borçlu ve alacaklı ilişkilerinde tehlikeli bozulmalara yol açtığını söylemiş. Hayretini şöyle ifade etmiş: “Borçlular, izin verilen azami 5 yıl süreye kadar rutin bir biçimde erteleme talep ederken, mahkemeler de bu ertelemeyi rutin bir biçimde yapıyor. Bir firmanın iyileşeceğinin 1 günde nasıl anlaşılacağını biz anlayamıyoruz. Adam perşembe günü başvuruyor cuma günü kararı alıyor.” Mesaj açık: Kaya gibi sağlam ekonomimizde iflas diye bir şey olamaz! Eğer talep varsa iflas olasılığı 5 yıllığına ertelenir, ortalık süt liman olur.

 

Medya sansürünün ve otosansürün ulaştığı zirveler mâlum. Türkiye’de çıkan gazete ve yayın yapan televizyonların ekseriyeti sadece olumlu haber vermekle yükümlü. Olumsuz haber diye bir kategori yok. Oysa gazetecilikte altın kural iyi haberin haber olmadığı değil midir? Keza bütün medyanın aynı iyi haberi vermesinin ne anlamı olabilir?

 

3. Ankara Katliamı sonrasında belediye kolları sıvamış saldırı mahalini temizlemiş, otobüs duraklarını yeniden yapmış, asfalt atmıştı. Cillop gibi olmuştu herşey. Asla hatırlanmasın, unutulsun gitsin diye. Kötü hatıra ya… Bu memleket 1915’ten bu yana kötü hatırasını silmekle meşgûl. Gayrimüslimlerden kalan binlerce yapı yık yık bitmiyor. Bir tane dahî hafıza mekânı yok. Unutulsun gitsin her kötülük. Ne var ki hiçbir hesap sorulmadan sildikçe, yüzleşmeden unuttukça melânet de siliniyor mu? Hiç emin değilim.

 

Gelelim Kürd sorununa. Memleketin yüz yetmiş yıllık sorunu olmasına rağmen yaklaşım sorunu yok saymakla yok etmek arasında gidip geliyor yüz yetmiş yıldır.Eskiden Kürd yoktu, şimdi Kürd var Kürd sorunu yok. Şu sırada uygulamada olan yaklaşım sorunu çözmek üzere düşünülmüş değil. Kalıcı sonuç elde edilemeyeceği aşikâr.

 

Son misal bölgemizi kasıp kavuran ama Türkiye’yi pas geçtiği iddia edilen kuraklık. Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) araştırmacıları Kıbrıs, İsrail, Ürdün, Lübnan, Filistin, Suriye ve Türkiye’yi kapsayan Doğu Akdeniz Bölgesi’nde 1998 yılında başlayan kuraklığın muhtemelen son 9 asrın en kötü kuraklığı olduğunu belirlemiş.  Ama Çakma Cihan Haber Ajansı’nın verdiği habere göre aslan Orman ve Su İşleri Bakanlığı    “NASA’nın haberi ve haber kaynağı olarak kullandığı makale incelendiğinde, ayrıca bununla ilgili ülkemizde yapılan makaleler araştırıldığında son 9 asrın en kötü kuraklığının Türkiye için geçerli olmadığı kanaatine varılmıştır” buyurmuş. Komik değil tabii, ama trajik olduğu aşikâr.

 

O hârikalar diyarları düşleri kuran, o dikensiz gül bahçeleri arzulayan muktedirler acaba olumsuzlukları görmeyince, duymayınca, okumayınca herşeyin iyi cereyan ettiğini mi sanıyorlar hakikaten?

 

Esas arıza bu…

 

Muhit projesini duydunuz mu?

 

Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın Things sosyal teknoloji projeleri kuluçka yarışmasının sonuçları 2015 başında açıklanmıştı. “Things, teknoloji alanında uzman kişilerin önemli toplumsal sorunlara sosyal teknolojik çözümler ürettikleri bir alan.”  http://yourthings.org/tr

 

Birinci gelen proje “Muhit” o zaman kendini şöyle tanıtmıştı: “Mahallelileryaşadıkları yerlerde söz sahibi değil. Önerilerini doğru yere iletemiyor. 180 yıldır seçilen muhtarlar Türkiye’de bağımsız, yerel, doğrudan demokrasinin temsilcileri, fakat mahalleliler onların bu yetkisini etkili bir şekilde kullanmıyor. Mahallelilerin önerilerini iletebileceği ve fikirlerinin değer gördüğü bir platform oluşturarak mahallelilerin yaşadıkları yerlerde söz sahibi olmasını hedefliyoruz. Muhit ile fikirlerini mahallelilerle ve muhtarla kolaylıkla paylaşıp, beğendiğin fikirleri destekleyebilirsin, projenin gelişimini takip edebilirsin.” 

 

Bu yaratıcı gençler bir yıl içinde gönüllü olarak çalışan yazılımcılar, şehir plancıları ve tasarımcılardan oluşan bir ekiple Muhit'i (www.muhit.co) oluşturdu. Projeye yurtiçi kadar yurtdışında da destek geldi. Muhit Amerika'da MIT Üniversitesi'nin Küresel Değişim Projeleri yarışmasında finale kaldı. Sonuç yarın açıklanacak.

 

Potansiyel kullanıcıların www.muhit.co sitesine gidip, kayıt olduktan sonra fikirlerini oluşturmaya başlamaları ve beğendiklerini desteklemesi bekleniyor. 

 

Fikirlerin hayata geçmesi için komşularınızın ve muhtarınızın desteği çok önemli.Muhitçiler bizi muhtarımıza Muhit'ten bahsederek gönüllü olarak kayıt olmalarını desteklemeye davet ediyor. Mahallenizde Muhit'ten bahsederek sürecin organik bir şekilde gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

 

İktidarın anca cahil bırakmaya veya şehit olmaya layık gördüğü gençlerde ölümü değil hayatı, sevgiyi ve paylaşımı taşıyan bir dinamik var, ne mutlu ki…

 

Keza iktidarın oy deposu olarak gördüğü muhtarlar bakarsınız gerçek ademimerkeziyetin aktörleri oluverirler.

 

Muhakkak bir göz atın!

 

CENGİZ AKTAR / HABERDAR