• 15.03.2016 00:00
  • (1481)

Yapısal yolsuzluk yazacaktım, yine de yazacağım ama önce 3. Ankara Katliamı.Önceliğimiz ölüm artık ne yazık ki.

 

Katliam öncesi askerî istihbarat uyarıyor, ABD Ankara’daki muhataplarına ihbarı teyid ettiriyor ve kendi vatandaşını uyarıyor, saldırıda kullanılan çalıntı araba tıpkı önceki katliamda kullanılan gibi şehir şehir dolaşıyor. Hâsılı, müthiş bir beceriksizlik, istihbarat ve güvenlik zaafı. Bunlar öncesinde. Tabii “neden bir insan canlı bomba olur bu memlekette” cüzüne hiç girmiyoruz.

 

Sonrasında bildik kakofoni. Önce habere, bilgiye ulaşımın engellenmesi. Saldırı mahalinde ve Kızılay’ın genelinde “kuş uçurtmama” pozları. Yöneticilerden sıfır açıklama. Hayatını kaybeden sayısında karışıklık. Pişkin yetkililerin sorumluluk üstlenip istifa etmemesi. Millî birlik ve beraberlik palavraları. Ve elbet, total başkanlık sisteminin “bütün dertlere tek deva” olarak pazarlanması.

 

Bütün bildiklerimizden vazgeçmemiz gereken bir döneme intikal etmiş bulunuyoruz. Bir aralar AB esinli reformlar sayesinde yakaladığımız açık toplum değiliz artık; can ve mal güvenliğimiz yokolağanüstü bir hâli gündelik yaşıyoruz,istikrarsızlık istikrar oldu, melânet de yapısal. Ölenlerin çoğunun ve öldürenin genç olduğu söyleniyor.

 

Geleceğimiz olan gençlerin gençlerce katledilebildiği bir toplumsal intihar hâli bu.

 

Ne var ki melânete verilen tepki kutuplaşma üzerinden cereyan ediyor: Erdoğan dünyası, reis üzerinden kendilerinin hedef alındığını, sorunun mâlum terörden ibaret olduğunu düşünüyor ve eğer iktidarın başına bir şey gelirse görecekleri zararın hesabını yapıyor ve kenetleniyor.

 

Diğer dünya dağınık, sistem dışı beklentiler, mucizeler ve derin bir siyasetsizlikle debeleniyor. Darbe yani anti-siyaset ezberi terennüm ediliyor.

 

Öyle bir siyasî tıkanıklık ki bu, başkanlık referandumunda “evet” yüzde 60’larda geziniyorsa aynı şekilde darbeye teveccüh de o oranda sanki! Zira artan kaos ve halkın içine düştüğü/düşürüldüğü kafa karışıklığı görünürde zıt seçeneklere onay verme riskini de beraberinde getiriyor. İktidarperestlik de diyebilirsiniz…

 

Gelelim yolsuzluğa. Esasen yolsuzluğun yol olduğu yer istikrarsızlığın da istikrar olduğu yer değil midir?

 

Çarşamba günü Şeffaflık Derneği Türkiye’nin Ulusal Şeffaflık Sistemi Değerlendirmesini açıkladı. Nal topladığımız konulardan biridir mâlum. 2014 yılında Dünya Şeffaflık Endeksinde en çok gerileyen ilk 5 ülke arasında Türkiye birinciydi. 2015 yılında da en çok gerileyen ilk 5’te yine Türkiye vardı.

 

Ama değerlendirmenin en çarpıcı bulgusu her on seçmenden dördünün yolsuzluğu umursamıyor olması. Kanıksamış olması. Hatta yolsuzluğu yol hâline getirmiş olması. 

 

Bulgularla devam edelim. Son iki yıl yolsuzluğun arttığını düşünenlerin oranı yükseköğretim mezunları arasında yüzde 62. Eğitim düzeyi yolsuzluk algısı üzerinde ciddi fark yaratıyor. Eğitimi düşük seçmen için yolsuzluk neredeyse kader.

 

Kanıksamaya örnekler: Yolsuzluğun en yaygın olduğu yerler kamu ihaleleri (Yüzde 50), imar işlemleri (yüzde 48), gümrük ve dışticaret işlemleri (yüzde 44), yüzde 81'lik kesim özel sektörünrüşvet, hediye gibi usulsüz ödemelerle kamusal işlemleri ve hukuki düzenlemeler üzerinde etkili olduğunu düşünüyor. Yüzde 26'lık kesim kamu işlemlerini kişisel bağlantılı ve tanıdık aracılığıyla halletmiş. Bu tip usulsüzlüklere başvurmak durumunda kalan kamu kurumlarının başında eğitim, imar, belediye ve sağlık kurumları gelmekte. Yüzde 60'lık kesim önümüzdeki iki yılda yolsuzluğun azalmayacağını, yüzde 41 artacağını ön görüyor.

 

 

Yolsuzluğun yapısal hal almasının nedenleri arasında şunlar öne çıkıyor: "Dokunulmazlıklar ve yolsuzluğun cezasız kalması" (Yüzde 64), "toplumsal bilinçsizlik" (yüzde 61), "yolsuzluğu denetleyen kurumların yetersizliği" (yüzde 55) ve "yolsuzluğun kabul görmesi" (yüzde 50), "siyaset ve iş dünyası ilişkisi", " yargının tarafsız olmaması".

 

Yolsuzluk Türkiye’nin asırlık geleneği. Gasp-talan-müsadere kültürünün bugünkü sürümlerinden biri. Hukuksuzluk sayesinde gelen denetsizlik ve cezasızlık ile yerleşmiş bir fıtrat. İrili ufaklı her yolsuzluk yapanın yanına kâr kaldığı bir insan topluluğu burası. Ve böylece oluşan muazzam bir özgüven. Böylece oluşan güçlü saadet zinciri.

 

İşin bir de  hiç konuşulmayan ekonomik ayağı var. İlki beyanname ile vergi vermeme âdeti. Toplam verginin yüzde 30’unun doğrudan toplandığı ülkede mükellefin, vergisinin nereye harcandığının denetimini yapması mümkün değildir, dolaylı vergi sayesinde vergi vermediğini zanneder.

 

Yine vergi babında, doğru dürüst vergi toplanamayan bir ülkede aysonunu getirmekte zorlanan memur yolsuzluğa açık olur.

 

Yolsuzluğun bir iş yapma biçimi haline geldiği bir ekonomi sürdürülebilir mi? Sürdürülebilir elbet de ama kendi kendine yeterliyse. Türkiye’nin doğal kaynağı, kâfi katma değer üretimi ve öz sermayesi olmadığı için dış kaynağa ihtiyacı vardır. Yolsuzluğun ekonomik girdi olduğu bir yere de dış kaynak gelmez.

 

Çöker kalırsın…

 

CENGİZ AKTAR / HABERDAR