• 9.02.2016 00:00
  • (1512)

 AB görünürde AKP’nin bugünlerde kalan son dostu. Dün yine AB-Türkiye mülteci toplantısı vardı.

Taraflar ahlâksız bir münasebet içerisindeler, ama söz konusu çıkarlar olunca o kadar olur.

Geçen yaz sonunda Avrupa mahfillerinde oluşmuş bir kanaat var: Suriye ve başka ülke uyruklu mülteci ve göçmenler Türkiye üzerinden AB’ye giriyor. AB ülkelerinde yönetilemez bir hâl alan bu devasa insan hareketlerini ancak Türkiye engelleyebilir. Bu hedef doğrultusunda herşey göze alınmalıdır.

Nedir o herşey? Türkiye’ye para vermek; Türkiye’den doğrudan mülteci almak; Türkiye’ye daha fazla mülteci girmesini engellemek; ülkenin AB üyelik müzakerelerini ısıtıyormuş gibi yapmak;  Türkiye vatandaşlarına günün birinde vize muafiyeti vaadetmek;  Türkiye’de hızla artan hak ve özgürlük ihlallerini görmezden gelmek; rejime dolaylı veya doğrudan destek vermek.

Ekim 2015’ten bu yana bu strateji uygulanıyor. Bugüne kadar verdiği sonuçlar şöyle, sırayla gidelim.

3 milyar avroluk paketin 95 milyonu aktarıldı.

2015’te hepi topu 7500 Suriyeli, Bulgaristan veya Yunanistan’a geçmeden, doğrudan buradan alınıp AB ülkelerine yerleştirildi. Şimdi Almanya, Belçika ve Hollanda ile bu operasyonun boyutlarını büyütülmeye çalışılacak.

Pazarlığın ahlâksız hususlarından biri canını kurtarmaya çalışan Suriyelilerin ve diğer hak ihlâli mağdurlarının Türkiye’ye iltica etmelerini zorlaştırmak. Bunun için Türkiye’nin bilumum üçüncü ülke vatandaşlarına vize koymasını dayatmak. Ne var ki mülteci vize dinlemez, daha zor girer ama girer.

Müzakere edilen 33 fasıl üzerinden 15 fasıl müzakereye açıldı. En son açılan Ekonomik ve Parasal Politika adlı faslın içeriği, Türkiye’nin öngörülebilir bir tarihte dâhil olmayacağı ortak para birimi avro ile ilgili. Açılacağı söylenen diğer fasıllar konusunda, başta Almanya’dan çok sert muhalefet var. Defalarca yazdığım gibi iş fasılları müzakereye açmakla bitmiyor, Türkiye mevzuat uyumunda nal topluyor, müzakere başlasa ne olacak. 

Vize muafiyeti ile mülteci pazarlığı artık birlikte ele alınıyor. Ankara’nın yerine getirmesi gereken 72 koşul var. Bunların ne ölçüde yerine getirildiğiyle ilgili ikinci izleme raporu geçen Cuma Brüksel’de çıktı. Rapor her diplomatik dille yazılmış metin gibi yakın zamanda atılan adımları memnuniyetle karşılıyor ancak koşulları yerine getirmenin önünde daha çook uzun bir yol olduğunu da ima ediyor. Vize muafiyeti işi, tekrar edelim, olmayacak duadır. Bırakın 72 koşulu buralı işsizler, buralı İŞİD’ciler ve Kürd veya Türk mülteciler vizenin sürmesi için yeterlidir.

http://ec.europa.eu/dgs/home-affairs/e-library/documents/policies/international-affairs/general/docs/turkey_second_progress_report_en.pdf

AB-Türkiye pazarlığının burayla ilgili temel ahlâksızlığı, ayyuka çıkmış bulunan hak ihlallerinin görmezden gelinmesi. Buna yakın zamandaki en veciz beyanAlman İçişleri Bakanı Thomas de Maizières’in Zaman grubuna el koyulmasıyla ilgili bir soru üzerine gayet sinik bir şekilde “biz insan hakları konusunda hakem değiliz” yollu cevabıydı.

Bütün bu olumsuzluklar alt alta koyulduğunda ilginç bir şekilde olumlu bir sonuç veriyor: AB’nin, Türkiye’yi AB üyesi yapmak için çalışmaktan vazgeçmiş olan AKP’ye tam da bu nedenden tam desteği!  

AKP’nin AB’sine gelince, yakarıdaki tuhaf ve umutsuz tabloya rağmen mülteci meselesi sayesinde AB ilişkilerinin yeniden canlandığını iddia etmeyi seven bir takım yerli, yabancı resmî veya gönüllü propagandistler var. 

Bunlar kafalarda soru işaretleri yaratan bir cevvaliyetle AB-Türkiye ilişkisinin parlak geleceğinden, vize muafiyetinden, üyelikten bahsediyor.

Bırakalım insan hakları ihlallerini bir yana, kimse AB ile Çevre faslının müzakere edildiği Türkiye’de çevre katliamı yapıldığını, çevrecilerin saldırıya uğradığını görmek istemiyor.  

AB müktesebatı ile AKP müktesebatının taban tabana zıt olması kimseyi rahatsız etmiyor.

Oysa şuna mim koymak lazım: AB’nin “dostluğu”, Türkiye’nin üyeliğini öngörülebilir bir dönemde dikkate almıyor demek. Nitekim 1 Ocak 2016- 30 Haziran 2017 arası 18 aylık iş planındaki genişleme paragrafında Türkiye’nin adı bile anılmıyor.

Aynı şekilde Ankara da, dünkü toplantı öncesi AB normlarıyla alay edercesine Zaman’a el koyarak AB üyeliğinden ne anlamadığını gayet güzel açıklıyor dünya âleme.

Bugün üyelik ve ortaklık ilişkisi ne kadar soyut ise Türkiye’nin bir üçüncü dünya ülkesi olarak algılandığı ilişki o kadar somuttur.

CENGİZ AKTAR / HABERDAR