• 5.02.2016 00:00
  • (1626)

 Cuma notları

Millî ve Yerli Hukuk

Her şeyin yerlisi ve millîsi olur da hukukun olmaz mı?

Erdoğan’ın “Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum” çıkışından sonra AKP gezegeninde el artırma başladı. Bugün bulunduğumuz yer şurası: “Gayrımillî bir darbe sonrasında yapılan gayrımillî 1961 Anayasası ile kurulan AYM kaldırılsın, millî şuur tecelli etsin!”

Böylece Erdoğan’ın dikensiz gül bahçesi iktidarının son açığı da kapatılmış olacak, her şeyi bilen âlim-i mutlak başkan her konuda hızla karar alacak ülkeyi “Kalkındıracak”. Adalet de, seçmen teveccühü gibi millî olacak.

Vakti geldiğinde, referandumla veya seçimle veya başka şekilde dayatılacak olan başkanlık sistemi bütün denge ve denetleme mekanizmalarından muaf olan yürütmenin mutlak hâkimiyeti üzerine kurulu.

İktidarca “yürütme üzerindeki aşırı hâkimiyeti” ile tanımlanan yasamanın varlığı yeni rejimde fesih yetkisine sahip başkanın iki dudağı arasında. Yasama, başkanın başkanlığındaki yürütmenin noteri konumuna indirgeniyor.

Yüksek yargı ve diğer yargı sisteminin tüm üyeleri başkan, başkanın emrindeki meclis ile HSYK tarafından atanıyor.

Yürütmenin yasama ve yargıyı baştan aşağıya tahkim ettiği bu yapıya yeni AKP terminolojisinde “kuvvetler uyumu” deniyor.

Millî ve yerli olan bu sistemde AYM gibi oyunbozanlara yer yok ve bu amaçla düğmeye basılmış durumda.

Yalnız, millî ve yerli hukukun gayrımillî olan vatandaşları (ve elbet millî olanları da) zapt-u rapt altına alması millîliğin şânından olduğu için başka sert düzenlemelere de ihtiyaç var.

Aşina olduğumuz Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile İç Güvenlik Kanununun (İGK) yanında zapt-u rapt için gerekli iki yasal düzenleme daha var.

İlki Dündar ve Gül’ün salıverilmeleri esnasında AYM’nin CHP’nin iptal başvurusunu reddettiği MİT’in “dokunulmazlık ve hesapvermezlik” kanunu ve aynı ruhla yazılmış olan TSK’nın “dokunulmazlık ve hesapvermezlik” kanun tasarısı.

TMY ve İGY ile birlikte bu iki düzenleme büyük gözaltının “hukukî” altyapısını tamamlıyor. Temel hak ve özgürlükler ise bu millî ve yerli hukukta namevcut, ya da millî hak ve özgürlükler olarak mevcut…

Ne gâm!

TTBS

Yani “Türk Tipi Başkanlık Sistemi”…

TTBS konusunda alâmetler çoğaldı. Mâlum, başkanlık gelecek dertler bitecek, kararlar şıpın işi alınacak, kimseye hesap vermeden yola devam edilecek.

Davutoğlu geçenlerde “CHP parlamenter sistemde ısrar ediyor” yollu bir lâf etti. Daha evvel, başbakanlıktan cumhurbaşkanı lehine feragat etmesi gerektiğini kendisi söylemişti. Bu arada yeniden kurulan anayasa yazım komisyonu daha çalışmaya başlayamadan lağvedildi. En son beyan AKP’nin elindeki “TTBS anayasasını” meclise getirmesi yönünde.

TTBS’in en temel özelliği adı üstünde yerli ve millî olması. Yani bu ülke bugün neye benziyorsa anayasası da ona benzeyecek. Özellikleri millî olması, başka yerde olmaması ve uygulanabilir olması…

Ahmet İnsel’in Birikim’de TTBS’in son maceralarını anlattığı makalesiwww.birikimdergisi.com/haftalik/7510/1924-anayasasi-ttbs-mi#.VrtcvPmLTIU ile Levent Köker’in Zaman’da TTBS’i güzelce tiye aldığı makalesini okumak gerek.www.zaman.com.tr/yorum_iste-asil-problem-milli-anayasa

Ocak başında mecliste millî anayasayı anlatan, Kütahyalı Küresel Araştırma ve Düşünce Merkezi adlı stk tarafından yazılmış rapor dağıtıldı milletvekillerine.

Yoruma yer bırakmayan girişi şöyle: “Batılılaşmanın hüküm sürdüğü birkaç yüzyıllık süreç Türkiye’nin kendi bin yıllık tarihinin, tecrübesinin oluşturduğu kavram ve kurumların değersizleştirilmesi ve yok edilmesi sürecidir”.

Millî masal dünyasında debelenmeye devam.

Somali’de üs

“Dünya devleti” dünyayı dolaşıyor. Sade Batı Afrika’ya otobüs hibe etmiyor. Geçen hafta burada yapılan Somali Zirvesi’nde İstanbul belediyesi misafirlere 30 otobüs hibe etti. Mogadişu’da Erdoğan’ın deyimiyle “toplu taşıma süreci” başladı. İlâveten “2011 yılında yıkımın eşiğinde olan, tüm umudunu yitirmiş olan Somali, ülkemizin ve uluslararası ortaklarımızın çabalarıyla yeniden ayağa kalkıyor” tesbitinde bulundu. Otobüs ne ki, esas Somali’de askerî üs açıyor dünya devleti.

Somali’yi Ankara neyi nasıl ayağa kaldırmış, yakından bakalım.

Somali’nin temel açmazı coğrafî ve iktisadî anlamda canlıların yaşamasına pek müsait bir toprak olmaması. Ulusdevlet öncesinde göçebe Somali insanı mevsimine göre hayvanıyla birlikte Habeşistan yaylası ile deniz kıyısı arasında gider gelirmiş. Nitekim Somali’nin 637.000 km2 toprağının sadece 13%’ü ekilebilir, bunun da 2%’si ekili. Nüfus 10 milyon civarı. Müzmin kıtlığın kaynağı Somali insanını hinterlandından koparmış olan ulusdevletin çizdiği sınırlar.

Diğer taraftan, Somali diye bir devlet artık yok; Somali bir batık/çökmüş devlet (failed state). Üç parçaya bölünmüş durumda, ikisi nisbeten sakin, bizimkilerin üs kurmaya heveslendiği parça ise yangın yeri.

637.000 km2’nin üçte birine tekabül eden devletsiz, kurumsuz, muazzam beyin göçüne maruz kalmış, başıboş bir toprak parçası.

Denizde NATO operasyonunun hedefindeki korsanlar, karada al-Tablik, Suud destekli al-İslâh, al-İttihad al-İslamî ve al-Kaide bağlantılı eş-Şebab (Gençler) örgütleri ile hasım klanların hâkimiyetinde bir diyar.

Şebab yılbaşından bu yana Afrika Birliği barışgücü AMİSOM’a, bir sivil yolcu uçağına, resmî Somali ordusuna ve başkent Mogadişu’da bir otele ölümcül saldırılar düzenledi.

Buna mukabil en kuzeydeki Somaliland ülkenin diğer üçte birine tekabül eden, 20 yıldır hiçbir ülke tarafından tanınmamasına rağmen ayakta kalabilen, tanınmasa da Norveç başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin desteğini almış, seçim yapan, çalışan kurumlara sahip, komşuları Cibuti ve Etiyopya ile ciddî ticarî ilişki içerisinde 3,5 milyon insanın yaşadığı huzurlu bir ülke.

Üçüncü Somali ise Puntland olarak adlandırılan, Somaliland ile Somali arasında özerklik ilan etmiş nisbeten sakin bir diğer ülke. http://www.puntlandgovt.com/

Bizimkilerin Somali açılımı tam bir “köyden indim şehre, şaşırdım birden bire” durumu…

CENGİZ AKTAR / HABERDAR