• 2.02.2016 00:00
  • (1359)

 İktidar gezegeninden çatlak sesler yükseliyor. AKP’li siyasîler ve iktidar yanlısı yazarlar arasında artarak cereyan eden belaltı, belüstü atışmalara şaşırmamak lâzım.

Sorunlar derinleştikçe iktidarın icraatı daha hukuktanımaz hâle gelecek, hak ihlalleri artacak, rejim had safhada sertleşecek, o ölçüde de iktidar dünyası mensupları arasındaki yapay âhenk sırıtacaktır.

Çöküş dönemlerinde her yerde ve her zaman böyle olur. Kimileri altında kalmaktan korkar; zararın neresinden dönülse kârdır hesabı yapar; geç de olsa sondaki felâkete uyanmıştır.

Yalnız, gemiyi terk edenler arasında daha yakın zamanda, 1 Kasım seçimi sonrasında “Osmanlı tokadı” naraları atanlar olması, çöküşün sürati kadar şaşkınlıklarını da gösteriyor.

Bu heyet derin sosyolojik tahlillerle halk ihtilâlinden dem vururdu. Batı’dan ve Kemalizm’den intikam alan, millî/yerli değerlere rücu eden ihtilâlin memleket için, İslâm dünyası adına ve hatta kâinat için ehemmiyetini anlatırdı.

1983’ten bu yana kudretlenen iki ana unsur, Sünnî Müslümanlar ve Kürdlerin siyaseti tamamen belirliyor olmaları AKP iktidarının temeli olarak işaret edilen halk ihtilâli yakıştırmasını bir bakıma anlamlı kılıyor.

1923 dönemi ne kadar halk ihtilâli değilse 2002 dönemi o kadar halk ihtilâli.

Gelgelelim ihtilâl yakıcı ve yıkıcı bir hadisedir. Bir defa, sabık döneme karşı uygulanan kurum ve kişi düşmanı intikamla birlikte anılan bir dinamiktir. Memleketin taptığı “terör”, yıkıcı ihtilâllerin anası Fransız İhtilâli’nin icadıdır.

Eski kurumları yok ederken, o kurumların dokuz canlı olması, yeni kurumları var ederken o kurumların pek de yeni olmaması gibi nahoş sürprizlere açık bir dinamiktir. Kemalizmi yok etmeye kalkarken İttihatçılığın kucağına düşmek gibi.

İhtilâl başkaca, ihtilâlci öğüten, ihtilâl kadrolarını kullanıp atan, terörün bu kadrolara kadar uzandığı, sonuçta kendi çocuklarını yiyen bir dinamiktir. Şu sıralar cereyan ettiği gibi.

Keza halk ihtilâlini kuşatarak total iktidar olmayı mümkün kılan paradoksal bir dinamiktir. Tıpkı bugünlerde burada olduğu gibi!

1789 Fransız İhtilâlinin seyri ve sonuçları itibariyle içerdiği dersleri hatırlayalım.

İhtilâl sonrası Fransa ihtilâlci terörün pençesinde onyıllarca kendine gelemez. Sonra megaloman Napolyon Bonapart yüzünden kanlı savaşlara gark olur. Napolyon’un imparatorluğu, ardından krallık, ayaklanmalar, yeniden ihtilâl, sonra tekrar cumhuriyet, tekrar imparatorluk arasında gider gelir.

Son derece çalkantılı ve uzun dönemin ibretlik hadiselerinden biri 3. Napolyon vakasıdır. 1848’deki ikinci Fransız İhtilâli ortamından ustaca faydalanarak seçilmiş ilk Fransız cumhurbaşkanı olmayı başarır. 2. Cumhuriyet bu sayede kurulur. Napolyon, cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından 1851’de darbeyle 2. Cumhuriyeti bitirir ve imparatorluğunu ilân eder. Siyasetin itirazlarını kulak ardı ederek Fransa’yı on yıl kadar demir yumrukla yönetir.

Halk ihtilâlinin temsilcisi AKP’nin icraatı Fransız İhtilâlinin bazı evrelerini çağrıştırıyor.

2002’de büyük bir enerjiyle yola çıkıldı. Önce ki koalisyon hükümetinin başlattığı reformist dalga sayesinde farklı çevrelerin destek ve teveccühü sağlandı. Eski Türkiye’den miras kurumlar yerlerinden oynatıldı. Ezberler bozuldu.

Kurumlar önce AB uyum süreci vasıtasıyla çağın eğilimlerine uygun şekilde demokratikleştirilmeye başlandılar.

Ne var ki 2006’dan itibaren ihtilâlci dinamiğin nefesi kesildi.

Anayasa yazım çalışmalarının akamete uğratılmasıyla kurumların demokratik dönüşüm olasılığı rafa kalktı, buna koşut olarak iktidarın tasarrufları, kurumların işlev ve işleyişlerinde iktidar sahibine doğrudan biat etmelerine önayak oldu.

Böylece iktidar devletle bütünleşti, konsolidasyona gidildi.

Bugün ihtilâl kendi çocuklarını yiyor. Zorbalık, zulüm gitgide artıyor. İhtilâlci terörle 3. Napolyon misali sivil darbe elele, rejim değişikliğine doğru yol alıyoruz. Müstakbel başkan, başkanlık sistemine gerek dahi kalmadan fiilen “devlet oldu”.

Olan bitenin ihtilâlle alakası kalmadı, halk da bitti, geriye yalnız “terör” kaldı.

CENGİZ AKTAR / HABERDAR