• 27.02.2016 00:00
  • (1489)

 Cuma notları

Bunun adı savaş değil mi?

Meclis’de hazırlanan terörü kınama metnine imza vermeyen HDP’nin Van milletvekilinin, 2. Ankara Katliamını gerçekleştiren canlı bomba Abdulbaki Sömer için Van’da kurulan taziye çadırını ziyareti herhalde bir dönüm noktasıydı.

“Türkiye Türklerindir cephesinin” ziyareti değerlendirme biçimi ile Kürd tarafının taziye merasimi derin bir çifte kırılmaya işaret ediyor.

Kürdlerle Türkler uzun zamandır ayrışıyor, birbirlerine yabancılaşıyor ve artık açıkça savaşıyor. Onyıllardır “terör” ve “terörle mücadele” olarak tanımlanan faaliyet bugün maalesef farklı bir mecrada.

Kürd cephesinde, “AKP’ye dur denilmezse bir değil bin Ankara olabilir” başlığıyla Çarşamba günü verilen haberde PKK yöneticisi Duran Kalkan “sen Kürdü yaralıyken kurşuna dizersen, üzerine benzin döker yakarsan, binayı üzerine yıkarsan, ayrım yapmadan yüzlercesini cayır cayır yakarsan elbette Kürt gençleri de öfke duyar”, “halkımızın özgürlük mücadelesi bir yerde intikam direnişidir”, “yine de sivillere saldırmadılar, tamamen askeri hedeflere yöneltilmiş bir saldırıydı, o ordu Kürdistan’da savaş halinde”, “şimdi öyle bir noktaya geldi ki, artık biz de olayları dizginleyemiyoruz” diyerek savaşın yeni evresine ve boyutlarına işaret ediyordu.

Aynı söyleşide Kosovalaşmayı öne çıkartarak maddî kopuşa işaret ediyordu: “Bu sistemden bütünüyle kopmak gerekir. Mevcut AKP sistemini bütünüyle boykot etmek gerekli. Hiçbir genç, çocuk okula gitmemelidir. Hiçbir genç askere gitmemelidir. En iyi mücadele düzenden kopup özgürce yaşamaktır.”.

Türk cephesinde Çarşamba günü Erdoğan meclise HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını “emrederken” TSK gayet net bir askerî jargonla, “önemli yurtiçi olaylar” başlığı altında operasyon bilgisi veriyordu. Basında İdil’in havadan bombalandığı haberleri geliyordu. Diyarbekir Valiliği Sur’da tahliye bekleyenlere “sivil olduğu iddia edilen 6 vatandaşımız, artık sivil olduğunuz varsayılmıyor, kanıtlamanız lazım” diye sesleniyordu.

Hatip Dicle dün “Cizre’deki katliamdan sonra bunun bir benzeri Sur’da gerçekleştirilirse biz vicdanlarımızı, insanlığımızı kaybedeceğiz; birbirimizin yüzüne bakamayacağız; devlet savaş hukukuna aykırı davranıyor. Siviller, sağlık görevlileri, gazeteciler hedef alınıyor” diyerek bugün bulunduğumuz yeri açıkça tasvir ediyordu.

Kentlerdeki operasyonlar bilhassa aşağılayıcı ve savaş hukukunu hiçe sayan bir yaklaşımla cereyan ediyor. Bu, tipik bir Filistinleşmedir.

Ertuğrul Kürkçü’nün mecliste, Celal Başlangıç’ın da basında takip ettiği “çökertme operasyonu” ile ilgili hiçbir doyurucu bilgi paylaşılmasa da bu Sri Lankavarî operasyon Temmuz’dan beri sürüyor.

Bilmediğimiz ve duymadığımız kadarıyla Ankara bölgede 2013’ten bu yana teşekkül eden Kosovavarî yerel yönetime bodoslamadan müdahale etmeyi yeğledi, müzakere ederek değil.

Bugün ne “terörle mücadele seferberliğinin” ne de “barış seferberliğinin” tanım olarak anlamları kaldı. “Terör” telaffuz etmeyip “barış” terennüm edenin dosdoğru takibata, hakarete maruz kalması dahî bir gösterge. Süren, adı konmamış bir savaş.

Her ne kadar ateşkes, müzakere ve barıştan başka söyleyecek sözümüz olmasa da…

World Humanitarian Summit

Bundan tam üç ay sonra 23-24 Mayıs’ta İstanbul’da BM himayesinde dünyanın ilk İnsanî Yardım Zirvesi toplanacak.www.worldhumanitariansummit.org/

Toplantı dünyanın her yerinden hükümetleri, hükümetdışı ve uluslararası kuruluşları bir araya getirecek. Bütün doğal ve insan eliyle oluşan insanî krizlere (Kürdistan’da cereyan eden çatışmalar buna dâhil), yakıcı bir hâl almış olan mülteci krizine, kent ve doğanın büyük zarar gördüğü krizlere insanî cenahtan yaklaşılacak ve kalıcı çareler aranacak. Şimdiden katılacak kurum ve kuruluşların dâhil olduğu çok zengin bir tartışma Internet üzerinden yürüyor, yabancı ülke parlamentolarında tartışma ve girişimler son hız ilerliyor.

Toplantının İstanbul’da cereyan etmesi insanı ve doğayı tehdit eden envai çeşit sorunla cebelleşen Türkiye için bulunmaz bir fırsat. Ama korkarım ki tam da başımıza tebelleş olmuş sorunlar yüzünden gerektiği gibi yararlanamayacağız. Yine de haberimiz olsun.

Anadolu’nun kültür varlıkları haritası

Hrant Dink Vakfı’nın yürüttüğü “Anadolu’nun Çok Kültürlü Mirasını Ortaya Çıkarmak ve Savunmak” projesinin ilk iki çalışması ortaya çıktı.

İlki, Türkiye Kültür Varlıkları Haritası bir kültürel miras envanteri projesi. Projenin temel amacı Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudi topluluklarının kültürel mirasını belgeleyerek Anadolu’da çeşitli halkların meydana getirdiği çokkültürlülüğün ve çokkatmanlılığın görünürlüğünü sağlamak. Arşivler ile basılı birincil ve ikincil kaynaklardan derlenen kilise, okul, manastır, mezarlık, havra, hastane gibi 9250 kamusal yapıya dair temel bilgi çevrimiçi harita üzerinden paylaşıldı. Türkiye Kültür Varlıkları Haritası hep devam edecek bir çalışma. Kullanıcıların katkısı ve geri bildirimi ile zenginleşecek ve yaşayacak. Merak edin, şu websitesine girin, memleketinizde neler varmış, neler yitirilmiş görün, bildiğiniz başka yapı varsa bildirin. http://turkiyekulturvarliklari.hrantdink.org/

İkinci çalışma Ermeni ve Rum Kültür Varlıklarıyla Kayseri kitabı (ücretsiz temin edilebilir).

Kaynaklara göre olması gereken varolan 377 yapıdan sadece 181’i tespit edilebildi, 208’i ortadan kaybolmuş. 181 yapının 113’ü Ermeni 68’i Rumlara ait. Memleket çapındaki doğa ve kent tahribatı sonucunda yapılardan kaçı ayakta kalabilecek belli değil. Millî sporumuz “definecilik” potansiyel tahribatın baş aktörü.

Kayseri Gayrimüslim hafızasını silmiş esasen. Hafızanın geri gelmesi kolay değil ama hafızasız da gelecek düşünmek mümkün değil.

CENGİZ AKTAR / HABERDAR