CUMA NOTLARI

Memleket tek bir dilin esaretinde. Bu dileril, son derece sert, fütursuz, tehditkâr, hukuktanımaz, kendi söylediğinin dışında bir gerçek bilmez, farklı olan istisnasız herşeye karşı olan bir savaş dili.

Savaş dili soyut değil, süregelen bir dolu irili ufaklı, kanlı kansız çatışmada savaşı başlatan gücün dili.

Bu dilin tayin ettiği kurallar hukukî değil, sivil ölümler ve kan içme ayininde olduğu gibi savaş hukukuna dahî uygun değil.

Bu kurallar uyarınca ve tıpkı topyekûn bir savaşta olduğu gibi davanın taraftarları ve davaya ihanet halinde olanlar var.

Bir vakitler söylenmiş olan “taraf olmayan bertaraf olur” lakırdısı boşuna değil.

Bugünkü savaş epeyidir süren savaşın yeni bir evresi şüphesiz ama yeni olan bu defa savaşa toplumun yarısının taraftar ve gönüllü olması.

Bu faşist toplaşmaya mukabil toplumun bertaraf olma riski altındaki kısmında, “Barış için akademisyenler” girişimine verilen savaşçı, ceberut cevap sonrasında, Gezi’de olduğu gibi büyüyen bir sivil itaatsizlik, bir şiddetsiz direniş ortaya çıkıyor.    

“Hayvan Çiftliği”

George Orwell totalitarizmi öngören ünlü distopyasında meydan okuyarak,başkaldırarak iktidara gelen mazlumların arasından nasıl yeni zalimlerin türeyebileceğini ve sabık zalimleri aratacak kadar sert ve acımasız olabileceklerini resmeder.

Türkiye’yi yöneten eski mazlumların yeni zalimlere dönüştüğü memleket bu anlamda bir “hayvan çiftliği”. Çizgi filmi çocuklar görebilir:www.youtube.com/watch?v=TyndDoqUkvg

Güncel felsefe

Eflâtun’dan 2300 yıl önce ama güncel: “İnsan ne kadar zorbaysa o kadar da köledir.En kötü insanlara yaranmak isteyen, aşağının bayağısı, kötünün kötüsü olmaz mı? Bu kötülüklere bir de başa geçince içinde büsbütün gelişen kötülükleri, kıskançlığı, ikiyüzlülüğü, haksızlığı, dostsuzluğu, imansızlığı, besleyip büyüttüğü daha nice illetleri ekle. Bütün bunlar yüzünden zorba, insanların en mutsuzu olmaz ve yanına yaklaşanları da mutsuz etmez mi?” (580 a) Devlet, 9. Kitap, çev. Sabahattin Eyüboğlu ve Mehmet Ali Cimcoz, İstanbul 1988,  Remzi) 

Savaşta sivillerin korunması

Savaş hukukunun dört temel akitinden biri olan ve savaşta sivilleri koru diyen 1949 tarihli 4. Cenevre Sözleşmesi nasıl uygulanır? Uluslararası alanda iki yol mevcut.

İlki “Protecting Power” yani “Kollayıcı Güç” tabir edilen tarafsız bir üçüncü ülkenin savaş alanında gözlem ve müdahalesi. İsviçre, Norveç gibi ülkeler… Böyle bir ülke bulunamadığında genellikle Uluslararası Kızılhaç Örgütü bu görevi üstlenir. Türkiye Kızılhaç’ın buradaki faaliyetlerine KKTC’nin temsiliyeti konusunda anlaşmazlığı bahane ederek 2010’da son verdi. Ertesi sene Suriyeli mülteciler gelmeye başladığında kurulan ilk kamplardan biri olan ve firarî askerleri barındıran Apaydın kampı bu sayede ve olması gerekenin aksine denetimsiz kaldıydı.

Diğer mecra 1949 Sözleşmesi uyarınca 1991’de kurulmuş olan, Bern’de mukim International Humanitarian Fact Finding Commission yani Uluslararası Delil Toplama – Bilirkişi Komisyonu. Türkiye Komisyon’a taraf değil. Ancak Komisyon’un iş görmesi için taraf olmak şart değil izin vermek yeterli. Komisyon, Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü’nün Afganistan Kunduz’daki merkezinin ABD uçaklarınca geçen yıl bombalanması olayına müdahil olabilir.

Her iki gözlem mekanizmasının çalışabilmesi için sözkonusu ülkenin izni gerekiyor. Bu maalesef kolay değil, Türkiye sözkonusu olunca hiç kolay değil. Zira burası üçüncü gözlerden hiç hoşlanmaz!

“Susarak yaşanmaz, susuz hiç yaşanmaz”

Neo-liberal AKP için su da alınır satılır herhangi bir meta, oysa su hakkı diye buralarda pek duyulmamış bir kavram var. Su, tıpkı hava ve toprak gibi hayatî, herhangi bir meta değil. Bir kere sonsuz değil, ikincisi ticarete indirgenebilir değil.Su Hakkı Kampanyası girişimi yıllardır bu konuda farkındalık yaratmak için çabalıyor. Çarşamba son raporlarını çıkardılar. www.suhakki.org/2016/01/rapor-suyumuzdan-parakazaniyorlar/#.VpZTkvmLTIU

Misâlen İstanbullu en pahalı suyu içiyor, İzmirli en çok vergiyi ödüyor, Ankaralı en yüksek faturayı ödüyor.  Şebeke suyunun medenî memleketlerin aksine içilememesi aile bütçesine büyük yük demek. Nasıl soyulduğumuzu anlamak için…

CENGİZ AKTAR  / HABERDAR