• 26.12.2015 00:00
  • (1496)

İktidarın 7 Haziran’dan beri taktiği belli: Ahaliyi ürkütüp kendini yegâne çare olarak pazarlayıp iktidarını muhafaza etmek. Böylece hiçbir cürüm için hesap vermemek.

 

Bu siyasî senaryoyu Erdoğan’ın başkanlık muradı için tepe tepe kullanmanın önünde, muhalefet başta olmak üzere hiçbir engel yok. Durmak yok yola devam.

 

Artık gayet açık ki memleketin gerek duyduğu varsayılan ve öyle aşılanan “demir yumruklu başkanlığın” provası Kürdistan’da icra ediliyor. Bölge hem prova alanı hem de korkulara korku katan bir cehennem. Memleketin geri kalanı hem izliyor hem imreniyor. Başkanlığın artık çantada keklik olduğunu söylemek abartı olmaz.

 

Taktik öyle iyi işliyor ki bundan böyle ekonomik boyutu da haiz bir paket! Hendekler “süpürüldükten” sonra oralar yeni baştan inşa edilecek, Tokileşecek. HDP milletvekili Feleknaz Uca mecliste soruyor: “Valiliğin, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde operasyon sonrasında kentsel dönüşüm kapsamında mahallenin yıkımının hızlıca sağlanması ve 4000 konutluk kentsel dönüşüm uygulanması şeklinde aldığı iddia edilen kararlar bilginiz dâhilinde midir?” Avmsi, geniş yolları, AKP tasdikli ihale ve sadakasıyla devletin müşfik eli pek yakında mahalleye gelmek üzere.

 

Yeni Türkiye’nin sloganıdır diyoruz ya: Tüket ve kes sesini! Müstakbel huzuru bozabilecek tek bir şey var: Kürdlerin itirazı.    

 

Özyönetim ve ademimerkeziyet

 

Salı günkü basın toplantısında Selâhattin Demirtaş daha önce özyönetimlerin hükümetle müzakere edilip edilmediği sorusuna şöyle bir cevap veriyor: “Anayasa Uzlaşma Komisyonunda bunu teklif ettik. Tartışıldı. Madde madde ne demek istediğimiz anayasa teklifimizde sunduk ve müzakere ettik. 3 parti de buna karşı çıktı. Biz bunu netleştirmemiş somutlaştırmamış değiliz”. Diyarbekirli AKP’li Ensarioğlu’na bir nevî cevap bu.

 

Zira AKP milletvekili televizyonda özyönetim ilânlarını kastederek özyönetimin olabileceğini ama bunun yerinin meclis olduğunu ifade etmişti bir gün önce. Nitekim HDP Anayasa Uzlaşma Komisyonuna olabilecek en kapsamlı ademimerkeziyet önerisini getirdiydi. Meclisin websitesinde hâlen mevcuttur. https://anayasa.tbmm.gov.tr/calismalara_iliskin_belgeler.aspx

 

Ancak Demirtaş’ın da belirttiği gibi öneri başta AKP ile MHP olmak üzere asla ciddiye alınmamıştı. Yani “Oxford vardı da okumadık mı?” durumu sözkonusu. AKP’nin iktidar paylaşımı anlamına gelen özyönetim veya başka bir idarî yapı vasıtasıyla herhangi bir ademimerkeziyetçi yolun yolcusu olmadığını gayet iyi biliyoruz.

 

Kürd Siyasî Hareketi siyasî öneri getirince görmezden gelenler iş sertleşince hemen barış güvercinim kesilip sağa sola ders vermeye kalkıyor. 

 

Misak-ı Millî

 

Kabaran AKP milliyetçiliği, mâlum başta Musul her bir yana sulanıyor. Biraz mürekkep yalamış olanları Misak-ı Millî’ye kadar dayandırıyor hak taleplerini. Misak-ı Millî yani dağılmış İmparatorluk bakiyesi topraklarla ilgili Ulusal Ant ne diyor bir hatırlayalım:

 

“Meclis-i Mebusan üyeleri, Devletin bağımsızlığının ve ulusun geleceğinin, haklı ve sürekli bir barışa kavuşmak için katlanabilecek özverinin en fazlasını gösteren aşağıdaki ilkelere eksiksiz uyulmasıyla sağlanabileceğini ve bu ilkeler dışında sağlam bir Osmanlı Saltanatı ve toplumunun varlığının sürdürülmesinin olanak dışı bulunduğunu kabul ederek, şunları onaylamışlardır:

 

Madde 1. Osmanlı Devleti’nin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu, 30 Ekim 1918 günkü ateşkes (Mondros Mütarekesi) yapıldığı sırada, düşman ordularının işgali altında kalan kesimlerinin (hâlen Antakya ve Musul Osmanlı egemenliği altında) geleceğinin, halklarının serbestçe açıklayacakları oy uyarınca belirlenmesi gerekir; sözkonusu ateşkes çizgisi içinde, din, soy ve amaç birliği bakımlarından birbirine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri duyguları besleyen soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin koşullarına saygılı Osmanlı İslâm çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tümü, ister bir eylem, ister bir hükümle olsun hiç bir nedenle, birbirinden ayrılamayacak bir bütündür.

 

Madde 2. Halkı özgürlüğe kavuşunca, oylarıyla anavatana katılmış olan üç il ( Kars, Ardahan ve Batum) için gerekirse yeniden halkın serbest oyuna başvurulmasını kabul ederiz.

 

Madde 3. Türkiye ile yapılacak barışa değin ertelenen Batı Trakya'nın hukuksal durumunun belirlenmesi de, halkının özgürce açıklayacağı oya göre olmalıdır.

 

Madde 4. İslâm Halifeliğinin ve Yüce Saltanatın merkezi ve Osmanlı Hükümetinin başkenti olan İstanbul kenti ile Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü tehlikeden uzak tutulmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşulu ile Akdeniz (Çanakkale) ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte, öteki tüm devletlerin oybirliği ile verecekleri karar geçerlidir.

 

Madde 5. Müttefik Devletler ile düşmanları ve onların kimi ortakları arasında yapılan antlaşmalardaki ilkeler çerçevesinde, azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman hakların da özdeş haklardan yararlanması umudu ile bizce de benimsenip güvence altına alınacaktır.

 

Madde 6. Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak bulunması ve daha çağdaş biçimde, düzenli bir yönetimle işlerin yürütülmesini başarmak için, her devlet gibi, bizim de gelişmemiz koşullarının sağlanmasında, bütünüyle bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşmamız ana ilkesi varlık ve geleceğimizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, parasal vb. alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara (kapitülasyonlar) karşıyız. Saptanacak borçlarımızın ödenmesi koşulları da bu ilkelere aykırı olmayacaktır.”                          İstanbul 28 Ocak 1920

 

CENGİZ AKTAR / HABERDAR