• 28.11.2015 00:00
  • (1514)

 Konu üzerine daha çok konuşulacak. Bugünkü bilançoya bakacak olursak Ankara’nın dışarıda (hattâ turizm ve ihracatçıların çığlıklarını hesaba katarsak içeride de) kaybeden olduğu açık.

  • Malî piyasalar bu işten hiç hoşlanmadı. Tamamen Saray güdümüne giren ekonomi yönetiminin yarattığı endişe böylece katlandı.
  • Olay sonrası yetkililer arasında hâlâ süren kakofoni ve birbirini yalanlayan beyanlar hem burası hem dışarısı için endişe kaynağı.
  • Rusya’nın tüm ekonomik ilişkileri gözden geçirme, yokuşa sürme, gaz şantajı, turizmde olduğu gibi seyahat alarmı verme tepkisini ciddiye almak gerekiyor. Bu çerçevede tek hayırlı karar Akkuyu’nun iptali olabilir!
  • Rusya’nın şimdilik Dışişleri Bakanı Lavrov’un resmî ziyaretinin iptali ile verdiği tepki Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin bu aralar yapılması planlanmış olan mutad toplantısının iptaline kadar gidebilir.
  • Ankara’nın terör gruplarıyla ilişkileri konusunda yabancı basında artarak çıkan yazılar ve bilgilere bundan böyle Rusya’nın resmî makamları da eklendi ve ithamlar bir üst kademeye çıktı.
  • Bu çerçevede Ankara’nın “Türkmenleri savunuyoruz” argümanının nasıl içi boş ve sahte bir gerekçe olduğunu kavramak için şu makaleye başvurulabilir: http://sendika7.org/2015/11/turkmen-dagi-gercegi-ve-akpnin-savas-provasi-hamide-yigit/
  • Ankara’nın çoktandır iflas etmiş olan Suriye politikası bu girişimle iyice içinden çıkılmaz bir yere sürüklendi, müzakere masasında zaten tabureyle yetinen Ankara’nın her bakımdan istikrarsız, muğlâk ve şimdi gereksiz tehlike yaratabilecek bir koalisyon ortağı olduğu algısı güçlendi.
  • Bu çerçevede NATO müttefiklerinin uçak düşüren Türkiye’yi “bu nedenlerle uçak düşürülmez” diyerek korumaya pek gönüllü olmadıklarını görmek gerekiyor.
  • Yunanistan’ın hava sahasını binlerce defa ihlâl eden ve ihlâl etmeye devam etmekte hiçbir beis görmeyen Türkiye’nin bu konuda öne sürdüğü kıta sahanlığı/ sahiplik argümanı, Suriye’nin 1939’da ilhâkını hiçbir zaman kabullenmediği ve uçağın düşürüldüğü Antakya (Hatay) için bir gün önüne çıkabilir.
  • ABD’nin başını çektiği Batı ile Rusya arasında 14 Kasım’da Viyana’da varılan geçiş dönemi anlaşmasının önemi ve Rusya’nın anti-IŞİD koalisyonu ortaklığı gerekliliği uçağın düşürülmesiyle azalmadı, arttı. Keza düşürülen uçağın Rusya’nın Suriye operasyonlarına ket vurması düşünülemez.
  • Ankara, Soğuk Savaş’ın en gergin zamanlarında dahî uçağı düşürülmemiş ve şu sırada Batı ile ciddî bir çekişme döneminde olan Rusya’nın karizmasını çizen çok vahim bir hata yaptığını er veya geç anlayacaktır.

 

CİHAT YAZILARI

Canlı bombaları ve akıl hocalarını bir nebze anlayabilmek için klasiklere müracaat edelim. Daima ufuk açıcıdır. Bugün Elias Canetti’nin çözümlemeleri. “Güçle iktidar arasındaki ayrım oldukça farklı bir başka alanda, bir dine çeşitli düzeylerde tabi olmakta görülebilir. Tanrı’ya inanan herkes sürekli O’nun iktidarı altında olduğuna inanır ve bu iktidarla kendi tarzında uzlaşmıştır. Ancak bunu yeterli bulmayan insanlar vardır. Bu insanlar, Tanrı’nın kesin bir müdahalesini, tanrısal gücün tanrısallığını fark edip hissedecekleri doğrudan bir edimini beklerler. Tanrı’nın vereceği emirlerin beklentisi içinde yaşarlar. Onlara göre Tanrı, yöneticinin özelliklerinin daha açık bir türüne sahiptir. Her özel vakada, O’nun etkin iradesi ve bu insanların etkin ve bariz tabiiyeti dinin özü haline gelir. Bu türden dinler kadercilik öğretisine yatkındır bu dinlere inananlar başlarına gelen her şeyin Tanrı’nın iradesinin doğrudan bir ifadesi olduğunu her zaman hissederler. Böylece bütün hayatları boyunca boyun eğmek için yeni vesileler bulurlar. Sanki az sonra ezilmek üzere çoktan Tanrı’nın ağzına girmiş gibidirler. Ama bütün hayatlarını bu berbat yerde, cesaretlerini kaybetmeksizin ve hâlâ doğru olanı yapmaya çabalayarak yaşamak zorundadırlar. İslâmiyet ve Kalvenizm, bu eğilimin en kuvvetli biçimde sergilendiği dinlerdir. Bu dinlere inananlar, Tanrı’nın gücü için yanıp tutuşurlar, sadece O’nun gücü onları tatmin etmeye yetmez. Çünkü Tanrı’nın gücü çok uzaktadır ve onları fazla serbest bırakır. Küçük yaşlarda kendilerini sonsuza değin teslim ettikleri emir beklentisi, onlarda derin izler bırakır, ayrıca diğer insanlara karşı tutumları üzerinde de ciddî bir etki yapar. Bu sürekli emir beklentisi, askerlerinkine benzeyen bir inanan türü, kendileri için hayatın en gerçek temsilcisi savaş olan ve hayatı savaştan ibaret gördükleri için gerçek savaşlardan korkmayan insanlar yaratır.” Kitle ve İktidar s.285

[email protected]

[email protected]