Kimi Batılı siyasetçi temsilî demokrasinin erdemlerinden dem vurup AKP’nin zaferini selamladı ve bunun istikrar, birlik, beraberlik, uyum, demokrasi (ve tabii ki parasal kazanç) anlamına geldiği üzerinden yeni Türkiye hikâyeleri yazmaya başladı. Hevesleri kursaklarında kalmaya başlamıştır.

Her şeyden önce AKP seçmeni kalıcı bir istikrar siyasetine oy vermedi. Ne AKP’nin ne de seçmeninin böyle bir katılımcı ve çoğulcu siyaset anlayışı var. AKP ve seçmeninin istikrardan anladığı kendisi gibi düşünmeyen nüfusun yarısını kendisine benzetmek, olmadı yok saymak, olmadı yok etmek. Daha Salı günü Ahmet Davutoğlu “Vatandaşlar ikiye ayrılır; bugün AK Parti’ye oy verenler ve yarın AK Parti’ye oy verecek olanlar” tezini tekrarlamadı mı?

Alınan oy yüzdesi ve tek başına hükümet kurma olanağı son dönemde ve 7 Haziran sonrasında düşen AKP süngüsünü (Azericesi de olur) doğrulttu. İntikam alma şehveti had safhada. Sabırsız AKP borazanları müstakbel cadı avının kurbanlarını adlarıyla vermekte beis görmüyor. El konulması ve susturulması vacip olan üniversiteler ve basın yayın kuruluşlarının sıralı listesi şu bağlantıda: (www.yeniakit.com.tr/haber/en-yakin-zamanda-kayyum-bekleyen-kurumlar-104036.html) Kürtlerle barışın önşartı olarak toprağı terk etme, silâh bırakma, HDP’yi muhatap almama artık resmî politika. Medyaya baskı olduğu gibi sürüyor.

İkincisi, istikrar için gereken şartların hiçbiri ortada yok, aksine olmaması için gereken herşey var. Kısaca hatırlayalım:

  • Taşıma su (sermaye) ve iç tüketimle dönen ekonominin nefesi tükenmiş vaziyette;
  • AKP’lilerin yönettiği temel devlet kurumları çalışmaz hâlde;
  • Kürtlerle barış hayal, kutuplaşma had safhada;
  • Toplumu boydan boya kateden tehlikeli fay hatları (Kürt-Türk, Alevî-Sünnî, Dindar-Laik) sürekli provoke ediliyor;
  • Temel hak ve özgürlükler yerlerde sürünüyor;
  • Dışpolitika ve Suriye potansiyel bir istikrarsızlık kaynağı olarak orada duruyor, Türkiye’nin Suriye’de Suud ve Katar’dan başka ortağı yok, Batı ve Rusya ile rakip;
  • IŞİD artık Şam ve Irak değil “Türkiye İslâm Devleti” olarak mevcut;
  • Ve bütün bunlara tüy diken bir keyfî başkanlık dayatmasıyla karşı karşıyayız yeniden!

Toplumun yarısının alenen dışlandığı yerde istikrar anca sopayla olur ve oluyor da… Nitekim ne diyordu dün Erdoğan? “Bize bu vatanı dar etmeye çalışanlara, biz bu vatanı dar ederiz”. Peki böyle bir istikrar kalıcı olur mu, o ayrı!

MİLLÎ BİRLİK DEĞİL DEMOKRASİ

Yeni Şafak seçim öncesinde “Başka Türkiye Yok” adıyla bir diyalog hamlesi başlatmıştı. Benden de bir paragraf istemişlerdi. Yazdım ama geç kalmışım. Yukarıdaki istikrar ve demokrasi anlayışı notuyla da kesişiyor. Buyrun: “Çelişkiyi veya eski tabiriyle ihtilâfı, iktidar olduğundan bu yana siyasî İslâm farklılığıyla kamusal alana ve siyasete taşıyan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ihtilâfın her çeşidinin demokrasinin temeli olduğunu kabullenmesi gerekiyor. İhtilâfta bir zarar yoktur, bilakis demokrasiler ihtilâfın iyi yönetimiyle güçlenirler. Gelişmiş her toplumda var olan ihtilâfları reddetmek, bu ülkedeki en hayatî ihtilâf kaynağı olan Kürt itiraz ve taleplerini ‘tekçi’, ‘millîci formüllerle yok saymak toplumu kapatır. ‘Millî birlik ve beraberlik’ dayatması farklılıkları düzler, tektip ve sadece görünürde uyumlu ama içten çürüyen bir topluma cevaz verir. Demokrasilerde maharet, doğal olarak siyasete taşınan ihtilâfları azdırmamak, normalleşmelerine (Türkiyelileşmelerine) zemin hazırlamak, onları doğru yöneterek çatışmaya ve kutuplaşmaya dönüşmelerini engellemektir. Bir cümleyle ifade edecek olursakdemokratik arayışın özü farklılıklarımızı ve bunlardan doğan ihtilâfları birbirimizi katletmeden muhafaza edebilmek, ihtilâfı bir ölüm dinamiği değil bir müşterek hayat dinamiği yapabilmektir.”

HDP’NİN OY KAYBI MESELESİ

Ne bu seçim ne öncekiler âdil ve özgürdü. Sadece bu masala inanmış ve inandırılmış bir iç ve dış kamuoyu var o kadar. İktidarı elinde tutanların HDP’nin barajı aşmaması için ellerinden geleni artlarına koymadığı açık. Her ahlâksızlık ve vicdansızlık, her yol mubahtı ve kullanıldı. Ancak Kürt bölgesel siyasetinin ve PKK’nin de HDP’nin oy kaybında payı olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Hendekli özsavunma ve peş peşe özyönetim ilânları, diğer taraftan PKK’nin savunma ötesi misillemelerinin oy kaybında rol oynadığını irdeleyen şu iki makaleyi dikkatle okumalıyız.

Celâl Başlangıç:

(www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/403083/HDP baraja degil savasa ve barikatlara takildi.html)

Cuma Çiçek:

(www.birikimdergisi.com/guncel-yazilar/7301/1-kasim-2015-secimleri-ve-hdp-kayiplar-ve-kazanclar)

[email protected]

[email protected]