• 7.02.2015 00:00
  • (1764)

 Komşu, Ekim 2009’da zamanın hükümeti alarm zillerini çalmaya başladığından bu yana son haftalarda olduğu kadar gündemde olmadıydı. Yunanistan’ın içinde bulunduğu kâbus üzerine neredeyse söylenmedik söz kalmadı. “Hayır” sonrasında üç konuyu ele alalım.

İlki AB ilişkisi. Komşu AB ile ilişkisini 1974’te, tükenmiş olan Albaylar Cuntası’nın umutsuz Kıbrıs çıkışı sonunda düşmesiyle yeniden kurdu. Ada’da darbeci Nikos Samson’a verdiği açık destek Cunta’nın sonu ve Yunanistan için de yeni bir başlangıç oldu. Konstantin Karamanlis’in önderliğinde üyeliğini hızla kotardı ve 1 Ocak 1981’de üye oldu. Daha önce Batı Avrupa dışında bir ülkeye genişlememiş olan Birlik kendi “medeniyet beşiği” efsanesi sayesinde Yunanistan’a “gelişmiş Batı demokrasisi” muamelesi yaptı. Kıbrıs’ın işgâli teveccühü katladı. Üyelik öncesi ve sonrasında ülkenin Osmanlı’dan miras kadim sorunlarının hiçbirinin üzerine gidilmediği gibi, kontrolsüz akan malî kaynaklar (Yapısal Fonlar) var olan siyasî, iktisadî ve içtimaî yapıları pekiştirdi. Yunanistan için Brüksel’de üretilen “AB’nin şımarık çocuğu” lâkabı bundandır. Bugün komşu 2004’te üye olan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin pek çok bakımdan gerisindedir. Tıpkı 1989’da Demir Perde açıldıktan sonra “benim Kopenhag Siyasî Kriterine ihtiyacım yok” diye şişinen Türkiye gibi! Sonunda çanak çömlek euroya dâhil olmasıyla patladı. Euro 1981’den bu yana taşıma suyla dönen, sıfır reform yapan ve AB’nin müşfik kollarında uyuyan bir Yunanistan için tam bir ölümcül tuzak teşkil etti. Bugün SYRİZA hükümetinden hesap soran Batılılarsa 1981’den bu yana SYRİZA’nın seleflerinin her icraatına göz yumanlardır.

İkincisi “hayır”ın Yunanistan ve AB için anlamı. Yunanlılar Haziran sonunda varılan anlaşmayı, canından kaybedecek başka bir şeyi kalmayanın ruh hâliyle “inceldiği yerden kopsun” diyerek reddetti. Ancak bu, Pazar akşamı uluslararası medyayı zapteden felâket tellallarının aksine her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. AB sorun çözmek için vardır, sorunları reddetmek için değil. Aylardır küstahça yayın yapanEconomist ve Financial Times gibi yayın organları ve radikal piyasacı zevat dahî Yunanistan konusunda artık daha dikkatli. AB politikacıları işin siyasî ciddiyetinin farkına vardıkça dosyayı ham maliyecilerin elinden almakta. IMF esinli “kemer sıkma” diktası ve neoliberal amentü esinli “herkes anasından kapitalist girişimci doğar” diktası çok ciddî bir darbe aldı.

Komşudaysa artık kimse “reform yapmayalım” demiyor, “böyle yapmayalım” diyor. Devasa malvarlığı olan Kilise vergi vermiyor. Ülke ihtimalen AB’nin vergi kaçırma şampiyonu. Orantısız bir memur kitlesi var. Türkiye’den ötürü 4 milyar euroluk bir askerî harcama var. Bunlar referandum sonucuyla güçlenen bir hükümetin zorda ve uzun soluklu da olsa yapabileceği işler. Karşılıklı beceriksizlik ve sağırlar diyalogu sonucunda biriken sitemlerin üstesinden gelmek kolay olmayacaksa da birkaç hafta sonra bir çare illâki bulunacaktır. İşte bu anlamda belki Yunanlılar şimdi Avrupalılaşacak, aynı zamanda belki Avrupa’yı da dönüştürerek.

Üçüncüsü geçen hafta gündeme gelen Yunanistan’a Türkiye’den yardım konusu. “Borçlarının bir kısmını biz ödeyelim” ya da “euroyu bir kenara koysunlar TL üzerinden ithalat kredisi açalım” gibi fantezist tekliflere gelene kadar yapılabilecek gayet somut işler var. İki ülke NATO müttefiki olmalarına rağmen gerçek bir saldırmazlık, karşılıklı güven ve barış aşamasına hiçbir zaman gelemedi. Bunun ardında kıta sahanlığı anlaşmazlığı ve esas Kıbrıs meselesi var. Kıbrıs’taki gayet olumlu gelişmeleri de gözönünde bulundurarak Türkiye komşusuyla ciddî bir kuvvet indirimi başlatabilir. Bu, her iki ülkeye de faydalı olacaktır. Türkiye tasarruf edilecek kaynağı eğitim, sağlık, adalete vakfedebilir. Yunanistan ise askerî harcamalarda indirimi alacaklılarıyla yapacağı anlaşmada koz olarak kullanabilir. Zaten alacaklıların taleplerinden biriydi bu. Çipras da 30 Haziran tarihli ve kabul görmeyen mektubunda “Yapısal malî tedbirler” bölümünde “Askerî harcamalara dair tavan 2016 yılında 200 milyon euroya, 2017 için de 400 milyon euroya indirilmeli. Askerdeki personel sayısı azaltılmalı” taahhüdünü veriyordu. (www.birgun.net/haber-detay/syriza-teslim-olmadi-iste-cipras-in-troykaya-mektubu-83923.html) Bu çerçevede Türkiye’nin tamamen Kıbrıs bağlantılı olarak 1975’te NATO’dan bağımsız olarak kurduğu 4. Ordu’da (Ege Ordusu) ilk aşamada kuvvet indirimine gitmesi muhtemel milliyetçi tepkileri de önleme potansiyeli sayesinde Yunanistan’a verilebilecek en somut destek olabilir. Bu olmayacak iş değil. Nitekim 2011 yazında AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik bu olasılığı kamu önünde dile getirmiş, bilahare ne olduysa lafını geri almıştı.

Keza, Yunanistan’ın IMF ile olan çok sıkıntılı ilişkisi hatırlanacak olursa geçen kasımdan bu yana IMF’nin Orta ve Doğu Avrupa İcra Ofisi Direktörü ve Hazine eski Müsteşarı İbrahim Çanakcı, her ne kadar Yunanistan’dan sorumlu olmasa da IMF’nin icra kurullarında nasıl bir tavır alır?

[email protected]

[email protected]