• 29.05.2015 00:00
  • (2496)

 Senelerdir fetih müsameresi üzerine yazarım. Bu yıl da kutlamalar, illallah dedirten o tarihdışı lümpen ezberle ama bu defa seçime odaklı olarak cereyan edecek. II. Mehmed’in tırnağı olamayacak zevat 15. yüzyıldan dem vurup kafa şişirecek. Yarın cumhurbaşkanlığı özel kutlama töreni bile var. Ama bahis bu değil. Bahis, Ayasofya oy uğruna Müslüman ibadetine açılacak mı? Geçen hafta Yeni Akit, daha önce bir imam ve cemaati, rüyasında Bülent Arınç ve daha birçok kışkırtıcı eşhas “açılaaa” diye bağırıp duruyor.AKP bunu da yapabilecek mi, bugün birazdan göreceğiz.

SELEFÎLEŞEN ANKARA

Ankara, bölgesinde tamamen tecrit olmaktan kurtulmanın yolunu Suudî Arabistan hempalığında ve yeni kralın temsil ettiği aşırı riskli oyunda görüyor. Adaşım Çandar’ın birkaç kez ayrıntısıyla dikkat çektiği Ankara-Riyad yakınlaşması İran karşıtlığıSuriye ve IŞİD’in faal olduğu her ülkede işbirliği ve ABD (ve Batı) ile giderek açılan makas olarak cereyan ediyor. Türkiye sadece, o da şimdilik, Yemen’de yok.

IŞİD-Türkiye işbirliği ise giderek artan dozda “eski müttefik” Batılı ülkelerin basınında yer alıyor. Geçenlerde New York Times’da çıkan, bomba yapımında kullanılan gübrenin Türkiye’den sağlandığı haberi endişe verici olmalıydı. Doğru dürüst haber bile olmadı burada. BM Güvenlik Konseyi’nin IŞİD’e yardım, yataklığın engellenmesini talep eden 2199 sayılı kararının izleme raporu Temmuz’da açıklanacak. Batı basınında çıkan haberler raporun nereyi işaret edeceğinin habercisi değil mi? (http://platform24.org/medya-izleme/810/medyanin-gozunden-kacan-kritik-karar )

Hızla selefîleşen Ankara’nın hariciyesi de sefilleşiyor. Dili İngilizce olan mühim ülke başkentlerindeİngilizceye hâkim olmayan sefirler olduğunu işitiyoruz. Başında sefir olmayan sefaret çetelesini de hatırlatalım: Kahire, Sana, Şam, Tel Aviv, Trablusgarp, Vatikan, Viyana. Erivan’da hiç sefir olmadı, Lefkoşa’da ise 1974’ten bu yana yokSıfır sefir politikası”!

CİHAT YAZILARI

Fetih, selefîlik derken klasiklere müracaat edelim. Daima ufuk açıcıdır. Bugün Elias Canetti’nin çözümlemeleri. “Güçle iktidar arasındaki ayrım oldukça farklı bir başka alanda, bir dine çeşitli düzeylerde tabi olmakta görülebilir. Tanrı’ya inanan herkes sürekli O’nun iktidarı altında olduğuna inanır ve bu iktidarla kendi tarzında uzlaşmıştır. Ancak bunu yeterli bulmayan insanlar vardır. Bu insanlar, Tanrı’nın kesin bir müdahalesini, tanrısal gücün tanrısallığını fark edip hissedecekleri doğrudan bir edimini beklerler. Tanrı’nın vereceği emirlerin beklentisi içinde yaşarlar. Onlara göre Tanrı, yöneticinin özelliklerinin daha açık bir türüne sahiptir. Her özel vakada, O’nun etkin iradesi ve bu insanların etkin ve bariz tabiiyeti dinin özü haline gelir. Bu türden dinler kadercilik öğretisine yatkındır bu dinlere inananlar başlarına gelen her şeyin Tanrı’nın iradesinin doğrudan bir ifadesi olduğunu her zaman hissederler. Böylece bütün hayatları boyunca boyun eğmek için yeni vesileler bulurlar. Sanki az sonra ezilmek üzere çoktan Tanrı’nın ağzına girmiş gibidirler. Ama bütün hayatlarını bu berbat yerde, cesaretlerini kaybetmeksizin ve hâlâ doğru olanı yapmaya çabalayarak yaşamak zorundadırlar. İslâmiyet ve Kalvenizm, bu eğilimin en kuvvetli biçimde sergilendiği dinlerdir. Bu dinlere inananlar, Tanrı’nın gücü için yanıp tutuşurlar, sadece O’nun gücü onları tatmin etmeye yetmez. Çünkü Tanrı’nın gücü çok uzaktadır ve onları fazla serbest bırakır. Küçük yaşlarda kendilerini sonsuza değin teslim ettikleri emir beklentisi, onlarda derin izler bırakır, ayrıca diğer insanlara karşı tutumları üzerinde de ciddî bir etki yapar. Bu sürekli emir beklentisi, askerlerinkine benzeyen bir inanan türü, kendileri için hayatın en gerçek temsilcisi savaş olan ve hayatı savaştan ibaret gördükleri için gerçek savaşlardan korkmayan insanlar yaratır.” Kitle ve İktidar s.285

[email protected]

[email protected]