Erdoğan’ın iyi yanı lâfı dolandırmadan aklından geçeni söylemesi. Sivri çıkışlarını törpüleme görevini meccanen üstlenmiş olan Arınç’ı kaç defa “yok canım ben tam da onu ifade ettim” diyerek ofsayda düşürdüğünü hatırlayın. Kendi için tasarlanmış, Türk tipinden çok “Erdoğan tipi” başkanlığın, lüzumsuz ve zaman kaybettirdiği düşünülen tüm denge denetleme mekanizmalarından arındırılmış bir başkanlık olduğunu 2010’dan beri yazarız. Şimdi kendisi de açıkça o tip başkanlığın tam da bu nedenden gerekli olduğunu söyleyince millet uyandı. Memleketi şirket gibi yönetme arzusu, kararların tek kişi tarafından alındığı sistemin doğal uzantısı. Sonuçta TC AŞ’nin patronu kendisi ve “şirketini istediği gibi yönetecek ve şimdiden “vekâleten” yönetiyor zaten. Ne var ki çağdaş dünyada onun sandığı gibi yönetilen şirket kalmadı, varsa da batıyor. Başarılı şirketler, kararların azamî istişareyle, gerektiğinde uzun süreçlerden geçerek, tekseçiciler tarafından değil ekip çalışmaları sonucunda alındığı yapılarla yönetiliyor. Nitekim memleketi hâlihazırda şirketten çok çiftlik gibi yöneten iktidarın aldığı kararların ne kadar sakat, eksik ve tehlikeli olduğunu yaşayarak görüyoruz.

BAŞKANLIK VE İSTİKRAR

Başkanlık sistemini pazarlayanların diğer bir satış argümanı istikrar”. Bu sistemin parlamenter demokrasinin aksine daha istikrarlı olduğu ısrarla tekrar ediliyor. İstikrardan kasıt hiçbir siyasî muhalefet,çatlak ses, aykırı görüş olmaksızın TC şirketini yönetmekOlabilir elbet, diktatörlükler de sonuçta gayet istikrarlıdırlar, birdenbire çökene kadar. Ancak bu istikrar argümanı şimdiki uygulamaya bakınca pek inandırıcı değil. Arzu ettiği başkanlığı fiilen epeyidir uygulayan Erdoğan’ın icraatının sonuçları istikrardan ziyade giderek derinleşen bir kaosa işaret ediyor. Bankacılık sektöründen Merkez Bankası’na, çevre felâketlerinden işçi cinayetlerine, basın, ifade, gösteri, inanç özgürlüklerindeki kısıtlamalardan dışpolitika fiyaskolarına kadar Türkiye mükemmel bir istikrarsızlık örneği olarak yerini almış bulunuyor.

KPK NE İŞE YARAR?

Avrupa Parlamentosu ile Meclis’in üyelerinden oluşan Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Türkiye’nin AB uyum çalışmalarında taraflar arasında bilgi akışı ve süreci kolaylaştırıcı işleve sahip eski bir ortak kurumdur. Kuruluşu 1965’e uzanır. AB işlerinin hızlı dönemlerinde KPK’dan sıkça söz edilirdi. AB işlerinin tavsamasıyla KPK da tavsadı. TBMM’li şahinlerle AP’li şahinler arasında sağırlar diyalogu, kimi zaman kördövüşü tadında cereyan eden toplantılar ve yemeli içmeli ama verimsiz seyahatlere dönüştü. Dün KPK’nın 7 Haziran seçimi öncesinde son toplantısı vardı. Şimdi sıkı durun, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı AKP’li Ayhan Sefer Üstün hangi konularda sunum yaptı dersiniz? “Irkçılık, Yabancı Düşmanlığı, İslamofobi ve Diğer Her Türlü Ayrımcılıkla Mücadele” ile “Medya Özgürlüğü”. Bir Dışişleri bürokratı da “Terörizmle Mücadele”! Muhalefet her zamanki gibi kendilerine danışılmadan AKP tarafından hem kendilerine hem AB’ye dayatılan ve ele alınan konulara bakınca herkesle alay eden gündemi protesto ederek toplantıyı boykot etti. AB işleri Türkiye’nin gündemine artık böyle gelecek.

ANTEP’TE 1915

Cumartesi Antep Düztepe Cemevi’nde Armenia Weekly’nin eski yayın yönetmeni Haçik Muradyan ve YSGP Eşsözcüsü Sevil Turan’ın katılacağı “Antep’teki kültürel çeşitliliğe ne oldu” başlıklı bir 1915 paneli var. Antep’te daha önce bu konuda ve bu ayarda bir toplantı hatırlamıyorum. İlginç şeyler oluyor toplumda.

TUNUS’TA İSLÂMÎ TERÖR

Arap ayaklanmalarının başladığı Tunus geçen dört buçuk yıl zarfında en başarılı sınavı veren yegâne ülke oldu. Çarşamba günkü İslâmî terör Tunus’un başarısına ve ana gelir kaynağı turizmi hedef aldığı ölçüde ülkenin istikrarına tecavüzdür. Yazıklar ve lânetler olsun. Saldırı Tunus’ta Ennahda dâhil her kesimce lânetlenirken şu saate kadar Ankara’dan tıs yoktu.

[email protected]

[email protected]