• 19.12.2014 00:00
  • (1653)

 Memleketi tahkim eden yegâne dinamik başkanlık muradı. Yolsuzluk iddialarını bertaraf etme azmi dahi bununla bağlantılı. İktidarın bu hedef doğrultusunda yıkmayacağı kurum, yakmayacağı gemi, atmayacağı köprü yok. Memleketin kurumlarının hâli ortada. Kimi Osmanlıdan miras devlet kurumları külliyen çöktü, keşmekeş banalleşti. Futbol dahi bitti. Sıra dışilişkilerde. 1945 sonrası Türkiye’nin girdiği ittifaklar art arda sabote ediliyor. NATO, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, AGİT tüm bu ittifaklar/ kurumlar, diğer taraftan Batı devletleriyle ikili ilişkiler hızla aşınıyor. İktidarın indinde Batı ve özellikle AB, Avrupa Birliği demek değil Ayak Bağı demek. Batı’nın indinde de Türkiye eski bildik stratejik müttefik değil, sadece daha fazla Rusyalaşıp, katılaşıp başa bela olmaması için kol mesafesinde tutulması gereken bir potansiyel sorun. Dün başlayan AB Konseyi zirvesi tam 10 yıl önce aldığı, üyelik müzakerelerini başlatma kararını gözden geçirdi ve Türkiye’nin gayridemokratik gidişatına binaen bundan böyle müzakere olamayacağına hükmetti. Ancak yeni olan şu: AB’nin kararı, Batı’nın ne dediği ve bunların olumsuz sonuçları iktidarın umurunda değil, aksine kopuş tasvip ve teşvik ediliyor. Değersiz yalnızlığa gark olan Yeni Türkiye! Ne ki, nasıl dünya beşten büyükse, Türkiye de tekadamdan büyüktür.

HDP VE BARAJ

HDP’nin seçime parti olarak girmesi destekçilerde Meclis’e girememe endişesi, karşıtlarda ise iktidarla “işbirliği” kuşkusu yarattı. Partide yorumlar farklı. Biri şu: HDP’nin parti olarak seçime girme kararı illerdeki teşkilâtlanmayı pekiştirmek, güçlü vekil adaylarının çıkmasını sağlamak. Buna rağmen kamuoyu araştırmaları olumsuz çıkarsa, bağımsız aday formülüne geri dönmek. Yaşayıp göreceğiz.

MÜZAKERE ÖZÜRLÜ TÜRKİYE

Kıbrıs, AB, Kürdistan, Ermenistan, Yunanistan, Ortadoğu… Türkiye’nin müzakere etmeyi becerip, sonuç elde ettiği bir konu, bir sorun var mı? Bunlar dış meseleler, ya içeride? Evin içinden başlayarak müzakere etmesini bilen bir insan topluluğu muyuz? Kamu otoritesinin halktan gelen bir talebi müzakere ettiği görülmüş müdür? Müzakereyi kendi pozisyonunu ölesiye dayatmaktan ibaret sanan, taviziyse dünya sonu bir tavır addeden bir cemaatler topluluğuyuz. Tavizden “tek taraflı vermek” anlarız, oysa Arapça “karşılığında bir şey vermek” demektir, yani birebir müzakereyi ifade eder. Müzakere bu memlekette umumiyetle çok konuşma” diye biter.

VİCDANLILAR

2015’te soykırım ile ilgili muazzam bir bilgi akışına tanık olacağız. Ermenilerin vatanlarında başlarına gelenlerle ilgili kamuoyunun hiç bilmediği gerçekleri duyacağız. Üstelik sadece mezalim değil, komşularını ölümden alan vicdanlı Müslümanların hikâyelerini de duyacağız. Erivan’daki Soykırım Müzesi o vicdanlılarla ilgili bir bölüm açıyor. Keza yakında piyasaya çıkan, vicdanlıların kurtardığı ailelerin torunları ile Ermenistan’da yapılan röportajlardan oluşan “100 Yıl Gerçek Hikâyeler” başlıklı kitap… Keza Hrant Dink Vakfı’nın bu konudaki çalışmalara verdiği burs… Pandora’nın kutusu daha yeni açılıyor.

LİBYA’DAKİ YENİ DOSTLARIMIZ

Libya fiilen bölündü. İki uzlaşmaz tarafın pozisyonları ve destekleri aşağıdaki gibi. Trablus’ta sabık Başbakan Ömer El-Hassi’nin başını çektiği koalisyonda bilumum radikal İslamcı grup var. Bu hizip geçen ağustosta lağvedilen Ulusal Konsey’in hâlâ geçerli olduğunu iddia ediyor. Diğer grubun başını ise geçen hazirandaki genel seçimlerde işbaşına gelen Tobruk merkezli Başbakan Abdullah El-Thani çekiyor. Libya ordusunun büyük bölümü, federalist gruplar meşru başbakanı destekliyor. Şimdi Türkiye kimin yanında dersiniz? Tabii ki gayrimeşru başbakanın, üstelik Katar ve Sudan’la birlikte. Geriye kalan uluslararası toplum ise meşru Başbakan El-Thani’yi tanıyor!

[email protected]