Süflî ve seviyesiz dört dörtlük bir tartışma arıyorsanız bakınız seçim barajı! Baraj ve temsil adaleti açısından mütalaa verecek olan AYM’nin Başkanı hakkında Erdoğan: “Bizim kitap yüklü merkeplere (eşeklere)değil, kitabın içindekini sindiren insanlara ihtiyacımız var.” Selvi: “Hukuk darbesine hazırlanılıyor.Kuzu: “Ama böyle bir karar verilirse de yok hükmünde sayarız, bu karar uygulanmaz.” Davutoğlu: “Biz baraj falan tanımayız, biz milleti tanırız.” Yüzde 10 barajının ebediyen kalacağından emin, Haziran 2015 seçimi sonucunu veren Mahçupyan: “AKP yüzde 48, CHP yüzde 24...”

 

Bin bir dereden su getiren AKP’nin tartışmadan son derece rahatsız olduğu, hattâ paniklediği açıkMuhalefet eskiden iktidarın bahşettiği fırsatı değerlendirmemişmiş: bugün elini tutan mı var? AİHM 2007’de baraj iyidir demiş: tam öyle değil! 2007’de AİHM DEHAP’lıların açtığı davada barajın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin seçme seçilme hakkını bütün Türkiye vatandaşları açısından ihlâl etmediğini söyleyerek esastan bir okuma yaptı. Ama Avrupa’daki en yüksek baraj olduğunu ve düşmesinin arzu edilir olduğunu da belirtti. İşine gelince AİHM’e referans, Alevîlerle ilgili inanç/ ibadet özgürlüğü kararında olduğu gibi işine gelmeyince “biz millî yolumuzda yürür, AİHM tanımayız!”.

 

Bu lafazanlığa vemızıkçılığa bakmayın siz, mesele gayet basit: AKP oy kaybederse memleketi tamamen kontrol altına alacak olan devlet başkanlığı rejimi riske giriyor.Yoksa AYM’nin mütalaası sonucunda baraj düşürülse bile 2015 seçimine yetişmez. Korku dağları aşmış!

 

 

YOLSUZLUK ENDEKSİ

 

Çarşamba açıklanan 2014 Dünya Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde notumuz küttedek beş puan düştü, 45’e geriledi. Böylece son altı yıldaki ilerleme“sıfırlandı”. Sıfırlıyoruz ya... (www.seffaflik.org)

 

 

LAİKÇİLİKTEN ANTİLAİKLİĞE

 

Liberaller, bireyin laikliğinin anlamsızlığından hareketle “laikçiliğe” karşı hep devletin laikliğini yani kabaca, bütün inançlara aynı mesafede durması ilkesini savundular. Devletin, laikliği bireylere dayatmasını eleştirdiler. Sonunda devlet laikçilikten laikliğe doğru yol almaya başladı. Laikliği dayatmaz oldu, diğer din ve mezheplere olması gereken eşit mesafe üzerine düşünmeye başladı. Derken, devlet gerçekten laikleşeceğine antilaikleşmeye başladı, Sünnî İslâm lehine. Bugün sorun yine devletin laikliği!

 

 

SÜNNET VE AKİDE

 

Geçen cumaki sünnet mevzuuna erkek sünnetinin sıhhî olduğu, zira ABD’de de yapıldığı iddiasını hatırlatan tepkiler geldi. Sünnetsiz Avrupalılar sıhhatsizlikten kırılıyor zahir. Dinî akideler önemli ama bunlara ilmî, “fennî” kılıflar uydurmayalım.

 

 

BEDELLİ İLE VİCDANLI

 

Bedelli “bahşedildi”. Seçime yaklaşırken bekliyordum, demek seçim kampanyası başlamış, aynı zamanda bedelin parası da hükümete acilen gerekiyormuş. Memleketin ergen oğlan çocuklarının ve ailelerinin tantanalı (ve ölümlü) asker uğurlamaları yanıltmasın, askerlik deyince ilk akla gelen tüymektir. Bedelli ise tüymenin en sinsi tezahürüdür. Hiçbirinin aklına vicdanî retçi olmak gelmez zira erilliğe yediremezler.

 

 

YENİ STRATEJİK ORTAĞIMIZ RUSYA

 

Erdoğan Basını ikili zirveden sonra Batı’nın ödünün koptuğunu müjdeledi: “Türkiye’ye jest, Avrupa’ya rest”! İki otokratın birbirine olan medyunluğu ve Türkiye’nin Rusya’ya enerji bağımlılığından başka ortaklık olmaması ve iki ülkenin dış politikada asla anlaşamamaları önemsiz!

 

Putin’in Rusya’sı sermayenin zaten kaçtığı bir ülkeyken Batı’nın malî ambargosu ve düşen petrol fiyatlarıyla iyice zora girdi.Çin ve Türkiye gibi otoriter ülkelerle işbirliğinden başka seçeneği yok. Bu anlamdaErdoğan’ın ne çok Putin’e ihtiyacı varsa Putin’in de o kadar Erdoğan’a var. Sonuçtakendilerini dünyadan tecrit eden,sağı solu belli olmayan,tehditkâr, biri iri diğeri diri iki kabadayı var Avrupa’nın burnunun dibinde. Kim çekinmez?

 

[email protected]

[email protected]