İktidarın vurdumduymaz keyfîliği karşısında verilen yaygın cevap, siyasî alternatif oluşturacak muhalefet olmamasıdır, mâlum. Türkiye’de muhalefet yok da misâlen Fransa’da alternatif oluşturacak muhalefet var mı?Diğer Avrupa ülkeleri daha farklı değil.Türkiye’deki başıboşluğun nedeni, iktidarın keyfîliğini denetleyecek, dengeleyecek idarî ve hukukî yapıların işlemez hâle getirilmiş olmasıdır. Devlet mekanizmasının çökmesi olarak da söyleyebileceğimiz bu durum diğer ülkeler için geçerli değil. Oralarda alternatif oluşturanmuhalefet olmasa da iktidarlar burada olduğu gibi aklına eseni yapamaz. Muz cumhuriyetileşmek böyle bir şey.

“MİLLÎ, YEREL” SÜREÇ

“Oslo, aracılı yürütülen bir süreçti ve sonuçlarını gördük. Yürümedi” diyor Davutoğlu. İktidar Oslo’nun ne olduğunu bir açıklasa da kamuoyu ve uzmanlar değerlendirse. Ama esas mesele şu: Aracı başka üçüncü göz başkadır. Ne de olsa bu farkları daha yeni öğreniyoruz. Aracı müzakereye müdahildir, üçüncü göz kayıt tutmakla yetinir ki kim ne dedi bilinsin.Şeffaflık ve karşılıklı güven için elzemdir. Kürt tarafı iktidarla görüştükten sonra üçüncü göz konusunda “yabancı” formülünden vazgeçmiş izlenimi verdi. Sekizer gözlemci ile işin idare edilebileceği düşünülüyor. Bu sekizer gözlemci taraflar tarafından seçilecek, dolayısıyla tarafların temsilcileri olacaklar. Oysa tarafsız, yabancı üçüncü göz hiçbir tarafın temsilcisi olmaz. İki tarafın âkilleri ters düştükçe --ki Allah’ın emri--, eğlence eksik olamayacak demektir. Gün geldiğinde “yabancı” gözlemci ihtiyacını tekrar konuşacağımızdan emin olun.

GEZİ, YENİDEN

İktidar Gezi’yi tekrar gündeme getirdi. Emrindeki yargı kışlayı reddederse kışla yapılmayacakmış. Reddetmezse referandumla halka sorulacakmış. Görünüşte pek demokrat değil mi?

Referandumda amaç, sorulan soru ve oy çoğunluğu vasıtasıyla seçmenden sözümona demokratik onay alarak bildiğini okumaktır. Oysa bir oylamanın özü, neyin oylandığının oy veren tarafından bilinmesidir. Demokraside seçmen, yasa, yönetmelik ve genel işleyişle ilgili gayet kısıtlı bilgiye sahiptir. “Demokrasi açığı” kavramının özü budur ve bütün ülkeler için geçerlidir. Toplum hayatının çetrefilliği ve teknolojinin hükümranlığı gelişmiş demokrasileri uzman ve teknisyen imparatorlukları hâline getirmiştir. Bunu dengelemenin en katılımcı, etkin ve demokratik yolu Etki Analizi’dir.

Etki Analizi, kamu otoritesi tarafından kamusal alanda gerçekleştirilmesi düşünülen veya özel olup kamusal alana etkisi olabilecek herhangi bir projenin karar ve uygulamasından önce olumlu ve olumsuz muhtemel her etkinin incelenmesi, bulguların kamuyla paylaşılması ve karar alıcılara ulaştırılması demek.Gelişmiş demokrasilerde kamuyu ilgilendiren karar Etki Analizi sonrasında alınıyor. İktidarın bu mekanizmalardan nasıl ürktüğü ve engellemek için neler yaptığını iyi biliyoruz.

Sandık demokrasisinde bir “ara sandık” niteliğinde olan referandum siyasî katılım alanını açan değil daraltan, demokratik talebi karşılamada yetersiz bir araçtır. Bir bakıma siyasetin sıfır noktası! “Referandum” lafını duyunca heyecanlanmayalım, aldanmayalım.

AÇIK RADYO’NUN 20. YILI

Geçen hafta açık radyomuzun 20. yılını idrak ettik. Bendeniz en başından beri işin içinde vardı. Dağılmış Yugoslavya’dan haber geçerdim, 1999’dan itibaren Avrupa Yolunda adlı haftalık programı yapmaya başladık. AB işi tavsayıp memleket yolunu şaşırmaya başlayınca programın adını Nereye Doğru yapalım dedik. Doğruymuş. Kuruluşundan beri “kâinatın tüm seslerine, renklerine ve titreşimlerine Açık Radyo” şiarına yakışan 1122 gönüllü programcı, birey ve toplum hayatını ilgilendiren neredeyse her konuda 981 farklı program yaptı, radyoda. Serencamını öğrenmek için (http://acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=la&cat=30)

[email protected]

[email protected]