• 14.11.2014 00:00
  • (1485)

 AKP’nin tarih anlatısı (daha tarih yazımına geçilemedi) Osmanlı bakiyesi Ortadoğu’da sınırların emperyal güçlerce çizildiği, bu haksızlığın AKP’li Osmanlı torunlarınca giderilmekte olduğu masalını pek beğeniyor. Ama iş masalla bitmiyor, Irak ve Suriye’de artık eski sınırların geçerliliği kalmadığından hareketle sınırların yeniden çizilmesi için elde cetvel, kafada mezhep, dizayn yapılıyor. Tıpkı emperyalistlerin yapay sınırları gibi! Oysa sınırla oynamak Çekoslovakya’da Çeklerle Slovakların kadife ayrılığı dışında Soğuk Savaş sonrasında hiçbir coğrafyaya hayır getirmedi. Genellikle yapay bir sınır yeni bir sınırdan evlâdır, eğer o sınırlar içerisinde hak ve eşitlik vâki ise. Eğer hak ve eşitlik vâki değilse çizilecek yeni sınırın da bir faydası olmaz. Aksine yeni sınır içerisine hapsolmuş türdeş ve aynı millî hissiyatla hareket ettiği varsayılan insan topluluğu kendine zarar vermeye başlar. Diğer taraftan, AKP’li sınır mühendislerinin görmezden geldiği gayet nazik bir husus daha var. Irak ve Suriye’nin sınırları yapay da Türkiye’nin sınırları yapay değil mi?

“BARIŞ SÜRECİ”

İktidar ile kalemlerinin elâleme gösterebilecekleri son cazip malzeme, akıbeti giderek belirsizleşen “barış süreci”. Barış eskiden olduğu gibi içi boş bir sözcük olarak hayatımıza girdi ve giderek ateşkesle eşitlendi. İktidar cenahında 2013 başındaki tutum aynen sürdüğü gibi, o vakitler “barış, barışın adını telaffuz ederek olmaz, barış kurum ister” diyenlere edilen hakaretten bir nebze nedamet getirilmiş değil. Seçim ve iktidar hesabı yapan kasaba kurnazlığıyla, ama daha vahimi Kürtleri asla eşit vatandaş olarak görmeyen, AKP seçmeni makbul Kürdü diğerlerinden ayıran bir zihniyetle barış inşası anca bu kadar oluyor. Ateşkes ise Kürt siyasî hareketinin çabasıyla sürüyor.

İktidar tarafının bir şehir efsanesine dönen yol haritasından anladığı, silahsızlanma. Oysa silahsızlanma için güven gerekiyor. İktidar bin bir türlü güvenlik önlemi sonucunda Kürt tarafına güven vermediği gibi, bırakın barışın kurumlarını kurmayı, seçim barajının kalkması gibi “yol temizliği” yapmaktan bile kaçınıyor. Böylesi bir ortamda “barış süreci”, Kürtlerin ateşkesi sürdürerek bölgede kurdukları asgarî hâkimiyeti pekiştirmek, iktidarın da bu sayede 2015 seçimine salimen vasıl olarak azamî oy toplamasıyla sınırlı.

Tekrar edelim demokratik kurumsal altyapısı olmayan ve ateşkesten ibaret olan barışta ateş yeniden başlama potansiyeli taşır. Ya da iş ayrılıkla biter.

EBEDÎ MAĞDUR

“Her gün uluslararası birtakım gazeteler çıkıyor, tamamen yalan ifadelerle, aslı ve mesnedi olmayan bilgi kırıntıları ile Türkiye’ye karşı algı operasyonu yürütüyorlar.” Önce Paris’te yakındı, akabinde her mikrofon önünde tekrarlıyor. Zira Tayyip Erdoğan’ın mağduriyet söylemi, birkaç iktidar kaleminin ısrarına rağmen artık içeride satmıyor; mağduriyet dış mihraklara, lobilere ihale edildi gayri.

GÜLÜMSEME

AKP’li muktedirler, Abdullah Gül istisnası dışında hiç gülümsemedi. Gül de Huber Köşkü’nde “inzivaya” çekildiğinden ortalıkta bırakın güleni, gülümseyen adam (adam çünkü kadının adı yok) kalmadı. Muhalefet gülümseme konusunda daha iyi değil. Hoş, artık gülümseyecek bir durum da kalmadı. Toplum, mizah dergileri, Twitter’deki sürekli ferahlama, Zaytung ve avatarlarının temsil ettiği “illallah” patlaması ile şimdilik durumu idare ediyor. Ancak o da şaka kaldırmaz, hiciv sevmez, nobran iktidar müsaade ettiği ölçüde...

YILIN EKOLOJİ ŞAKASI

İktidar şaka kaldırmaz ama aldığı karar ve verdiği beyanlarla bizi gülmekten kırıp geçirmeyi de ihmal etmez, istemeyerek de olsa... En taze örnek süregelen doğa katliamları hakkında artık bi konuşma ihtiyacı hissetmiş olan Orman ve Su İşleriBakanı Veysel Eroğlu’ndan: “Yabanî meyve ağaçları dikiyoruz.

[email protected]

[email protected]