• 17.10.2014 00:00
  • (1602)

 Salı Meclis’e gelen “olağan sıkıyönetim” yasaları memleketin kavruk demokrasisinin dahi ruhuna El Fatiha okutacak çapta. Geçenlerde “devlet çöktü” diyor ve AKP’nin, çoğu Osmanlıdan devir devlet kurumlarını nasıl yerle bir ettiğini anlatıyordum. Adliye, Askeriye, Hariciye, İlmiye, Maliye ve Mülkiye’nin hızla itibarsızlaştırıldığı, kurumsal hafızalarının boşaltıldığı ve kurum olmaktan çıkarıldığı bir evredeyiz. Bu kurumlar çağın ve dünyanın eğilimlerini içselleştirerek dönüşmek, yani demokratikleşmek yerine mevcut iktidar tarafından lağvediliyorlar. Bedeli çok ağır olacak, zira devran döndüğünde AKP’nin halefi olacak hükümet bu kurumların enkazını devralacak. Dolayısıyla, zamanlamasından bağımsız olarak, geçiş döneminin bekasını garantiye almak için bugünden tahribat ve yıkımın çetelesini tutmak gerekiyor ki seçmen vatandaş manzarayı görebilsin. Bu envanter çalışması muhalefet partileri ile sivil toplumun işi olmalı ve ivedilikle başlamalı.

21 EKİM!

Geçen pazartesi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın kaleminden çıktığı söylenen ilk yol haritası Kürt tarafına verildi. Bütün bileşenler teklifi inceleyecek, gelecek salı görüş beyan edecekler. Aksi istikametteki işaretlere rağmen yeni bir ışık belirdi. İnşallah “barış bekleyen” Kürt kitlesini ve kuşkucu Türk kitlesini ikna eder. Uygulama için ciddiyet ve uzun vade bilinci gerekiyor. Tekrar edelim: 1847’de Botan Emiri Bedirhan Bey’in Osmanlıya teslim olmasından bu yana süren bir çatışmanın sekiz ayda çözülmesinden bahsediliyor! Seçime kadar her şey bitecek iddiası var mâlum.

Hükümetin çözüm konusundaki gönülsüzlüğünün en güçlü tezahürü Rojava konusundaki müzmin muhalefeti. Kürt siyasetinin olmazsa olmazlarından biri olan ademimerkeziyetin fiiliyata geçtiği Rojava’ya Ankara’nın takındığı tavır her şeyi anlatıyor.

ROJAVA ALERJİSİNİN ÖZÜ

Celal BaşlangıçRojava’da mükemmel bir röportaj gerçekleştirdi. T24’te çıktı, okunmalı: (http://t24.com.tr/yazarlar/celal-baslangic/kobane-gercegi-isid-laik-kurtlere-dusman-uluslararasi-toplum-da-kurtlerin-iradesine,10379)

Diyor ki, Rojava Toplumsal Sözleşmesi başlıklı anayasasının ilk paragrafı şöyle: “Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için; demokratik toplum bileşenlerinin siyasî-ahlakî yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için; kadın haklarına saygılı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için; savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için bizler demokratik özerk bölgelerin halkları Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asurî ve Aramî), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz.” Aklımızı korumaya çalıştığımız tımarhanede kabul görmüş benzer bir paragraf var mı? Türkiye muktedirinin ve maiyetinin “Rojava” denince neden kontrolü kaybettiğini anlamak zor değil.

Bugün Rojava’da kadınlar en az erkekler kadar, karşılarındaki kudurmuş erkek sürüsüne kafa tutuyor. Bırak Sözleşme’deki niyet beyanını, bu olgu bile hükümetin (ve IŞİD’in) Rojavalı alerjisine yeter.

EBOLA VİRÜSÜ

Tam“bizdeki irili ufaklı virüslerle uğraşmaktan Ebola yazmaya vakit kalmıyor” diye yazmıştım ki bir karantina haberi geldi. Bakanlığın bu belâdan haberdar olduğunu, önlem aldığını gösteren bir işaret hâlâ yok. Websitesinde temel atma, diş fırçası dağıtma haberi filan var. Amerika ve Britanya havaalanlarında kontrol yapıyor, AB’nin eli kulağında. İstanbul Havalimanı ise yine “dünyanın ennn bir şeyi” seçilmiş; THY dünyanın dört bucağından İstanbul aktarmalı yolcu taşımakla övünüyor ama bu tip bulaşıcı virüslerin tam da bu yolla geleceğinden pek haberdar gözükmüyor. Hiçbir bilgiye ulaşmak mümkün değil. Saldım çayıra, Mevla’m kayıra!

[email protected]

[email protected]