• 10.10.2014 00:00
  • (1550)

1974’te Kıbrıs’taki Samson darbesinin ardında içeride tükenmiş Yunan Albaylar Cuntası vardı. Türkiye’nin, müdahalesiyle cunta rejimi çöktü, bugün albaylar birer birer hapiste ölüyor. 1982’de Arjantin açıklarındaki Britanya toprağı olan Malvinas/ Falklands adaları içeride tükenmiş olan Arjantin Cuntasının kararıyla işgâl edildi. Londra, adaları kısa zamanda geri aldı, 1976’dan beri Arjantin’i mahvetmiş olan cunta rejimi 1983’te çöktü, liderleri adalete hesap vermeye hâlâ devam ediyor.

 

Tezkereyle birlikte Erdoğan’ın emrindeki ordunun ülke toprakları dışında ne yapacağı sorusu kafa kurcalıyor. Rojava’daki özerkliğe müdahale hedefleniyorsa, IŞİD bu işin taşeronluğunu zaten yapıyor. Eğer hedef IŞİD’e karşı bir askerî müdahale ise bugüne kadar tam aksi yönde tavır alan hükümetin IŞİD’e cepheden saldırıya geçmesi mâkul değil. IŞİD’in gazabından korkarak askerî müdahalede bulunmaktan çekinmekle IŞİD’e destek vermek arasında gidip gelen bir hükümet sözkonusu...

 

Geriye kalıyor Beşşar Esad ve Suriye hükümeti. Aldığı oya ve seçim başarılarına rağmen tükenmiş ve uzatmaları oynayan bir rejimden söz ediyoruz. Suriye değil, burası. Arjantin ve Yunanistan emsalinde olduğu gibi, zevahiri kurtarmak adına pek sevdikleri “çılgın projelerden” birini daha hayata geçirebilirler. Türkiye böyle bir maceraya sürüklenirse, hükümetin mıntıkada varsaydığı destek ne olursa olsun, sonu her bakımdan felâket olur.

 

 

İKİNCİ GEZİ

 

Erdoğan medyası yazıcıları Kobane eylemlerinin adını koydu: İkinci Gezi! Yani hükümete darbe teşebbüsü. İlk bakışta zırva gibi görünse de bir hakikate işaret etmiyor değil, ama yazıcıların dediğine değil. Nasıl Gezi hükümetin yıllardır toplumu içine sokmaya çalıştığı deli gömleğine gençlerin başını çektiği bir “yeter” çığlığı olduysa Kobane de Ocak 2013’ten bu yana barış bekleyen, barış için bekletilen Kürt gençliğinin “yeter” çığlığının vesilesi oldu. Kürt siyasî hareketinin tam manasıyla kontrol edemediği, kanaat serdedenlerin tam manasıyla kavrayamadığı, bildik “manipülasyon” tezleriyle anlatmaya çalıştığı bağımsız bir dalga bu. Rojava’nın başına gelebilecekler ve barış sürecinin akamete uğraması dalgayı katlar.

 

 

“MAĞDUR SÜNNÎ DAİMA HAKLIDIR”

 

Kürtlerin talep ve eylemlerine yıllardır verilen cevaplardan biri mağduriyetin illâki haklılık karinesi olamayacağıydı. Daha çok liberal kalemlerce dile getirilen bu tespit, şimdi hükümet safına geçmiş olanların analizlerinde Sünnîlere uygulanmıyor. “Sosyolojik gerçek” adına yapılan analizlerde Irak, Suriye, Türkiye’deki Sünnîlerin, çoğunluk olmalarına rağmen eskiden, şimdi ve ezelden beri çektiği cefa onların haklılıklarının karinesi sayılıyor.Haklılık yelpazesi, Türkiye’de seçim kazanmış çoğunluğun doğal tahakkümünden intikam alan IŞİD’in kafa kesme çalışmalarına, azınlık olan Kürtlerin Rojava’da yaptıkları özerklik hatasının telafisinden IŞİD’in devletleşme hakkına kadar uzanıyor. Bu sakat analizler, okuyan açısından, cereyan eden bütün kepazeliklere bahane bulmak ve ferahlamak için biçilmiş kaftan. Ahlâkî tahribatını görmek için falcı olmaya gerek yok.

 

 

BUGÜNÜN TERÖRİSTİ YARININ DEVLET ADAMI

 

Katil sürüsünün “devletleşme” hakkı ve böylelikle Mezopotamya’nın mağdur Sünnî topluluklarının haysiyetini kurtarma projesine ulus-devletleşme diyenler artıyor. Neresinden tutsak? Pakistan projesindeki din devleti fiyaskosu Sünnistan’ın akıbetini kestirmek için yeterli değil zahir. Böyle bir devletin tek “dostu” Türkiye olabilir. Peki, bu muhteşem ikilinin bölgedeki muhalifi kim olur? Bütün Kürtler, Şiiler ve İsrail! “Petrol aksın da kim yönetirse yönetsin” diyeceği farzedilen Batı’nın ise Sünnistan’ın kelle uçurucularını önce kendi islamofobik kamuoyuna hazmettirmesi gerekiyor. Dayandık mı reelpolitiğin sınırına!

 

[email protected]

[email protected]